Birinci Dünya Savaşı ile birlikte, Ermenilere yönelik soykırım başlatılır. Rumlarla devam ederler soykırımlarına. Bütün kardeş halklar birbirinin yok edilişini izler. Böylece sıra Kürtlere gelir. Koçgiri’de yüzlerce Kürt öldürülür. Köyler yakılır. Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman Koçgiri’nin her yanını yakar yıkarlar. Yıl 1921’dir. Zo’lar yok edilmiş ve sıra lo’lara gelmiştir. Bir kısmı dağlara sığınarak canlarını kurtarır. O saklandıkları mağaralar günümüzde ziyaretgah olarak kullanılıyor. Bazıları da alır başlarını giderler. Kalkıp göç eyler Kürt elleri. Yolları farklı kesimlerle kesişir. Hepsi de ırkçı düzenin mağdurlarıdır.
Oradan oraya göç eden binlerce insan kurda kuşa yem olur. Sadece Türk ve Müslümanlara yaşam olanağının tanındığı yılların henüz başıdır. Alevilerin dağların kuytuluklarına sığındığı ve Ermenilerin kendilerini sakladıkları yıllar.
O günden bugüne özden bir şey değişmedi. Ermeniler hala kendilerine saklıyorlar, Aleviler hala hakaretlere uğramakta. Kürtler ise sistemli bir şekilde yok edilmektedirler.
Ersoy Yıldırım’ın “Avşar Ağıdı” adlı kitabını okudum. Kitap Ozan Yayıncılık tarafından basılmış. Bir Avşar beyinin dramıyla başlar roman. Dönem değişmiş ve Avşarlar yerleşik yaşam için baskılara maruz kalıyorlar. Çukurova’dan yola çıkmıştır Hacieli. Yerleşik yaşam onun için ölüm demektir. Yeni sistemin vahşice tutumlarını kabullenemez. Ataları gibi dağları da mesken edemez. Devir o devir değildir. Hem de yaşlıdır.
“Belimizde kılıcımız kirmani,
Taşı deler mızrağımız termeni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın, dağlar bizimdir.”
Diyemez atası Dadaloğlu gibi. Hiçbir halk ve dine düşmanlığı yoktur. Dersîm’in Alevi Kürtleriyle çok iyi ilişkileri vardır. Ataları, katliama uğrayan Alevilere kapılarını açmışlardır. Bir insan sevdalısıdır. Öyle ki, ismini değiştirmiş olan Ermeni Avag sırlarını ona açar.
Roman ince bir işçilikle ilerler. Koçgirili bir kızı kurtarırlar Hacieli’nin ailesiyle Avag. Yönlerini Kayseri Sarız’a vermişlerdir. Yolda ilginç olaylarla karşılaşırlar. Bir deveden umut bekleyen vahşi bir kasabanın gazabına uğrarlar. Kutsal bir deve varsayımıyla galeyana gelen kitlelerden kıl payı kurtulurlar. Aslında günümüzde de benzer trajikomik olaylar yaşanmakta. Ki roman gerçek yaşamdan yola çıkılarak yazılmış.
Yazar Ersoy Yıldırım, gidip romanın güzergahını inceler. Çünkü atalarının geçtiği yerlerdir. Koçgiri’den Sarız’a kadar acıların izini sürer. Duydukları karşısında sarsıldığını olayların anlatımında anlıyoruz.
Her gerçek olay gerçeklik duygusu vermez insana. Eğer yetkince kaleme alınmamışsa insanlara yalan gibi gelir. Bu roman öyle değil. İnandırıyor ve bununla da kalmıyor, olayların ortasında kendinizi buluyorsunuz.
Koçgiri’den kaçıp bir mağaraya sığınan insanlarla titriyorsunuz. Bir kısmı kaçaktır. Bir umut ışığı arıyorlardır. Dayanışmayla tüm işlerin üstesinden gelirler. Sarız’da köyler kurarlar. Avşar Yıldız Obası’nın beyi Hacieli Türk kimliğini kullanarak, o yüreği ağzında yaşayan insanları kurtarır. Hacieli yenik düşmüştür çağa ve yerleşik yaşama geçmiştir.
Rüyalarına girer eski yaşamı. Küser dünyaya. Kimseyle konuşmaz. Sonunda alır başını gider. Romanın diğer ana karakteri olan Dersîmli Murtaza, romana ayrı bir renk katmış. Hacieli’nin eşi Simer hatun da öyle.
Roman 1921 yıllarının vahşetlerini önümüze serer. Değişik olayların anlatımıyla, o dönemin acılarına tanıklık ederiz.
Kitabın gizemini bozmamak için bölük pörçük ele aldım. O dönem hakkında bilgi edinmek için bu kitabı okumak gerekiyor. Romanın betimlemeleri ve kurgusu iyi olmuş. Dili de anlaşılır.
MEHMET SÖÐÜT