Kan parası Ortadoğu’da eski bir adettir. Kan davaları ve ölümleri engellemek için bir kan karşılığı ödeme yapılmasıdır.
Bugün yaşadığımız tablo ise bunun tam tersi niteliktedir. Bölgesel
hesaplar dolayısı ile birilerinin kan dökülmesi karşılığında para
ödemesi alışkanlığına şahit oluyoruz. Birinci Körfez savaşından bu yana
muhtelif rakamlar telaffuz edilmektedir. Henüz kamuoyuna yansımış somut
miktarlar söz konusu olmasa da Başbakan Erdoğan’ın Suud ve Katar
ziyaretlerinin Suriye’ye yönelik girişimlerin finansmanı eksenli olduğu
saklanmamaktadır.
Suriye’nin uzun ya da orta vadede bölünmesi ihtimalinin gittikçe
yükseldiği herkesin malumu. Bu noktada Türkiye’nin Annan Planı ile
kaygıları açıkça yansıtılıyor. Muhaliflerin adeta ateşkesi
anlamsızlaştıracak girişimleri hem de Türkiye topraklarını kullanarak
hayata geçirmesi, sadece diplomasi koridorlarında değil hayatın her
alanında tartışma oluşturacak. Suriye konusunu başından beri dış
politika sorunundan çok “iç politika” sorunu olarak algılama ısrarı ile
karşı karşıyayız. Konuya gerçekten Suriye halklarının eşitlik, özgürlük
ve barışı bağlamında ele alıyor olsaydık bu “iç politika” söylemi başka
türlü ve belki daha kolay savunulabilir olurdu. Ama artık Suriye
toplumuna yönelik girişimlerde “taraf” gibi hareket ettiğimizi inkar
imkansızken, “iç politika” söylemi Türkiye’yi vuracak bir argüman haline
gelmiştir.
Soruna “insani” söylemlerle süslense bile mezhebi ve daha çok etnik
bağlamda yaklaştığınızda bunun iç politikaya yansıması kaçınılmaz
olacaktır. Bölge dışı bir ülkenin Suriye’de taraf olması ile komşu
ülkelerin taraf olması aynı sonuçları doğurmaz. Bu aşamada tarihi bağlar
ve coğrafi yakınlık avantaj olmaktan çıkıp dezavantaj hatta tehlikeye
dönüşür.
Hele üzerine plan yaptığınız grupların beklentisi, karşıt gözüktüğünüz
çevrelerinse kaygısı yüksek ise işin sarpa sarma ihtimali kaçınılmaz
hale gelir.
Güya iktidarı destekliyor gibi gözüken medya temsilcilerinin manipüle
amaçlı kamuoyu oluşturma çabalarını da işin içine kattığınızda durum
daha da karmaşık hale gelmektedir.
Erdoğan’ın son derece gerçekçi hatta bazen pragmatik siyaset yapma ve
söylemi bu aksende değiştirme kabiliyetine rağmen manevra alanı gittikçe
daralıyor. Bir anda büyük iç politika kırılmaları ile karşı karşıya
kalırsak şaşırmayalım. Atılan adımlar bize sürpriz bir “anayasa
mahkemesi” kararı, ya da “kasetler” biçiminde geri dönebilir.
Cumhurbaşkanının görev süresi ya da Başbakan’ın yakın çevresinin özel
hayatları masada bekleyen kozlar olmaya devam ediyor.
Kan parası