Tarih bazen arşivlerdeki tozlu raflarda gizli belgelerde saklı olsada tam anlamıyla bir hafızadır. Gerek toplumun hafızası gerekse kişilerin silinmeyen (her nekadar silinmeye çalışılsada) hafızadır.

Tarih sayfaları tozlu olduğu kadar aynı zamanda kanlıdır. Tarihe not düşülen her olayda akan kanın izlerini görmek mümkündür. Bu sadece, savaş tarihiyle olan bölümleriyle alakalı değil aynı zamanda bilimin tarihide kanlıdır, sanatın, edebiyatın dilide kanlıdır. Kimi konusu savaştan ve kandan alırken, kimisi direk kan ile yazılmaktadır.
Bizim mikro konumuz olan Kürtler ve Türklerin tarihsel ilişkisi 11. Yüzyılda başlamış bugüne kadar da süregelmektedir. Yakın tarihi ele aldığımızda:
Kürtler 1.Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı imparatorluğunun bünyesinde bulunan birkaç halktan biri olup, emperyalist paylaşım savaşında büyük kısmı Osmanlı’nın yanında savaşa girmiştir. Unutulmamalıdır ki, bu aynı zamanda kendi topraklarını korumak anlamına da geliyordu. Kürtler bulundukları yerlerde yüzyıllardır yaşamakta ve tarihini, kültürünü, geleneklerini o topraklara işlemekteydi. Bu nedenledir ki, savaş esnasında osmanlı ile birlikte mücadele etmişlerdir. Daha sonra, Osmanlı’nın savaştan yenik düşüp parçalanırken kendi bağımsızlık mücadelesini yürütmüştür. Emperyalistlerin paylaşım ve işgal hareketlerine karşı Kürtler, bir direniş ruhu yaratmıştı. Her savaş gibi, bu direniş savaşı, var oluş savaşına dönüşmüştür. Ve her savaş gibi çok kanlı olmuştur, tabiri caizse kan oluk gibi akıtılmıştır.
Birinci emperiyalist paylaşım savaşının hedefinde Ortadoğu  vardı. Nedeni ise çok açıktı. Gelişen sanayi devrimi ve artan hammadde ihtiyacı büyük sanayi devletleri kendilerine sömürü alanları aramaktaydılar. Birinci Dünya savaşıda tabiri caiz ise kapitalist devletler için bal kaymak niteliğinde olmuştur. Fakat batılı devletler bir gerçekli gözden kaçırmışlardır. O da, Kürt halkının, direnişle özdeşleşen tarihini bilmemektedirler. Bütün direniş aşamasında çok fazla insan hayatını kaybetmiş fakat yine de direniş bırakmamışlardır. Bu sebepledir ki, ‘Kahraman’ Maraş, ‘Şanlı’ Urfa ve ‘Gazi’ Antep gibi isimleri Kürtlerin yaşadığı illerin isimlerinin sıfatı olma özelliğini kazanmıştır.
Bu durumda şu soruyu sormak gerekir;
Bu savaştan (I. ve II. Dünya Savaşları) Kürtlerin ne kazancı olmuştur?
Cevap çok açıkça ortadadır. Kürtler Antep’te Gazi, Urfa’da Şanlı, Maraş’ta Kahraman olmuştur. Ne zamanki savaş bitmiş kardeşlikte bitmiş. Adeta kolu kanadı kırlmış, kendi öz güçlerinden yoksun bırakılmıştır. Daha sonraları Maraş katliamı (Kürt-Alevilere yönelik) olmuş, Antep’te halkın devrimci, yurtsever evlatlarını katletmiştir, Urfa’da devlet-aşiret birliğiyle yine kanlı katliamlar gerçekleştirilmiştir. O yüzden diyebiliriz ki, Kürt ‘Gazi’ olmuştur. Fakat, dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır, Kürtleri gazi yapan, Kürtlerin kolunun, bacağının kırılması, yaralı olması hep adını emperyalist diye adlandırdığımız batılı ya da Avrupalı gelişmiş devletlerin yaratmış olduğu bir durum değildir (emperiyalizmin sömürgeciliğini de unutmadan). Tek müssebibi, nedeni Türkiye devletinin yöneticileri ve buna sessiz kalan çoğunluktur. Canla başla bu toprakları savunurken, kardeşlikten bahseden Türkiye devletinin ilk lidelerleri, ne zamanki Türkiye devleti kurulmuş, bütün güçleri elinde toplayınca da Kürtleri yok saymaya, haklarını gasp etmeye başladılar. İnkar ve asimilasyon politikalarıdan beri Kürtler yaralanmıştır. Kürtler ‘Gazi’, fakat hep ‘Kahraman’, hep ‘Şanlı’ edilmiştir.
Bugün gelinen aşamada ise yine Ortadoğu yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor ve tıpkı yüzyıl önce olduğu gibi, Kürtlerin büyük bir rolü ortaya çıkmış durumda. Tıpkı Ortadoğu’ya açılan kapının anahtarı özelliğini barındırıyor. Bu bakımdan yine herkesin gözü Kürdistan toprakalarına çevrildi. Yeniden paylaşım savaşında, Türkiye’yi kaybetmeden ve Kürtleri düşman etmeden İran, Rusya ve Arap devletlerine karşı farklı bir oluşumun peşine düşülmüş. Fakat tek bir fark var. Kürtler o eski Kürtler değil artık. Otuz yılın kazandırdığı tecrübe ve yüzyılların öğrettiği birçok şey var, Kürtler artık birlik yolunda büyük bir adım atmışlardır. Özgürlükleri de artık çok uzakta, ütopik bir durum değil, aksine çok yakın bir gelecekte gerçekleşecektir. Yalnız, her zaman unutulmaması gereken ve ders alınması gereken yalan dolan ve hilelerle dolu bir tarih. Bu yüzden herkesi dikkatli olması gerekir. Yapılacak olası bir hata Kürtleri yüzyıl daha geriye götüreceği gibi Ortadoğu’yu da istikrarsızlığa sürükleme ihtimali çok yüksektir.
Artık ne kahramanlara ne de gazilere ihtiyacımız var, sadece onurlu bir barış ve eşit-demokratik bir ülkede hukuğun koruyuculuğunda ortak birlikteliği yakalamaya gereksinimimiz var.