Az kişiyi içeri soktuğumuz, demir, asma kilitli kapı…
Giren birinin çıkması durumunda bir daha çok zor açılacak kapı,
kilitlemeyi unuttuğumuzda ise kalbimizin yağmalanmasıyla son bulacak kapı... Güven kapısı.

Yaşamımızdaki en önemli kavramlardan ve duygulardan biri de ‘güven.’ İster sosyal yaşamda, ister siyasette, ister bireyselde olsun. İnsan ilişkilerinde en çok değer verilmesi gereken olgu.
İlişkinin, diyalogun çimentosudur Güven. Yaşamın her alanında, en çok ihtiyacımız olan ama ne yazık ki en az sahip olduğumuz şey. İnsan güvenmek ister, aldatılmadığından, kandırılmadığından emin olmak ister.
Ülkemiz çok kritik bir dönemeçte; ya çatışmalar ve ölümler sona erecek, barışa doğru yol alacağız, ya da barış umutları tümden yok olacak, daha yoğun bir çatışma dönemine gireceğiz. Bu dönemde herkes daha dikkatli olmalı, nefret ve kavga dili değil, sevgi ve barış dilini kullanmalı, güvenin tesisi için karşılıklı adımlar atılmalı.
***
Günümüz dünyasında insanların en çok ızdırap çektikleri duyguların başında güvensizlik gelir. Güven; korku, endişe ve çekinme duymadan bağlanmak ve inanmaktır. Güven duygusu ilk önce kendisiyle başlayan ve sonra diğer bireylerle bağlanarak gelişen bir duygudur. İnsan kendisine verdiği sözleri yerine getirme gücünü kendinde bulabiliyorsa, diğer insanlara da verdiği sözün anlamını kavrar.
Francis Fukuyama, „Toplumda insanların birbirlerine duydukları güven o toplumun sosyal sermayesidir. Her ortam için güvenden kaynaklanan bu sosyal sermayenin olması gerekir“ diyor.
Güven, özveriyi, çabayı ve sabrı gerektirir. Güvenmiyorum dediğimiz zaman, ben tanıdım, güvene layık değil demiş oluyoruz. Ama hiçbir çaba sarfetmeden güvenmiyorum dediğimiz zaman aslında ben de güven vermeye meyilli değilim demiş oluruz.
„Biz kendimize bile dürüst değilken başkasına nasıl sağlıklı bir ayna görevi yapabiliriz? Aynı şekilde; karşımızdaki aynalardan kaçı kendine dürüst davranıp bize sağlıklı bir fotoğraf sunuyor“ diyor Gassan Satar.
Güven duygusunu karşımızdakine hissettirebilmek için bunu pratikte göstermek ve bu konuda istikrarlı davranmak gerekecektir.
Güven vermek önemlidir, güven duymak da önemlidir ama duyulan güveni boşa çıkarmamak en önemlisidir. Ve kıssadan hisse bir anekdot;
„Köyün birinde kuraklık hat safhada. Bahçelerde sebzeler, tarlada ekinler kurumuş. Meyve ağaçları canlanamıyor. Çaresiz bir şekilde köy meydanına toplanan köylü, çözüm arar. Sonunda karar verilir. Falan köyde çok iyi bir hoca var, ona gidilip köye getirilecek ve yağmur duasına çıkılacak. Çünkü hocanın her yağmur duasından sonra gök delinircesine yağmur yağarmış. Ve hocaya gidilir, ikna edilip köye getirilir. Tüm köylü toplanır, hocanın peşine takılarak köyün dışına, geniş bir yere gidilir. Hoca, tüm köylünün göreceği yüksek bir yere çıkar ve başlar duaya. O da ne? Dua ilerledikçe hava daha da kızdırır. Bırakın gökyüzünün bulutlanmasını, var olan bulutlarda kaybolmuştur. Dua biter, hoca ve köylüler beklemeye başlar. Aradan saatler geçer. Hava gittikçe sıcak ve yakıcı olmaya başlar. Köylüler kendi aralarında kızgınlıkla mırıldanmaya başlar ve gittikçe de hocayla sözlü sataşmalara dönüşür. Nihayet muhtar devreye girer hocaya çatar. -Hocam, hani yağmur yağacaktı. Para dedin verdik. Yemek istedin verdik. Her istediğini yaptık. Hoca da karşılık verir: -Muhtar, muhtar. Belki her dediğimi yaptınız ama en önemli olanı yapmadınız. Muhtar heyecanla: -Neyi der. Hoca: -Başarılı olabilmem için bana inanmadınız ve güvenmediniz. Muhtar atılır: -Nasıl inanmadık hocam. İnanmasak seni o kadar yol kat edip getirir miydik? O kadar para verir, her istediğini yapar mıydık? Hoca tek cümleyle cevaplar: -Sana inandık ve güvendik diyorsunuz, o zaman hani şemsiyeleriniz.“
***
Evet... Ya güvensizsiniz ya da güven sizsiniz.
„Toplum, güven üstüne inşa edilir“ der Voltaire... ‘Güven’ çok ince bir çizgidir. Onun kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey, ‘iki taraflı’ olmasıdır.