
Göç ve göçmenlik sorunu, özellikle kapitalizmin küreselleşme süreci olan 1970’li yıllarla birlikte, insan hak ve özgürlükleri mücadelesinin temel konularından biri olmaya başladı. Başta ekonomi olmak üzere, savaş, işgal, toplumsal sorunlar göçlerin temel nedenleri olmaya devam etmektedir. Dünya genelinde yaşanılan göçmen sayısının yarısını kadınların oluşturduğu görülmektedir. 2005 yılı verilerine göre göçmen kadınların sayısı 94,5 milyondur. Bu sayı genel göç oranlarının %46’sını ifade etmektedir. Avrupa’daki genel göçmenlerin % 52,8’ini kadın göçmenler oluşturuyor. İnsan-kadın hakları ihlalleri, savaşlar, ekonomik sorunlardan kaynaklı olarak yaşanan göçlerin akış yönü ise daha çok 3. dünya ülkeleri olan Ortadoğu-Asya-Afrika’dan ABD-AB ülkelerine dönük oluyor.
Avrupa'daki şiddet çemberi
Kürdistan’dan başlayan göçlerin tarihi çok eskilere gider. Kürdistan’ı sömüren Türk-Arap-Fars devletleri, her dönemde uyguladıkları Kürt katliamlarında 'göç ettirmeye' de başvurmuşlardır. Göçertmeler sonucu milyonlarca Kürt, AB ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine göç ve sürgün olmuşlardır. Avrupa’daki göçmen Kürdistanlı kadınlar açısından 'şiddet' çemberi sebep ve sonuçları itibariyle oldukça acı bir tabloyu ifade etmektedir. Ülkelerindeyken karşı karşıya kaldıkları devlet-aile içi şiddet olaylarının, göç ve sürgün edilmenin yarattığı maddi-manevi sorunlarla da karşı karşıya kalmaktadırlar. Özellikle 1990’lı yıllarla birlikte Avrupa’daki kadın özgürlük ve örgütlülük mücadelesindeki gelişme, göçmen Kürt kadınlarının örgütlülüğünde-bilinçlenmesinde önemli bir düzeyi ortaya çıkarırken, aynı zamanda yaşanılan sorunları, özelde de şiddeti daha da görünür, sorgulanır hale getirmiştir. İlk göçmen dalga içindeki kadınlar geçmiş dönemlerde yaşadıkları şiddet sarmalını daha çok 'kader' olarak ele alırken, 2. ve 3. kuşak genç göçmen kadınların farklı bakış açılarına sahip olmaları, kültür çatışması içine girmeleri, mevcut toplumsal kurallarla artan çelişki ve çatışmaları da, Avrupa’daki kadın ve şiddet gerçekliğini daha sorgulanır hale getirmiştir.
'Modern kölelik' ve kadınlar
Avrupa’daki Kürt kadınları açısından gelenekler-kapitalist sistemin çarpık kadın özgürlüğü politikaları bir sıkışmayı da ortaya çıkarabilmektedir. Ulusal çelişki, cins çelişkisiyle, yine emek sömürüsü ile iç içe geçmekte, kadın üzerindeki baskı ve sömürü politikaları derinleşmektedir. Mülteciliğin her aşaması aslında tüm göçmenler için işkencedir. Ülkelerinden farklı nedenlerle kopmanın ağır acısı, zorlukları sadece göç yolculuğunun tamamlanması ile bitmemektedir. Ölümle sonuçlanan göç yolculuklarını hepimiz biliyoruz. Mültecilikte iltica kampları aşaması ise farklı bir 'manevi ölümü' ifade eder. Yaşam koşulları, dayatılan kurallar adeta zindan-köle-toplama kampları uygulamalarıdır. 21. yüzyılda 'modern kölelik' uygulamalarının alanlarından biri de mülteci kampları olmaktadır.
Bu şartları yaşayan göçmen kadın, ayrıca aile içi şiddeti de yaşayabiliyor. Yaşadığı ülkenin dilini bilmeme, hukuksal haklarından bihaber olma, dört duvar dışına çıkamama, yalnızlık, sosyal-kültürel ortamlardan uzak kalma vb. sorunları yaşamaktadır. Mesela Almanya’da 'çocuk başına' verilen bakım parası nedeniyle çocuk doğurmak 'ekonomik gelir alanı' olarak kadına dayatılmakta, çocuk sahibi olmaya mecbur bırakılabilmektedir. Ev dışında işçi olan göçmen kadın ise erkeğin aldığı ücretten daha düşük ücret karşılığında 11-12 saat çalışmak, evde çocuk ve ev işlerini de yürütmek zorundadır. Yine ev içi cinsel şiddet uygulamalarıyla karşılaşabilmektedir. Dayak, tecavüz, fiziki-manevi şiddet, ekonomik sömürü, erkeğin eşini aldatması, yine öldürülme olayları göçmen kadınların son yıllarda yoğun yaşadıkları olaylar olmaktadır.
Egemen şiddet kültürü
Göçmen Kürt kadınlarına yönelik cinayetler, yıllara yayılan şiddetin sonucu olarak yaşanıyor. 4 Haziran 2012 tarihinde Sema Subay, Berlin’de herkesin gözleri önünde eşi tarafından vahşice katledildi. Geçen yıl aralık ayında Niedersachsen eyaletine bağlı Stolzenau’da 13 yaşındaki Güney Kürdistanlı Souzan Barakat, babası tarafından silahla vurularak katledildi. Almanya’nın Detmold kasabasında Arzu Özmen kaçırıldı ve 13 Ocak 2012 tarihinde ölü olarak bulundu. Bu örnekler sadece son bir yıl içinde yaşandı. Bu cinayetlere neden olarak kimi kıskançlık, kimi gelenekler, kimi 'erkek zaten psikolojik hastaydı' vb. dese de erkek egemenlikli sistemin şiddet kültürü, böylesi cinayetlerin işlenmesinde erkeğe 'güç ve hak' vermektedir.
Aile içi ilişkilerde ortaya çıkan sorunlar arasında zorla evlilik, ithal gelin ve damat olayları da bulunmaktadır. Bu konular kadının karşı karşıya kaldığı psikolojik-fiziki şiddete neden olabilmektedir. Zorla evlilikte, zor yönteminin yanında, aile-yakın akrabaların psikolojik baskısı, kadın açısından onları kaybetmemek için onların dediğini mecburen kabul etme yaşanabilmektedir. İthal gelin olayında, getirilen gelin, erkek tarafından kağıtları elinden alınabiliyor. Kağıtsız mülteci kadınlar açısından yaşanan bir diğer sorun da, kağıdı olan erkekle mecburen evlilik yapmadır.
Aile içi şiddette dinsel etkiler, gelenekler, kuşaklar arası farklılıklar, ekonomik sorunlar vb. rol oynamaktadır. Birçok kadın cinayeti dinsel-geleneksel kurallara ve erkeğe verilen 'hak'lara dayanarak yapılmaktadır.
Kadına yönelik şiddetin sorgulanması, Avrupa’da göçmenlik-mültecilik sorunlarını yaşayan Kürdistan toplumu açısından önemli bir ihtiyaç olmaktadır. ‘Demokratım, devrimciyim, yurtseverim, sosyalistim, inanç sahibiyim' vb. şeklinde kendini tanımlayan Kürdistanlıların, bu konudaki duruş, zihniyet ve yaklaşımları temelinde sorgulanması gerektiği yaşanan birçok örnekten çıkarılan önemli bir sonuç olmaktadır.
Çözümden erkek de sorumlu
Kadınlar açısından halen yaşadığı şiddetin adını koyamama, utanma, kabullenme, duyulmasından korkma, açıkladığında yalnızlıktan korkma, şiddeti sadece kendisinin yaşadığını sanma vb. durumları vardır. Zorla ya da küçük yaşta evlilikler, başlık parası, berdel vb. kadar evlilikleri kötü giden kadınlar boşanamamakta, eğer aile birleşimi üzerinden gelmişse gördüğü tüm şiddet uygulamalarına bu nedenle karşı koyamama yaşanabilmektedir. Bu sorunlar fiziki olduğu kadar sayısız kadının psikolojik sorunlar yaşamasına, intihar olaylarına neden olmaktadır. Çözümün ise ilaç bağımlılığıyla sağlanılacağı sanılmaktadır.
Bu sorunların tespiti kadar çözüm arayışı özellikle Avrupa’daki Kürt kadın hareketi, yine kadın kurumları tarafından yürütülmektedir. Avrupa Kürt kadın hareketi, Kürdistan’ın özgürlük sorunu ve çözümü ile birlikte mücadelesini cinslerin özgürleştirilmesi için de yürütmektedir. Kadın katliamlarına karşı yürüyüşler organize etmekte, yaşanılan vahşi örneklere tepkilerin gelişmesi sağlanılmakta, kadın inisiyatifleri geliştirilmektedir. Kadın kadar erkeğin de eğitimi, dönüşümü temelinde çalışmalar yürütülmektedir. Bu sorunun muhatabının sadece kadın olarak görülmesi değil, erkeğin de rol ve sorumluluğunu görmesi hedeflenmektedir.
Şiddetsiz bir dünya için mücadele
Ayrıca, Kürt kadınlarının direkt kendi anadillerinde destek alma ihtiyacı bulunmaktadır. Bu konuda Kürt kadınlarının geliştirdiği kurum çalışmaları da var. Örneğin UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi, son yıllarda bu konuda önemli projeler yürütmektedir. Aile içi şiddet karşısında telefon veya yüzyüze görüşmelerle, yine terapi toplantıları ile şiddete maruz kalan kadınlara (sadece Kürt değil, her halktan kadınlara) psikolojik, hukuksal danışmanlık hizmetleri verilmektedir. Almanya, Fransa, İsviçre, İngiltere vd ülkelerde de Kürt kadınlarına Kürtçe olarak bu temelde hizmet veren kurumlar açılmalıdır.
Örgütlenme, kurumlaşma, toplumsal alanda sosyal-kültürel-ideolojik temelde aktifleşme ve politik alanda eylem gücü olma, Kürt kadınlarının son 30 yıldır geliştirdikleri göçmenlik-mültecilik sorunlarıyla, şiddetle ve erkek egemenlikli sistemle mücadelelerinin sonucunda yaratılmıştır. Yeterli midir? Elbette hayır. Çünkü egemenlikli sistem hala halkları, kadınları yoksullaştırmakta, mültecileştirmektedir. Şiddeti hem devlet eliyle, hem de erkek eliyle sürdürmektedir. O halde mücadele devam edecektir.
Birkaç gün sonra 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü'nü karşılayacağız. Haydi kadınlar! Şiddetsiz, özgür bir dünya; emeğimizle, mücadelemizle, örgütlülüğümüzle yaratılacaktır! Bu dünyanın göçmeni değil, özgür birer üyesi olduğumuzu gösterelim!
GÖNÜL KAYA