İsviçre’de iltica talebiniz reddedilmesine rağmen hala bu ülkede kalmada ısrar ediyorsanız büyük tehlikelerle karşı karşıyasınızdır demektir.
Geçtiğimiz 24 Ekim’de oturma hakkı olmadığı gerekçesiyle Lozan’da gözaltına alınan 23 yaşındaki Gambiyalı asıllı epilepsi hastası göçmen Lamin Fatty, tutulduğu polis karakolunun nezarethanesinde öldü bulundu.
Epilepsi hastası bir gencin karakolda hangi şartlar altında tutulduğu veya polisten şiddet görüp görmediğine yönelik bugüne kadar yetkili ağızlardan doyurucu bir açıklama gelmezken, yaşanan olay ülkedeki demokratik bazı çevreleri harekete geçirdi.
Fatty’nin yaşadığı olayın bir tesadüf olmadığını savunan çok sayıda kuruluş, “Göçmen politikası ve ülkede gün geçtikçe artan yabancı düşmanlığı bu tür olayların yaşanmasını tetikliyor” diyerek, göçmenlerin karşı karşıya kaldığı politikaları tekrardan ülkenin gündemine getirdi.
Daha önce de yabancılara özellikle Afrikalı göçmenlere yönelik sergilenen ırkçılığa varan uygumalar sık sık gündeme getirilmesine rağmen, yetkililer konuya ilişkin bir çözüm getirmekten uzak politikalar sergilemişti. Ülkede yaşayan göçmenlerin varlığı, her dönem siyasilerin malzemesi olarak kullanılsa da özellikle seçim süreçlerinde sağ partilerin göçmenleri düşmanlaştıran politikaları ülkedeki ırkçılığı tetikleyen en önemli etkenler arasında.
Siyasi politikaların yanı sıra son dönemlerde Avrupa’da artan terör saldırıları ile birlikte ülkede artırılan güvenlik önlemleri, toplum içerisinde yabancılara özelliklede Ortadoğu ve Afrikalı göçmenlere dönük ön yargıların gelişmesinde büyük rol oynuyor. Örneğin, ‘siyah kafalıysanız’ yolculuk yaparken trende veya yolda yürürken onlarca insanın içerisinde sadece siz kimlik kontrolü uygulamasına maruz kalabilirsiniz. Eğer ülkede oturma hakkına sahip değilseniz, polisin şiddete varan yaklaşımları ile karşılaşıp gözaltına alınabilirsiniz. Sonrası malum, ya geldiğiniz ülkeye geri gönderilmek üzere tutuklanıp bir cezaevine gönderilirsiniz ya da ciddi bir hastalığınız varsa polis karakolundayken tıpkı Lamin Fattz gibi gözaltında tutulduğunuz yerde ölebilirsiniz.
Ölmekle de bitmeyen bazı uygulamalar var desem bana kızacak gibisiniz ama ne yazık ki ölseniz de farklı sorunlar başlıyor. Ülkede yaşayan paralı bir yakınınız varsa cenazenizi doğduğunuz topraklara gönderebilir diğer türlü herhangi bir tanıdığınız veya paranız yoksa geçici olarak mezarlığın bir köşesine gömülürsünüz. Yani devlet masraf edip asla cenazenizi doğduğunuz topraklara göndermez. İşin özü kağıtsızsanız bu ülkede ölmek bile yasak size!
Özetle İsviçre ne kadar demokrasi ve insan haklarından bahsedilen bir ülke konumunda olsa da bir o kadar da yasalar ve kurallar ülkesi. İnsanlar burada yasaların ve kuralların öngördüğü kadar özgür yaşayabilir veya demokrasiden bahsedebilir. Kimilerine göre ülkedeki özgürlüğün ve demokrasinin varlığı olan yasalar, kimileri içinde çoğu zaman mağdur edilmenin gerekçesi olarak çıkıyor karşımıza.
Ülkede ki diğer gündem konularından biriside aslında gündeminden hiç düşmeyen kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği. Yasalar önünde kadın ve erkek eşit görülürken, pratikte varlığını koruyan bazı uygulamalar ise kadın ve erkeğin eşit olmadığının gösteriyor. Örneğin, İsviçre’de bir kadın, bir erkekle aynı koşullarda aynı işi yapsa da yüzde 20 daha az kazanıyor. Uzun yıllardır feminist örgütler, sol partiler ve sendikalar ücret eşitliğinin sağlanması için bir mücadele yürütse de hala bu sorun ortadan kaldırılmış değil. Geçtiğimiz günlerde Sosyalist Partili kadınların Bern’de düzenlediği 100’cü yıl kutlama etkinliğinde konuşan İsviçre Federal Konsey üyesi Simonetta Sommaruga, “Artık yeter, ücret eşitsizliğine son verilmedir” diyerek, konunun önemini bir kez yine işaret etti. Ülkedeki her kadının mustarip olduğu ücret eşitsizliğine ne zaman son verilir bilinmez ama, 2017’de İsviçre’nin hala bu konuyu tartışıyor olması, İsviçre demokrasisi acısından bir leke olduğu kaçınılmaz bir gerçek.