Antalya'nın Alanya ilçesinde 7 ay önce gözaltına alınan ve "örgüte yardım ve yataklık etmek" iddiasıyla tutuklanarak Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi'ne konulan 62 yaşındaki şeker hastası Abdurrahman Şen yaşamını yitirdi. 

Cezaevinde 23 Kasım'da fenalaşan Şen, Alanya Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Burada yaklaşık bir hafta elleri kelepçeli bir şekilde tedavi gören Şen, dün yaşamını yitirdi. Şen, Antalya Adli Tıp Kurumu’nda yapılan işlemleri ardından Alanya Tosmur Mezarlığı’nda defnedildi.

 

Son kez göremedik

Şen’in kızı Ayşe Şen, babasının hasta olduğundan dolayı birçok kez itiraz ettiklerini ve yaptıkları başvuruların reddedildiğini belirtti. Babası için "cezaevinde kalabilir" raporu verildiğine dikkat çeken Şen, geçtiğimiz hafta ise hastaneye kaldırıldığını söyledi. Babasının bir hafta hastanede kaldığını; fakat kendileriyle görüştürülmediğini ifade eden Şen, “Onu son günlerinde bile göremedik. Son anlarına kadar tedavisi elleri kelepçeli bir şekilde yapıldı. Bunlarda vicdan kalmamış” dedi.

Hasta tutsak Şen'e 31 Ekim'de Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından "Cezaevinde kalabilir" raporu verildi. Raporda, Şen'in "TİP 2 diabayes mellitus, hipertansiyon, nöropatik ağrı, sol ayak 5'inci parmakta MTF eklemde ampute, göz hastalıklarında vizyon sağ 50 CMPS, sol MPS bilateral, diyabetik retinopati, sol sekonder katarakt, kronerarter hastalığı” olduğu belirtilmesine rağmen "ceza infazının devamı uygundur" denildi. Rapordan 23 gün sonra Şen’in durumu fenalaştı ve hastaneye kaldırıldı. MA/ANTALYA


Tutsak HDP’lilere şiddet

İskenderun T Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan HDP'liler, aileleri ve avukatlarıyla yaptıkları görüşmede şiddet gördüklerini aktardı. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dörtyol İlçe Örgütü, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla basın toplantısı düzenledi. İlçe binasında düzenlenen toplantıda konuşan HDP Dörtyol İlçe Eşbaşkanı Abdülhalim Gümüş, cezaevlerinde hak ihlallerinin gün geçtikçe arttığını söyledi. 

Cezaevlerinde arama adı altında tutuklulara onur kırıcı bir uygulama olan çıplak arama dayatmasının kabul edilemez olduğunu dile getiren Gümüş, İskenderun T Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan HDP eski İlçe Eşbaşkanı Halil Baybariz, yönetici Mahmut Adar, HDP üyeleri Fikret Tekin, Uğur Anuştekin ile Tarsus Cezaevi'ne gönderilen Vahit Tuna'nın avukat ve aile görüşlerinde şiddete uğradıklarını aktardıklarını söyledi. Gümüş, baskı, şiddet ve tecridin bir insanlık suçu olduğunu vurguladı. 


Kol saatleri ve radyolar toplatıldı

İki oğlu ve kardeşi cezaevinde bulunan Nihat Yürek, tutsaklara ait kol saatleri ve radyoların bile toplatıldığı cezaevlerindeki kötü koşullara ilişkin “Kenan Evren yasalarını bile arar hale geldik” dedi. 

Bir oğlu ve kardeşi Bandırma Cezaevi’nde kalan Nihat Yürek, Tekirdağ Cezaevi’nde kalan diğer oğlu Çekdar Yürek’le yaptıkları telefon görüşmelerinde oğlunun cezaevinde yaşanılanlarla ilgili kendisiyle paylaştıklarını aktardı. 

Baba Nihat Yürek, görüşmelerinde oğlunun “Hasta tutuklular revire çıkarılmıyor. Durumu kötü olanlar çıkarılsa bile hastaneye sevki gerekse de, koğuşa geri gönderiliyor. Hepatit B hastası bir tutuklunun hastaneye sevk edilmeyip, koğuşa geri getirildiğini, sebebini sorduklarında ise gardiyanların ‘Buradan ancak cenazeniz çıkar. Başka türlü bu cezaevinden çıkamazsınız’ dediklerini” anlattı.

  

Kol saati ve radyolar toplatıldı

 Cezaevindeki ihlallerin revirle sınırlı kalmadığını vurgulayan Yürek, koğuştan çıkarılan tüm tutsaklara çıplak aramanın dayatıldığını ifade etti. Yine cezaevindeki tüm sportif faaliyetlerin kaldırıldığının paylaşan Yürek, “Tutuklular hiçbir faaliyete çıkarılmadığı gibi yapılan koğuş aramalarında tutukluların tuttuğu notlara el konuluyor. Koğuştaki bütün kol saatlerini toplamışlar. Kol saatini dahi yasaklamışlar. Son aramada radyoların da toplandığını öğrendik” diye konuştu. 

 

Mazgala vurdu diye üç ay

Baba Nihat Yürek, Bandırma Cezaevi’nde kalan diğer oğlu Veysel Yürek ve kardeşi Yılmaz Yürek’in durumuna ilişkin ise şunları söyledi: “Oğlum ve kardeşim aynı koğuşta bulunuyorlar. Oğluma sürekli keyfi disiplin cezaları veriliyor. Memuru çağırmak için mazgala vurdu diye 3 ay telefon görüşmesi yapmama cezası verildi. Görüşe gittiğimizde ikisi ile birlikte görüş yapmak istedik. İdare, ikisini aynı anda görüş kabinine getireceğini ancak biri konuşurken diğerinin sırtını dönmesini şart koştu. Kardeşim ve oğlum bu hakareti kabul etmediği için görüşe çıkmadılar.”


Aileleri de cezalandırıyorlar

Birbirinden uzakta bulunan cezaevlerinde kalan çocuklarından birinin görüşüne giderken, diğer oğlunun görüşüne yetişemediklerinden yakınan Yürek, bu nedenle çok zorlandıklarını, her iki oğlunun aynı cezaevine verilerek bu mağduriyetlerinin son bulması için Adalet Bakanlığı’na bu zamana kadar en az 20 kez dilekçe vermesine rağmen her seferinde bu taleplerinin reddedildiğini söyledi. Yürek, böylece çocukları ile birlikte aslında kendilerinin de cezalandırıldıklarını ifade etti.

Ülkede son dönemde işletilen hukuka isyan eden Yürek, izlenen politikalara dönük tepkisini de “12 Eylül Kenan Evren yasaları dahi bugün yapılanlardan daha iyiydi. Kenan Evren yasaları kötü de olsa, bir şekilde uygulanıyordu. Bugünkü iktidar kendi koyduğu yasaya dahi uymuyor. Kenan Evren yasalarını bile arar hale geldik” sözleriyle gösterdi. 


AK yaptırım kararı almalı

BİLAL SEÇKİN/MA/İSTANBUL


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la görüşmek isteyen 250 avukattan biri olan Gülizar Tuncer, Türkiye’nin, Öcalan'la ilgili AİHM kararının gereklerini yerine getirmediğinin altını çizerek, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin bu nedenle Türkiye’ye ilişkin yaptırım kararı alması gerektiğini söyledi. 

 İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi'nde tecrit altından tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan'la görüşme yapmak için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulunan 250 avukatın talebi reddedilirken, tecride tepkiler gelmeye devam ediyor. Başvuruda bulunan 250 avukattan biri olan Gülizar Tuncer, Öcalan'ın, İmralı Adası'na götürüldüğünden bu yana özel bir İmralı Cezaevi Yönetmenliğinin olduğunu ve bu yönetmenliğin hiçbir cezaevinde uygulanmayan hükümler içerdiğini ifade etti. Tuncer, "İmralı'da, o yönetmenliğin ya da mevcut yasal düzenlemelerin, sınırlamaların çok çok ötesinde hak gaspları yaşanıyor ve bu duruma bütün dünya sessiz, tepkisiz" ifadelerini kullandı. 

 

AİHM de suç işliyor

 Tecridin uluslararası bir suç olduğunu ve Avrupa ülkelerinin de bu suça ortak olduğunu kaydeden Tuncer, "Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) uluslararası planda yetkisini kabul etmiş bir ülke ve AİHM'in Öcalan'la ilgili verdiği sözleşmenin 3'üncü maddesi kapsamında ihlal tespiti verdiği mahkumiyet kararının gereklerini yerine getirmiyor. Bu koşullarda AİHM kararlarının icrasından sorumlu organ olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Türkiye ile ilgili yaptırım niteliğinde bir karar alması gerekiyor. Fakat bunu yapmıyor" şeklinde konuştu. 

 

Tecrit ağır ama CPT suskun

Avrupa'nın, siyasi, ekonomik çıkar ilişkilerinden ötürü yıllardır Türkiye'de yaşanan pek çok haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı sessiz kaldığını bildiklerini söyleyen Tuncer, tecrit karşısında takındıkları tavrın ve kayıtsızlığın da bunun göstergesi olduğunu vurguladı. "Türkiye'de olup bitenlerin Avrupa'yı çok da fazla ilgilendirmiyor" diyen Tuncer, şöyle devam etti: "Türkiye sürekli hem sözleşme yükümlülüklerini hem de AİHM kararlarını ihlal ediyor, bunun en somut göstergelerinden birisi Öcalan’la ilgili verilen karardır. Bu karara uymamakta da diretiyor. Fakat Avrupa buna kayıtsız. CPT'nin tavrını da buna paralel değerlendirmek gerekiyor. Bu komite daha önce defalarca Öcalan'ın avukatlarının başvurusu üzerine ziyarette bulunmuştu. Hatta daha önce Öcalan'ın sağlık durumuna ve tecrit koşullarına ilişkin raporlar hazırlamıştı. Fakat şimdi özellikle Öcalan üzerinde ağır bir tecridin olduğu bu dönemde gelmemekte ısrar ediyorlar." 

 

Ağırlaştırılmış tecrit insanlık dışıdır

İmralı’da insanlık dışı bir uygulamanın olduğuna dikkat çeken Tuncer, şunları söyledi: "Bir insanın tek başına, tek kişilik hücrede ölünceye kadar hapse mahkum edilmiş olması esasında insanlık dışı bir cezalandırma biçimidir. Öcalan ve diğer ağırlaştırılmış hapse mahkum edilmiş olanlar, sadece ve sadece ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının niteliğinden ötürü insanlık dışı bir cezalandırma var. Yani bu cezanın kendisi insanlık dışı bir cezalandırma biçimidir. Çünkü hiç kimseyi ölünceye kadar tek başına, tek bir hücrede tutamasınız, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ceza uygulaması yok. Avrupa ülkelerinde, Amerika'da, diğer kıtalardaki uygulamalarda mutlak surette ceza infazının belli aralıkla son verilmesi, cezanın infazına son verilmesi uygulaması vardır." 

Bir insanın cezaevinde yıllar boyu sadece ve sadece kamu görevlileriyle baş başa bırakılmasının dahi başlı başına ağır bir tecrit uygulaması olduğunun altını çizen Tuncer, "Kaldı ki Öcalan'la ilgili şöyle önemli bir nokta var; Öcalan'ın hala AİHM'de devam eden onlarca dosyası var. Sadece bu açıdan bile muhakkak avukatlarıyla görüştürülmesi lazım" dedi. 

 


'Örgüt üyeliği'nden gözaltında

Geverli 70 yaşındaki Osman Arslan "örgüte üye" olduğu iddiasıyla gözaltına alındı.

Hakkari’nin Gever (Yüksekova) ilçesinin Sorê köyünde 70 yaşındaki Osman Arslan gözaltına alındı. Çok sayıda zırhlı araçla önceki gece 22.00-24.00 saatleri arasında yapılan ev baskınında gözaltına alınan Arslan, İlçe Jandarma Komutanlığı'na götürüldü. Arslan'ın "Örgüte üye olmak" iddiasıyla gözaltına alındığı öğrenildi.

Ev baskınında eşyalar dağıtıldı, un torbaları ise yırtılarak yere saçıldı. 


HAKKARİ