Kadınların karanlıkla savaşı

Haberleri —

Gazeteci, yazar, sinemacı Caroline Fourest’in, YPJ’li kadın savaşçıları anlatan “Soeurs d'Armes/ Silah Kız-kardeşliği filmi Ekim ayında Avrupa’da gösterime giriyor. Büyük merak uyandıran film kadınların DAİŞ’e karşı mücadelesine odaklanıyor.

SELMA AKKAYA / PARİS

Gazeteci, yazar, sinemacı Caroline Fourest, YPJ’li kadın savaşçıları anlatan “Soeurs d'Armes/ Silah Kız-kardeşliği filmi için "cihatçılara korku salan ve bizi DAİŞ’ten kurtaran bu Kürt savaşçıların hikayesi ile yola çıktım" diyor.

Fourest film için kendi sitesinde yazdığı makalede, "Yirmi yıldan fazla kelime ve imge ile mücadele ettikten sonra, yaklaşık 19 kitap, 21 belgesel ve kısa bir filmden sonra, yeni bir sayfa açmaya karar verdim: İlk uzun metrajlı filmimi yapmak için. Yazmak, fon bulmak, üretmek ve "Silah Kızkardeşleri" göstermek üç yıl sürdü. Kürdistan'da tanıştığım gerçek olaylardan, hayatta kalanların ve savaşçıların yolculuklarından ilham alan bir kadın destanı. Bu, DAİŞ’ten kurtulan bir Êzîdî kadın ile dünyanın dört bir yanından gelen savaşçıların, cihatçılara karşı Kürtlerle savaşmak için bir kardeşlik ve yoldaşlık hikayesi. Feminist bir savaş filmi. Bu filmi Ekim ayında sinemada keşfedeceksiniz" sözleriyle Ekim ayında gösterime girecek filmini özetliyor.

Filme Êzîdî kadınları ilham oldu

Bu serüvenin başlangıç noktası 3 Ağustos Êzîdî katliamının yaşandığı 2014 yılı. Yaşanan katliam ve sonrasında köle pazarlarında satılan kadınlar, öldürülen çocuklar, göç ettirilen Kürt Êzîdîlerin görüntüleriyle çarpılan Fourest, önce bölgeye gidiyor. Orada bir gazeteci olarak çalışırken, bölgede birçok insanın deneyimi ve bilgisiyle yüreğini acıtan bu süreçten filmin senaryosu oluşmaya başlıyor. Fourest, "Kürtler finalde aynı bayrak altında birçok dini, ırkı ve kültürü birleştirmişti direnişleriyle. Bu film oluşurken konuya dair yazan birçok insan gbii Patrice Franceschi deneyimleri ve Kobanê direnişi sırasında yazdığı kitabını yararlandım. Bölgeye gittim. Bu, bireysel ve kolektif özgürlük, ekonomik adalet, azınlıklara saygı, laiklik ve özellikle cinsiyet eşitliğine dayalı sistem kurma arayışı beni çok etkiledi. Orada kadınlar hem eğitim alıyor hem de savaşıyor. Odalarına girdiğimde bir taraftan Abdullah Öcalan posterleri diğer yanda Rosa Lüksemburg portresini asıyorlar. Devrimci feministler onların ikonlarıdır. Bu kadınlar, cepheye gitmek için birçok duvarı aşarak yol aldılar. Birçoğu da, Êzîdî köleleri Şengal’de kurtardı ve daha sonra onları savaşta eğitti" diyerek onun filmine karekterlerine, mankenler değil bu kadınların ilham olduğunu ifade ediyor.

Karakterler Rojava’daki çeşitlilikte

"Gerçekte, yabancı gönüllüler genellikle dağınıktır ve 1930'ların sonlarında İspanyol Cumhuriyetçileri Franco'ya karşı savaşanları hatırlayın. Kürtlerdeki bunun gibi olmadı. Örneğin "Bataclan'ın gençlerinin intikamını almak" istediğini söyleyen bir Fransız lejyoneri Gabart, Rakka'da ölümüne savaştı. İngiliz feminist ve sendikacı Anna Campbell, Efrîn’e bombardımanı altında hayatını kaybetti. Amblemi pembe bir arka plan üzerinde AK-47 saldırı tüfeği olan bir LGBT birimi (queer isyancı ordusu), bir süre önce Twitter'da küçük bir numara yaptı. Gökkuşağı bayrağıyla kafes şeklinde poz veren bir düzineden fazla olmayan üyeleri, "türlerin çiftliğini ezmek" diyen basın bültenleri yayınladılar. Anarşistlerin, özgürlükçülerin ve aşırı solcu militanların bir araya geldiği Rojava'da "uluslararası kurtuluş taburu" da var. Filmdeki karakterler tıpkı bu çeşitlilikte."

Filme ilgi büyük

Kürtler arasında farklı örgütlenmeler olduğu için filmde kullandığı kostümler ve oluşturduğu amblemleri kimseye polemik hakkı vermemek için yeniden düzenliyor. “DAİŞ erkeklerinin bir kadın tarafından öldürülme fikrinden ve Kürt kadın savaşçılarından korktuklarını, dehşete düştüklerini anladım. Çünkü bir kadın tarafından öldürüldüklerinde cennete gidemeyeceklerine inanıyorlar. Esir düşen, sonrasında savaşçı olan, taburlar oluşturan kadınların devrimini, kendi içerisindeki dönüşümünü filme konu ettim. Bundan rahatsız olanlar belli. Bu anlamda film amacına ulaşmıştır” diyen Fourest, DAİŞ'e karşı mücadeleyi anlatan bir filmden rahatsız olmanın utancını yaşamak isteyenler dışında filmin daha fragman aşamasında çok büyük ilgi gördüğünü ifade ediyor.

Filmin bütçesi 5,6 milyon euro

Filmin senaryosunu yazmaktan çok ona bütçe bulmakta zorlanan Fourest, uzun uğraşlardan sonra filmi çekmek için Canal +'ın katkısı sayesinde sadece 5,6 milyon euroluk bir bütçeyle elde ediyor. Asıl olarak Kürdistan toprakları üzerinde çekim yapmak istediğini ifade eden Fourest, bu konuda zorlanmalar nedeniyle coğrafik benzerlik nedeniyle Fas'ı tercih ediyor.

 

KiMDİR?

1975 doğumlu Fourest, radikal fikirleriyle 19 kitap, çok sayıda belgesele imza atmış aynı zamanda bir feminist. Homofobiye karşı mücadelesi, bütün dinlerin radikalliğine karşı laikliğin savunucu olduğu için kimi zaman Müslümanların kimi zaman Hristiyanların kimi zaman ise Yahudilerin hedefi haline geldiğinde bütün bunların üzerinde sözlerini söylemeye devam etmiş bir feminist ve laiklik savunucusu olarak kendini tanımlıyor.
paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.