Kız, gözlerindeki tüm sevinçleri ona bakan çocuğun avuçlarına bırakmış, yüzünü dağlara göndermişti.
Çocuk gülüşüne ve kokusuna alıştığı kıza bakmıştı. Saçları siyahtı kızın, gecenin tüm renklerini saçlarına asmış gibi.
Parlak siyahî saçlarının arasından geceler süzülüyordu. Adsız, karanlığı kayıp, uzun, kara, derin, sahipsiz geceler.
Çocuk, kızın saçlarına doğru uzatmıştı ellerini. Ardından ellerini açmıştı. Avucundaki sevinçlerin bir bölümünü kızın gece yüklü saçlarına serpmişti.
Kız çocuğa dönmüş, gülmüştü.
„Onları sana vermiştim“ demişti.
O ise, gece gözlü kızın yüzüne bakmıştı.
„Bana yüzünde gördüğüm gülüşler yeter. Bir de gözlerindeki ışık. Sen bunları göreceğin diğer çocukların rüyalarına bırak, korkusuz uykulara kapasınlar gözlerini… Biliyorum, şimdi gideceksin. Ninemin masallarındaki umut dolu, acı dolu, sevgi dolu dağlarına gideceksin. Ama merak etme, bıraktığın tüm sevinçleri, gülüşleri büyüdüğümde ben dağıtacağım“ demişti gülerek. Ve sonra!
„Hadi git, seni bekler bizim sevinçlerimizi koruyanlar“
Kız, onun yanaklarına dokunmuştu. Onun kirpiklerinden dökülen birer damla yaş kızın ellerine düşmüştü. Kız dökülen, avucunda dağılan yaşı öpmüştü.
„Gülüşlerime, sevinçlerime iyi bak. Döndüğümde onları kirpiklerinden koparıp, kendi gözlerime asacağım“ dedikten sonra dağlara yürümüştü. Saçları gibi karanlık bir gecenin, karanlık bir zamanında.
O arkasından bakmıştı, yıldızlar dökülmüştü kızın saçlarına, onun avuçlarına.
Yıldızlara bakmıştı, yıldızlar onun gözlerinde ışıldamıştı.
Gülmüştü, el sallayıp bağırmıştı kızın arkasından:
„Tüm yıldızları senin için biriktireceğim gözlerimde. Ve sana söz, ağlamayacağım, yıldızlar dökülmesin gözlerimden diye“ demişti en son.
Ve şimdi ağlamamak için verdiği sözü ve ona öyküler anlatan kızın yüzünü hayal ediyordu. 
Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevi