"ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.”


Yeni ağrılar yürüyor kentin sokaklarını bir annenin acılı yüreğinden sızarak.  Mehmet… gaz… kapsül… Mehmet uyuyor. Kaç mevsimdir ölü büyüyor çocuklar kanayan mendiller atlasında. Mehmet’in annesi uyumuyor, dizlerinin üstüne çökmüş umudu: Mehmet büyüyecek, Mehmet büyüyecek. Mehmet daha büyümedi. Mehmet daha on yaşında.
Ölürse Mehmet Silvan'ın yoksul Kürtlüğünde, ölürse Berkin İstanbul'un ötekileştirilmiş Aleviliğinde gayri safi milli hasılası büyüyecek ülkenin ölü çocukların payları dağıtılınca. En çok büyüyen ülkeler sıralamasında beşinci ülke olacak Türkiye diyor kredi derecelendirme kurumu moody’s Mehmet’in kan sızan büyümemiş bedeninin Arnavut kaldırımlı sokağın taşlarıyla buluştuğu gün. Çocuklarını öldürerek büyüyen ülkeler sıralaması hangi kara ütopya filminden alınmış bir bilim kurgu fikir. Türk erkek suni olmayan ölümleri gayrı muteber ölüm sayan aklın egemen olduğu yeryüzü yerleşimlerinde gayrı milli acılara dahil edilir kanayan mendiller atlasındaki çocuk ölümleri.  İstatistiğe girer, bir rakama dönüşür, raporu tutulur, unutulur.  Vicdansız istatistiklerin, ruhsuz rakamların, ağrıdan söz etmeyen raporların ülkesine taşınır -Mehmet, Berkin- çocukların yarım kalan büyüme düşleri.  
Cüzamlı yüzlerin çukurlarından içime doğru derinleşen karanlık kuyular çoğaltıyor ruhumda bir çocuğun daha büyüyemeyecek olma ihtimali. "Çocuklar doğururdu / ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi / o çocuklar büyüyecek / o çocuklar büyüyecek / o çocuklar.../ bilmezlikten gelme ahmet abi / umudu dürt / umutsuzluğu yatıştır”.
Umudu dürtüyorum, bahçeler yaratacağız çocuklara diyorum, ölü bedenlerin düştüğü sokaklar değil. Umutsuzluğu yatıştırıyorum. O çocuklar büyüyecek, o çocuklar gülüşleri yüzlerinde donmuş ölü bedenlere dönüşmeyecek. Hiçbir ölüm vakitsiz, habersiz, kimsesiz, ansızın düşemeyecek hiçbir sokağına çocukların. Kalk Enes, kalk Uğur, kalk Ceylan, kalk Berkin, kalk Mehmet, kalk uyuma. Mehmet kalk uyuma, ölüm dolanacak bedenine diye korkuyorum uyursan. Ölüm, seni ölü sanacak Mehmet, koşup oynamazsan ölüm seni alacak. Gülüşünü çalacak ölüm senin vurulup düşerken yüzünde yarım kalan. Yarım kalan oyunların var, yarım kalan düşlerin. Yarım kalan gülüşlerin…
"gülemiyorsun ya/ gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir.” Çocukların eksilen gök rengi gülüşlerinden arta kalan küçücük boşluklarda kusmuk sarısı bir ağrı, ağır ağır mayalanıyor. Biz diyorum, biz geride kalanlar, biz büyümüşler neresinden tutacağız yaşamı, neresinden dokunacağız sıcaklığına yeryüzünde herhangi bir yerin. Büyüyemeyeceğiz, kurumuş bir dala dönecek bedenlerimiz, pis bir koku yayılacak baba erkek devletin çocuk safarisine ses etmeyen ruhlarımızdan.
Eğer çocuklar ölüyorsa bir ülkenin sokaklarında hiç bir dua kabul görmeyecek hiç bir dinin tanrısı tarafından. Hiç bir gülüş caiz olmayacak. Yenen hiç bir lokma ekmek helal olmayacak, alınan hiç bir nefes huzur vermeyecek. Haram akacak şehrin suları, yaşam baştan sona haramın, haraminin sofrasında yenen günah lokmalarına dönüşecek. Ey masumiyetini ölü çocuk bedenlerinde yitirmiş insan, halk, grup, toplum, siyaset, din, mezhep, akıl, ruh, beden eğer şimdi şu an biraz sonra ayaklanmazsa vicdanın, durdurmazsan çocuk ölümlerini, merhametin bir çığ gibi yürümezse sokaklarda korkarım başka bir forma dönüşecek adına insanlık denen yaşam formu.
"ah güzel ahmet abim benim / insan yaşadığı yere benzer  o yerin suyuna / o yerin toprağına benzer"... Nasıl da benziyoruz gaz bulutları altında toma dolaşan sokaklarına ülkenin,ormanları yakılmış kıraç topraklarına nasıl da benziyor yüreklerimiz. Nasıl da alışveriş merkezleri kalabalıklarının birbirine dokunmayan uzaklığında yüzüyor bedenlerimizde ruhlarımız. Ya öldürüp öldüren yetişkinliğimizi yeniden büyüyeceğiz çocuk masumiyetiyle ya cüceleşen ruhlarımıza diktiğimiz büyük bedenler içinde çürüyüp yok olmaya devam edeceğiz.    
 * Yazıda kullanılan tırnak içindeki dizeler, Edip Cansever'in "Mendilimde Kan Sesleri" adlı şiirinden alınmıştır.