“Bak sana kederin bile vurgun
yediği yerden bir haber
Dün burda
Oğlunun kemiklerini bulmak için
adak adadı bir anne”


Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) ihlal raporuna göre, 1980-2011 arasında binlerce faili meçhulün yanı sıra 940 kişi de zorla kaybedildi.
Yollardan, sokaklardan, evlerden yaka paça gözaltına alınıp götürülen yüzlerce kişi bir daha geri dönemedi. Adı ‘kayıp’ kaldı resmi evraklarda...
Kayıp yakınları mahallelerindeki, köylerindeki karakollardan başlayarak savcılıklara, her kademede sevdiklerinin akıbetini öğrenmek için resmi başvurular yaptılar. Bir yanıt alamadılar. Kapılar gibi yürek ve vicdanların kapakçıkları da kapalıydı.
Yüzlerce insan hala kayıp. Bu ailelerin hiçbirinin bir çiçek koyabilecekleri, başında dua edebilecekleri, ziyaret edebilecekleri bir mezar taşı bile yok.
Olay öyle bir hal aldı ki kimi anneler oğullarının kemiklerine ulaşabilmek için adak adıyorlar.
***
Türkiye’de gözaltında kayıpların en yoğun yaşandığı ülkelerin başında yer alıyor. Buna rağmen toplum uzun süre kayıplara karşı sessiz kaldı. Ancak son yıllarda bu sessizlik bozuldu ve bilindiği gibi; 1996’da yapılan Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı’nda 17-31 Mayıs tarihleri Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası olarak kabul edildi. 1995’ten itibaren her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasındaki dönem ‘Kayıplar Haftası’ olarak anılıyor.
Kayıp yakınları ve onlara destek veren duyarlı insanlar; kayıplar gerçeğini yeniden dillendirmek, sorumlulardan hesap sormak için kayıplara karşı mücadele haftasında yine sokaktalar.
Gerçi Cumartesi Anneleri, ’faili meçhul’ cinayetlerin aydınlatılması ve kayıpların bulunması amacıyla kar, kış-kıyamet, cop, gözaltı demeden 17 yıldır Galatasaray Lisesi önünde sessizce oturuyorlar. Her cumartesi ellerinde kaybedilmiş yakınlarının fotoğraflarıyla bize bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar gözlerindeki çığlıklarıyla...
Kayıp yakınları ve anneler, “İlk günkü gibi acımız, öfkemiz, hırsımız, hıncımız taze. Ta ki sorumlular bulunup, cezalandırılıncaya kadar böyle olacak” diyorlar haklı olarak.
Bakıyor ama göremiyoruz ya da görmek istemiyoruz. Görmek insanın kendisiyle yüzleşmesidir bir bakıma. Kendimizle yüzleşmeyi göze alamıyoruz.
Bu eylemler Türkiye’de hem kayıplara karşı mücadelenin hem de demokrasi mücadelesinin önemli bir mevzisi oldu.
Onlar unutmadılar ve unutturmak istemiyorlar. Evet, Cumartesi Anneleri, kaderlerine razı olmadılar. Kaderciliği ‘olacakların nedenleri hep benim dışımdadır ve ben hiçbir şey yapamam’ noktasına taşımadılar.
Sürüp giden zamanın içinden, düşleri hiç eksilmedi annelerin. Yüzlerindeki çizgiler, saçlarındaki aklar, dizlerindeki sızılar çoğalsa da unutmaya ve unutturmaya karşı dirençleri hiç eksilmedi.
***
Konuyla ilgili olarak dava avukatlarının belirttiği gibi; Birleşmiş Milletler (BM) Tüm Kişilerin Zorunlu Kaybetmeye Karşı Korunması İçin Sözleşme ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) kuran Roma Statüsü imzalanmalı. Toplu mezarların Minnesota Protokolü’ne uygun olarak açılmalı. Gözaltında kaybedilenlerin akıbetini araştırması için, özel yasayla yetkilendirilmiş, bağımsız bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Unutturulmaya çalışılan anaların, babaların, amcaların, kardeşlerin akıbeti açığa çıkarılmadıkça ve bu sonsuz acıları yaşatanlardan hesap sorulmadıkça yara kanamaya devam edecek.