Televizyonu seyretmek istemiyorum. Olmuyor. Başaramıyorum. Seyredince aklıma abuk-sabuk şeyler takılıyor.
Afyon’luyum. 1960 darbesinde 15 yaşındaydım. Tüm Ege’de Menderes’i yüzbinler çılgınca alkışlıyordu.
Darbe oldu. Sıraya dizildik. Bir öğrenci, bir asker, bir işçi, bir erkek, bir kadın, bir köylü, tekrar bir asker. Kıtalar oluşturduk. Rap, rap yürüyüşler yaptık.
“Ordu millet elele.” Yine kaldırımlara dizilmiş yüzbinler alkışlıyordu. Menderesi alkışlayanların aynısıydı alkışlayanlar.
Televizyonu seyrediyorum. Kafam karışıyor. Onbinler, yüzbinler badem bıyıklı bir adamı çılgınca alkışlıyor. Kendi kendime şu badem bıyıkların sağından solundan biraz kırpsak, bu adam dünyanın nefret ettiği bir faşiste ne kadar benzeyecek, diyorum.
Bas bas bağırıyor Hitler: “Alman ekonomisinin çöküşünün, ahlaksızlığın tek sorumlusu bu Yahudilerdir. Bu konünistler’dir...” Çılgınca alkışlıyor topluluk.
Peter Weiss’ın “Direnmenin Estetiği” isimli kitabını okuyorum. O devasa Alman Komünist Partisi’nin üyelerinin yüzde otuzunun Hitler’in partisine geçtiğini yazıyor. Kafam karışıyor...
Badem bıyıklı bas bas bağırıyor: “Ateisttir onlar, teröristtir onlar, din iman korkusu yoktur onlarda...Ellerinde molotof kokteyli var. Ya benim gençlerimin elinde ne var. Kitap var, kitap. Kuran-ı kerim var, Kuran’ı kerim...”
Trene binerken bir aydınlık alıyorum. Her aldığımda verdiği bir Euro’ya acıyorum. Ama dayanamayıp alıyorum yine de. Hırsızlıklar, kasetler...Çok az yer almış Aydınlık’ın makalelerinde. Varsa, yoksa Kürtler, özerlik, emekli generallerin demeçleri: “Kürtler özerklik ilan ederse, ordu görevinin başındadır, izin vermeyiz...” Bir köşe yazarı açıkça, Türkiye’nin gelinen noktada tek kurtuluşunun ordunun yapacağı bir darbe ile gerçekleşebileceğini söylüyor.
Direnmenin Estetiği’nde okuduklarımı anımsıyorum. Alman Sosyal Demokrat Parti’yi devrimin önünde en büyük engel olarak gören Enternasyonelin emriyle, Komünist Parti’nin militanları, yeni yeni yükselişe geçen faşistlerle birlikte Sosyal Demokrat’ların kongrelerini basıyor.
Badem bıyıklı konuşuyor. Binlerce insan, en önde tesettürlü kadınlar, ellerinde bayraklar çılgınca alkışlıyor.
“Gezi’yi yapanlarda bu darbecilerdir... Bu kasetlerin benzeri Menderes için de kullanılmıştı. Menderes’in 12 uçak dolusu altın kaçırdığı yalanını yaydılar. Bugünde bize aynısını yapmaya çalışıyorlar... Beceremeyecekler, yapmaya çalıştıkları darbeye izin vermeyeceğiz...”
Hitler tam bir hezeyan içinde konuşuyor: “Reichtag’ı yakanlar, Almanya’yı yıkmak isteyen komünistlerdir...” Çılgınca alkışlıyor topluluk.
Rahat vermiyor şu rezil beynim...
“Benim yakınımın başörtülü anasını taciz edenler, camilerimizde içki içenler... Eeeyyy gafiller bu halk sizi bir kaşık suda boğar be...” Çılgınca alkışlıyor yine insancıklar...” Daha fazla dinleyemiyor, kafamın karışmasına izin vermemek için televizyonu kapatıp, diz üstü bilgisayarımın başına geçiyorum.
Sterk TV’yi, Med Nuçe’yi karıştırıyorum. Konuşulanların bir kısmını anlamıyorum. Kürtçe bilmediğime kahırlanıyorum.
Türkçe verilen haberler, röportajlar, alt üst olan ruh sağlığımı düzeltiyor. Başı bembeyaz baş örtülü analar tüm mitinglerde en ön sırada, elleriye zafer işareti yapıyorlar. Demokrasi, eşitlik, halkın kendi kendisini yöneteceği belediyecilik için söz veriyor adaylar.
Rahat bir nefes alıyorum...