- “Artık birçok Kanadalı, ölümü için MAiD’i seçen birini tanıyor. Bu kadar yaygın ve kurumsallaşmış bir devlet destekli cinayet mekanizması, istenmeyen, tükenmiş kaynaklar olarak görülen kadınların düzenli ve “temiz” bir şekilde imha edilmesini elbette kolaylaştıracaktır.”
- “Kız kardeşlerim, bu yazıyı benim kanarya şarkım olarak kabul edin. Yükselen cinsiyet temelli devlet şiddetine karşı bir uyarı ve katkı olarak. Eğer kanaryalar olarak yeterince yüksek sesle şarkı söylersek, belki de devlet onaylı itlafla yüzleşmek zorunda kalmayız.”
ORLA MOYLAN HEGARTY*
Madenlerde kanaryalar sustuğunda, susan kanaryalardan çok daha fazlası olacak. Dünyanın dört bir yanındaki kadınların maruz kaldığı adaletsizlikleri haykıran yaşlı kadınların feryatları olmayacak. Kadınların onur talepleriyle gürültülü bir şekilde yaşlandığı bakım yuvaları da olmayacak.
Cinayet dilini sterilize etme projesi, ülkem Kanada'da başarıyla yürütüldü. Kanada artık, birçok kişiyi alarma geçirmesi gereken bir istatistiğin gururlu sahibi. Ötanazinin yasallaşmasından neredeyse on yıl sonra, ülkemdeki her 20 ölümden neredeyse biri bu yöntemle gerçekleşiyor. Bu, devlet sponsorluğunda cinayettir ya da ülkemizin Orwell'yen steril dilinde: “Tıbbi Yardımlı Ölüm” (MAiD).
Ben de çoğu kişi gibi başta bunun bir faydası olabileceğini düşünmüştüm. Ölümcül bir hastalığı olan ve yakın ölümle yüzleşen biri, neden gereksiz yere haftalarca acı ve ızdırap çeksindi ki? Kanserden ölen birini tanıyan herkes, ağrı arttıkça morfin dozlarının giderek yükseltildiğini bilir. Öyleyse neden bu acılı süreci atlayıp, daha erken, düzenli ve sorunsuz bir ölüm planlamayasınız?
Artık birçok Kanadalı, ölümü için MAiD’i seçen birini tanıyor. İlk yürürlüğe girdiğinde bu hak yalnızca terminal (ölümcül) hastalar için düşünülmüştü. Karşı çıkanlar ise genellikle görmezden gelindi ya da dindar, gelenekçi olmakla suçlandı. Diğer tıbbi müdahalelere kıyasla çok daha az denetim ve güvence mekanizması içermesine rağmen bu süreç engellenemedi.
2021’de kriterler genişletildi ve “dayanılmaz acı” çeken engelli bireyler de kapsam dahiline alındı. Önde gelen Kanadalı akademisyen ve hukukçuların ifade ettiği gibi bu değişiklik, “ülkedeki diğer herkese sağlanan önemli bir güvenceyi -ölümün makul bir şekilde öngörülebilir olması- ortadan kaldırarak engelli kişileri yasanın eşit korumasından mahrum bıraktığı için Kanada Şartı’nın 15. maddesini doğrudan ihlal etmektedir. Bu, Kanada’nın engelli haklarına ilişkin uluslararası yükümlülüklerine utanç verici ölçüde aykırıdır.”
Yasal intihar dalgası
2023’te Glasgow’daki FiLiA konferansına katıldım. Yaşlı kadınlar ve yoksulluk üzerine bir oturumda söz aldım ve dinleyicilere Sophia’dan (takma ad) bahsettim. Sophia, 51 yaşındaydı. Tütün dumanı ve diğer çevresel tetikleyicilerden arınmış uygun bir konut bulamadığı için 2022’de ötanazi talep etmiş ve talebi kabul edilmişti.
Oturumdan sonra birçok katılımcı yanıma gelerek Kanada’daki ötanazi gerçeğini anlattığım için teşekkür etti. Ancak bir Kanadalı kadın, Sophia gibi “istisnai vakaları” öne sürerek “ülkem hakkında ileri geri konuşmaktan” kaçınmam gerektiğini söyledi.
Sophia’yı sık sık düşünüyorum; ama beni uyaran o kadını da. Artık ulusal haberlerde sıkça yer alan bu sorunlu yasal intihar dalgasıyla yüzleşmekten hâlâ kaçınabiliyor mu acaba? MAiD Ölüm İnceleme Komitesi’nin 2024 raporu, Kanada’nın devlet onaylı cinayet rotası hakkında saatlerce konuşmaya yetecek trajik vakalarla dolu.
Kadın kırımının açık örnekleri
Özellikle B.’nin ölümünü, Sophia ile birlikte, eleştirel olarak incelenmesi gereken "kanaryalar" metaforuyla vurgulamak istiyorum.
B.’nin eşi MAiD talebinde bulundu. Gerekçesi “ona bakmaktan tükenmesi” idi. Talebi onaylandı ve B. 24 saat içinde infaz edildi. Ne B.’nin ne de Sophia’nın ölümü “merhamet cinayeti”dir. Bunlar, devlet destekli kadın kırımın (femisid) açık örnekleridir.
Beyin tümörü nedeniyle ötenaziye başvurmayı talep eden Rachel Fournier, 20 Şubat 2026'da Kanada'nın Quebec eyaletindeki Boucherville'de bulunan bir palyatif bakım merkezindeki odasında aile fotoğraf slaytlarını inceliyor./foto:AFP
Devlet cinayeti normalleştiriyor
“Mevcut yasalar altında Kanadalılar imkansız bir seçim yapmak zorunda kalıyor: Rıza gösterme kapasitelerini korumak için istediklerinden daha erken ölmek ya da kapasitelerini kaybedip dayanılmaz bulacakları bir durumda yaşamaya zorlanma riskini almak.”
Benim dünyamda, yani maddi gerçekliğin dünyasında, dayanılmaz olan, onursuz yaşamaktır. Zihinsel kapasitesi yerinde olan birçok kişi, yetersiz finanse edilen palyatif bakım ve barınma hizmetleriyle karşılaştığında tam da bunu yaşıyor: Onursuzluk. Gerçekten onurlu ve özel bakımı ise yalnızca çok zenginler karşılayabiliyor.
Kendi eyaletimdeki en büyük hastanenin acil servisinde koridorlarda ölmekte olan yaşlıları bizzat gördüm. Son saatlerini o koridorda geçirmek ile sessiz bir odada zehirli iğneyle öldürülmek arasında tercih yapmak zorunda bırakıldığında, hangi rasyonel insan birinciyi tercih eder?
Devlet cinayeti tam da böyle normalleştiriliyor: Vatandaşlarını bu “seçimi” onur adına benimsemeye ikna ederek. Doktor eliyle ölümcül enjeksiyon, işçi sınıfına başka hiçbir gerçek onurlu seçenek sunulmadığında kalan tek “onur” haline getiriliyor.
Epstein dosyaları ve kadın olmamak
Bu yazıyı, Epstein dosyalarının büyük bölümünün gizliliğinin kaldırılmasından hemen sonra yazıyorum. Ve bir kez daha acı bir netlikle anlıyorum: Tam anlamıyla “insan” olma vasfı kadınları ve kız çocuklarını kapsamıyor. Biz insandan sayılmıyoruz.
Erkeklere yardım ve yataklık eden kadınlar bile, o da sadece erkeklerin işine yaradıkları sürece, birer aksesuardan ibaret. Feminist yazarlar bu gerçeği sindirmeye çalışırken ben kendi ölümlülüğüme bakıyorum.
Şimdi açıkça görüyorum: Bu kadar yaygın ve kurumsallaşmış bir devlet destekli cinayet mekanizması, istenmeyen, tükenmiş kaynaklar olarak görülen kadınların düzenli ve “temiz” bir şekilde imha edilmesini elbette kolaylaştıracaktır.
Erkekler kanaryaları tehlikeli madenlere göndermekle yetinmiyor. Kanaryalar artık onların sınırsız güç ve kontrol taleplerine hizmet etmediğinde, onları itlaf etme gücünü de istiyor. Kanada’da devlet bu itlafı yasal ve toplumsal olarak kabul edilebilir hale getirmeyi başarmış görünüyor. Başka onurlu seçeneği olmayan pek çok kadın ise darağacına “kendi iradesiyle” boyun uzatacak.
Yüzde 64-77’si kadın
2027’den itibaren Kanada’da da geçerli olacak şekilde, akıl hastalığını ötanazi gerekçesi kabul eden Avrupa ülkelerinde bu seçeneğin orantısız biçimde kadınlar tarafından tercih edildiği görülüyor.
Hollanda ve Belçika'da yapılan araştırmalar, psikiyatrik ötanazi yolunda ölüme gidenlerin yüzde 64-77’sinin kadın olduğunu, bu kadınların genellikle kronik ve karmaşık travma geçmişine sahip, 40-70 yaş arasında olduklarını gösteriyor. Araştırmacılar şu uyarıda bulunuyor: “Literatürdeki en tutarlı bulgulardan biri olmasına rağmen cinsiyet farkı ve anlamı neredeyse hiç tartışılmamıştır.”
Ayrıca istismar ilişkilerinde kadınların intihar oranları da kritik bir mesele. Birleşik Krallık’taki yeni bir araştırma, aile içi şiddet mağdurlarının intiharlarının ciddi şekilde eksik rapor edildiğini ortaya koydu. Uluslararası veriler, istismara maruz kalan kadınların birden fazla intihar girişiminde bulunma olasılığının iki kat daha fazla olduğunu gösteriyor.
Eğer bu gerçekse, fail erkeğin, partneri olan kadını yok etme arzusunu yasal ve “gönüllü” bir mekanizmayla gerçekleştirebilmesi, erkek şiddetinin bu sonucunu görünmez kılacaktır.
Yaşlı kadınlar en savunmasızlar
58 yaşında, çok sınırlı maddi imkanları olan, kronik sağlık sorunu ve intihar düşüncesi geçmişi bulunan bir Kanadalı kadın olarak duvardaki yazıyı çok net okuyorum. Sağlığım birden kötüleşir ve bakım yuvasına mahkum edilirsem onurumu kaybedeceğim. Tek çocuğuma yük olmak istemeyeceğim, maddi gücü olsa bile.
Biliyorum ki intihar düşüncesine geri döneceğim. Travmaya karşı uzun yıllardır verdiğim tepkiler bunu söylüyor.
Bu yazıyı, muhtemelen “sağlık sistemi” aracılığıyla kendimi yok etmeyi seçeceğimi bilerek yazıyorum. Birçok Kanadalı kız kardeşimin de aynı yolu seçeceğini bilerek.
Yaşlı kadınlar her toplumda en yoksul ve en savunmasız sınıftır. Kanada’da artık düzenli, yasal ve toplumsal olarak kabul gören bir kaçış yolumuz var. Ülkemiz, kaliteli kamu sağlık hizmeti konusunda dünya lideri olmaktan, devlet destekli intihar ve cinayet konusunda dünya lideri olmaya terfi etti.
Lord Falconer’ın teklifi
9 Ocak 2026’da İngiliz Lordlar Kamarası’nda Lord Falconer şöyle dedi: “Kimse palyatif bakımın kötü olmasından dolayı insanların ötanaziye yönelmesini istemez. Ama gerçek hayatta bakım yetersizse, bunu kabul etmeli ve insanlara ‘ölmek ister misin?’ seçeneğini sunmaya devam etmeliyiz.”
Son söz: Kanarya şarkısı
Kız kardeşlerim, bu yazıyı benim kanarya şarkım olarak kabul edin. Sözde Birinci Dünya’da yükselen cinsiyet temelli devlet şiddetine karşı bir uyarı ve katkı olarak.
Eğer kanaryalar olarak yeterince yüksek sesle şarkı söylersek, belki de devlet onaylı itlafla yüzleşmek zorunda kalmayız.
* Orla Moylan Hegarty'nin "The Culling of the Canaries" başlıklı makalesinden Türkçeye çevrilmiştir.
Yazar, Kanada'daki Medical Assistance in Dying (MAiD), yani yasal ötanazi sistemi uygulamasını, özellikle yaşlı ve yoksul kadınlar açısından devlet destekli femisid (kadınkırım) olarak ele alıyor ve "madendeki kanarya" metaforu üzerinden eleştiriyor. Kanaryalar madenlerde gazı erken algılayan uyarıcı kuşlardır; buradaki kanaryalar, toplumun en savunmasız kadınları (yaşlılar, yoksullar, engelliler, kronik hastalar, şiddet mağdurları). Bu kadınlar "kıyımla" (yani MAiD) ortadan kaldırıldığında, sistemin derin sorunları gizlenmiş oluyor.