
Dik yokuşları, derin vadileri ve geçit vermez dağları ile Kandil. Coğrafyası ve dağları birçok yazıya konu olan, görüntüleriyle posterleri süsleyen, geçmişten günümüze Kürt Özgürlük mücadelesinde önemli roller oynayan Kandil dağları, günümüzde de devrimci direniş simgesi rolünü oynamaya devam ediyor. Kürt karşıtlığı yapan taraflar, Kandil’in ardındaki gerçekleri farklı yansıtmaya çalışsa da onun gizemi ve heybeti karşısında ürkmekten de geri durmuyorlar. Ve halen Kandil tüm saldırı ve yönelimlere rağmen görkemli duruşu ile varlığını kuruyor. Her gün güneş bu görkemi ve gizemini selamlamayarak yükselmeye devam ediyor. Meltemi rüzgarlarsa burçlarında esemeye devam ediyor.
Bu çalışmamızda Kandil üzerinde yazılan siyasi, coğrafik ve askeri konuların ötesinde kendisi küçük, ama amaç ve hizmetleri giderek büyüyen demokratik bir belediyecilik anlayışı ile hizmet veren Kandil Belediyesi’nin çalışmalarını konu edineceğiz. Bahardan bu yana yaklaşık 60 köye verdiği hizmetleri yerinde izleyerek okuyucularımızla paylaşmaya çalışacağız. Kandil Belediyesi’nin sosyal hizmetlerini takip ederken doğal olarak Kandil halkının yaşadıklarını sosyal yapıyı ve objektiflerimize takılan yaşam karelerini paylaşacağız.
Makedonlu İskender’in geçemediği dağlar
Kandil dağları üzerinde derin bir araştırma şansına henüz ulaşamadık. Ama kısaca bilgilerimizi paylaşalım; Zagros dağ silsilesinin en sivri uçlarından birisidir Kandil dağları. Söylenceye göre Makedonlu Büyük İskender, Musul ovası üzerinden Perslerin başkenti Persepolis’e yürürken Zagros silsilesi olan Kandil dağlarından geçmek istemiştir. Ancak ister arazinin zorluğu, isterse askerlerinin dağlık alanlara dayanıklı olmamasından dolayı, Kürt savaşçıları karşısında büyük yenilgiler almaktan kurtulamamıştır. Kürdistan’ı ikiye bölen 1639 Kasr-i Şirin antlaşmasının sınır çizdiği yerlerden birisidir Kandil. Güney yamaçlarında Ranya, Qasrê, Haci Ümran gibi yerleşim yerlerini içine alır. Doğu yamaçlarında ise Piranşehir, Serdest gibi şehirleri etrafında toplar. İran-Irak sömürgeci devletlerin ilk sınırları yüksek yayla yerlerinden geçtiği söylenir. Ancak 1974 Cezayir Antlaşması ile İran sınırlarını güney Kürdistan’ın neredeyse tüm hakim tepelerine kadar dayanmış. Geçen yıl HRK (Hezên Rizgariya Kürdistan) ile İran arasında çıkan çatışmalar bu tepelerde sürmüştü. Çetin savaşın verildiği Kandil dağlarında İran’ın tüm teknik ve nicel üstünlüğüne rağmen PJAK (Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê) militanlarının inançlı ve kararlı direnişleri sonucu ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı bu tepelerden.
Kaderi ile başbaşa bırakılan alan!
Devlet sınırlarının kesiştiği, coğrafyasının stratejik bir alan olması itibarı ile hem güncelde, hem de geçmişten günümüze sürekli sistem dışı hareketlerin yerleştiği alan olmuştur, Kandil. Coğrafyasında dolaşırken her taşın altında bir Kürt direnişçinin mevzisine, ya da bir izine rastlamak mümkündür. Bu özelliklerinden dolayı devlet güçleri tarafından sürekli ihmal edilen ve askeri çatışmaların sürdüğü bir alan olmuştur. 8 yıl süren İran - Irak savaşının da en yoğun sürdüğü alanlardan birisi Kandil ve civarındaki araziler olmuştur. Bundan dolayı Kandil’in doğu ve güney yamaçlarında İran ve Irak sömürgeci devletleri rastgele mayınlar döşemişler. Savaşın ardından 30 yıla yakın zaman geçmesine rağmen bu mayınlar yöre halkını öldürmeye ve sakat bırakmaya devam ediyor. İster devletlerarası savaşlarda isterse İran ve Türki (Osmanlı) devletleri sürekli bu alanlara saldırıları geliştirdiler. Bu çalışmamızda geçmişte İran top atışları ile güncelde ise Türk savaş uçaklarının saldırıları halkın yaşamında nasıl olumsuz bir rol oynadığına bir kez daha tanıklık edeceğiz.
Kandil Belediyesi’nin kıt imkanlara, sınırlı sayıdaki çalışanlarına rağmen bahardan bu yana yoğun bir tempo içinde olduklarının bilgisi üzerine, çalışmaları yerinde izlemek için harekete geçiyoruz. Çalışmanın detaylarını öğrenmek ve bir plan tabi tutmak için iki katlı binadan oluşan Belediye binasının olduğu köye doğru hareket ediyoruz. Çalışan sayısının az olması yapılacak işlerin fazla olması, yerleşim yerinin dağınık olması farklı bir belediye çalışması ile karşılaştırıyor bizi. Gündelik ihtiyaçlarını karşılamak ve günlük temizlik işlerini yürütecek birkaç sivil ve belediye çalışanının dışında belediye binasını gayet sakin buluyoruz. Diğer encümen ve çalışanları gibi Kandil Belediye Başkanı Şêx Ömer de bir emekçi ve gündelik ev ve aile ihtiyaçlarını karşılamakla meşgul olduğu için oda sürekli belediye de bulunmuyor. Birkaç çalışan ve yeni yapılan sağlık binasının yemeklerini yapmakla görevli olan birkaç kişi karşılıyor bizi.
Belediye çalışma ekibi Tütme’de...
İkram edilen çaylarımızı yudumlarken, çalışmalarını izlemek istediğimizi yanımızda oturan çalışana aktarıyoruz. Çalışanlar, “Bahardan bu yana yoğun bir çalışma içindeyiz, çalışmaları izlemek için geç kaldınız” diyerek üstü örtülü bir şekilde bizi eleştirdikten sonra; 60 köye dönük götürdükleri hizmetleri kısada olsa aktarıyor. Yol yapım çalışmalarının doğu Kandil alanında sürdüğünü, sonuçları takip etmek için ancak araçla Tütme’ye gitmemiz durumunda oradaki ekip ile irtibat kurabileceğimiz söylendi. Eleştirileri ve notlarımızı aldıktan sonra Tütme köyüne doğru yollara düşüyoruz. Araçsız ve yöreyi yeterli tanımama endişesi ile. Bu endişemizi gören belediye çalışanı “Hiç kaygıya gerek yok, bir halk belediyesi olduğu için tüm işleri onların desteği ve katılımları ile gerçekleştiriyoruz. O tarafa doğru giden birçok araç var. Hangisine belediye çalışmaları için gidiyoruz deseniz alır götürür” diyor.
Dağların heybeti altında yol alıyoruz
Bizi batı Kandil’den doğuya götürecek olan aracın sahibi İran zulmünden kaçıp gelen doğu Kürdistanlı bir genç. Yerel şive ile “halk için olunca başımız, gözümüz üstüne her yerde hizmete hazırız” diyerek arabaya buyur ediyor, bizi. Araç ihtiyacımızı giderdikten sonra şimdi yola düşme zamanı diyoruz. Ranya, Haci Ümran yolunu birbirine bağlayan asfaltyolda yol alırken sağlı sollu ağaçlardan yapılan çardaklar altında bahçeden topladıkları sebze ve meyveleri satanlar göze çarpıyor. Küçük bir holık (çardak) altına ancak bir insanın eğilerek girebileceği bir yerde 5 ve 7 yaşlarında biri kız, bir oğlan görüyorum. Aracı durdurup iniyorum. Önüne koydukları kasada salatalık ve domatesleri satıyorlar. Babalarının bir gelirleri olmadığı için yazın bu şekilde çalışarak aileye hem katkı, hem de okul masraflarını çıkarmak için çalıştıklarını söylediler. Diğer halklardaki yaşıtları oyun oynarken, onlar kavurucu yaz sıcağında yaşlarından büyük bir yük olan ‘ihtiyaç’larını karşılamakla meşguller. Araç Sürede köyüne yönelmek için Kortek’in virajlı yolunu tırmanıyor.
Kortek Katliamı’nın izleri hala duruyor!
Bölgedeki gerilla nizamiyesini geçtikten sonra tam zirveye doğru arabayı süren Alan, güney yamacında kalan virajlı yolda geçen yıl Türk savaş uçaklarının vurduğu sivil aracın yerini gösteriyor. Tepeden bir süre aracın kalıntılarını izliyoruz. İçinde altı aylık bebek olan Solin dahil öldürülen yedi sivil insanı anıyoruz. Son süreçteki bir köylünün tavuk çiftliği ile bir evini vuracak kadar canileşen faşist Türk egemen gücü Kürtlerle savaştığının göstergeleriydi bu saldırılar. Aklıma Roboskî ve diğer saldırılarda takılınca ayırım yapmadan tüm Kürtlere karşı yapılanlar yenilginin getirdiği bir intikam alma dürtüsünün ötesinde bir anlam ifade etmiyordu. Kürtler adaletsiz bir dünyada dengesiz bir savaşın içinde ve kendi gücünden başka da bir dostları yoktu. Bu düşünceler içinde gidilecek uzun bir yolumuza devam ediyoruz.
Dengbêj müzikleri dağlara aheng veriyor
Tozlu köy yolunda kıvrılarak giden aracın içinde ozan Mihemed Arifê Cizrawî, Mihemed Şêxo ve Aram Tigran gibi Kürt ozanlarının yanık sesleri sol yamacımızdaki dağ burçlarının yükseltilerine adeta aheng veriyor. Adeta dağ başlarını mesken edinenlere rehberlik ediyor yanık şarkılar. Sohbeti bozan gördüğümüz yeni yerleri öğrenme sorularımız oluyor. Alan, Halk için dediği” hizmetin fazlasını vermişti bize. Neredeyse dağ yolunda üç saate yakın aracı ile getirip belediye çalışanları ile buluşacağımız noktaya bırakmıştı. Alan’ı uğurlarken teşekkür etmekten başka vereceğimiz bir şey bulamadık. Onu da en fazla mutlu eden bu içten bu teşekkürlerimiz olsa gerekti.
Kısa bir süre geçtikten sonra belediyenin emekçilerinden Erdal ile yanında yıllar önce tanıdığım Hamza gelmişti. Hamza’yı 15 yıl önce Yunanistan’da tanımıştım. Kimi çalışmalara birlikte katıldıktan sonra yollarımız ayrılmıştı. Ve işte hiç beklemediğim bir alanda yine karşılaşıyorduk. Fiziksel bir değişim yaşamasına rağmen mütevazı ve emekçiliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Kandil’in bu ücra köylerine belediyenin çalışmalarına katkı sunmak için ta nerelerden çıka gelmişti.
Gerilla şehitliğinde hüzünlü anlar
Anılarla başlayan sohbetimiz güncel sorunlara ve yürüttükleri çalışmalar kadar geniş bir yelpazede sürmüştü. Tütme köyünü geçip, Rizge köyünün sırtlarından geçerken, Şehit Harun Şehitliği görünmeye başlıyor. Şehitlik konusu açılınca bir süre herkeste suskunluk gelişiyor. Gözler hüzünle uzaktan görünen kırmızı yıldızlı anıt ve yeşil alana bakıyor. Gerilla şehitliğindeki ziyaretimiz hüzünlü gözler ve kısa bakışlarla sürerken, kameraman arkadaşımız Şerdem, mermerden yapılan büyükçe bir mezarın önünde duruyor. Üzerinde büyük bir portre bulunan mezar geçen yıl gerilla güçleri ile İran devleti arasında Casusan tepesinde yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden Simko Serhildan adlı gerilla komutanına ait. Şehitlik çalışmalarını yürüten ve bize refakat eden gerilla “ona yakışır bir mezar yapmaya çalıştık” diyor. Ne demeli onlar bu topraklar ve dağlar için canlarını verdiler, söylenecek bir söz bulamıyoruz.
Doğal bir ortamda doğal bir öğle yemeği!
Meredo köyünden öğle yemeği için bir evden davet alıyoruz. Bizim çekingen halimizi gören belediye çalışanları, “Biz halk çalışmalarını yürüttüğümüz için halkın sahiplenmesi oldukça fazladır” diyor. Gittiğimiz köyde geniş bir avlu içindeki geçerek kapı önünde çardak altında oturuyoruz. Kurulan yer sofrası köy yemekleri ve soğuk ayran ile oldukça zengin bir sofra ile karşılaşıyoruz. Serin ve temiz havanın vurduğu üzüm asmalarının kapladığı çardağın altında iştahla yemeklerimizi yiyip çaylarımızı içtikten sonra “birazda halk için biz çalışalım” dediğimizde herkes gülmeye başlamış, bizde yemek için teşekkür ederek evden ayrılmıştık.
Meredo köyünden ayrılmadan önce Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi’nden (PÇDK) bir kadın da ekibimize dahil olmuştu. Zira artık onların çalışma alanlarına girmiştik. Kandil’in doğu bölgesinin çalışmalarını PÇDK yürütür. Haliyle halkı da en iyi onlar tanıyor. Gideceğimiz köylerde ilişkilerimizi birazda onlar sağlayacak. Kısa bir planlama ile çalışmaları en ucra köşesinden başlatmaya karar kıldık. Belediye çalışanı önümüzdeki köylerde meclis üyesinden katılımların olabileceğini söylediğinde biz çoktan Besta köyünü geride bırakmıştık. Alireş köyüne vardığımızda sol yamacımızda kalan yüksek tepelerin Casusan tepeleri olduğunu öğreniyoruz. Yıllarca tampon bölge olarak boş kalan alanlarda güney Kürdistan köyleri yazın yayla yerleri olarak kullanıyordu.
Köyde elektrik de okul da yok
Alireş köyüne ulaşmadan yeni açılan bir yoldan güneye doğru yol alıyoruz. Sol yanımızda kalan köyün Alireş köyü olduğunu öğreniyoruz. Serxan ile arası yaklaşık beş kilometre olmasına rağmen yerel hükümet yol olmadığı gerekçesi ile Serxan köyüne çektiği elektrik şebekesini Alireş köyüne getirmek istememiş. Bunun üzerine halkın taleplerini değerlendiren belediye meclisi iki köy arasına yeni bir yol yapmaya karar vermiş. “Bu şekilde yerel hükümetin gerekçesi ortadan kalkmış oldu” diyor Alireş halkı. Tozlu yoldan ilerlerken yerel hükümete bağlı şirketlerin araçları da Kandil Belediyesi’nin açtığı yolu kullandığını gördük. 50 haneye yakın bir yer olmasına rağmen köyde okulun olmadığını da öğreniyoruz.
Serxan köyü geniş bir arazi üzerine kurulduğu için evlerde dağınık duruyor. Köyün içinde bir eve gidiyoruz. Kapıda 40 yaşlarında Ahmet Resul Kadır bizi içeri davet ediyor. PÇDK’nin sürekli bu alanlarda çalışmaları olduğundan dolayı yöre halkını da iyi tanıyor. Bu tanışmanın getirdiği rahatlıkla sohbet kısa sürede gelişiyor. Hal hatır sorulduktan sonra… (PÇDK’li arkadaş, Sile köyünden 31 yıl önce kız kaçıran adam eşi ve bir oğlu ile birlikte 21 yıl aradan sonra Süleymaniye’de vurulduğu hatırlatılıyor.) Evin sahibi Ahmet de 11 yıl önce eşini kaçırdığı için takılmadan edemiyor; “Tedbirini iyi al” dedikten sonra “daha sizin 20 yılınız var” şakasıyla, Kürdistan toplumunda yaşanan toplumsal bir olayı dile getirmişti. Sohbetimize Ahmet’in 11 yıl önce kaçırarak evlendiği eşi de dahil oluyor. Menice adlı kadınla evliliklerinden 4 çocukları dünyaya gelmiş. İkisi de okul çağında.
Belediye hizmet veriyor ama...
Köyde hem belediyenin çalışmalarını hem de genel anlamda köyün durumunu soruyoruz. Ahmet, “yerel hükümet buraları kendi kaderi ile baş başa bıraktı. Zamanında ve günümüzde Kürdistan için çok bedel ödedik. Ama şimdi hükümet zenginleri zengin, bizim gibileri de kendi halinde bırakmış. Elektrik direklerini yeni köye getirdiler. Köyde okul olmadığı için çocuklarımı kar, kış demeden eşek sırtında okula getirmek zorunda kalıyorum” diyor. Köydeki diğer insanların durumunun da kendisinden farksız olmadığını aktarıyor. Sohbete dahil olan evin hanımı Menice ise köyde sağlık ocağı olmadığından şikayetçi. “köyümüzde bir doktor ve sağlık merkezi yoktur. Her kesin şehirlere gidip tedavi olacak maddi durumları iyi değildir. Bundan dolayı da özellikle kadın ve çocuklarda ciddi sağlık sorunları gelişiyor. Belediye sağlık hizmetleri veriyor, Ama onlarında imkanları sınırlı ve her yere ulaşamıyorlar. Dışarıda yol yapım çalışmalarını yürüten kamyonların toz dumanı altında çekim ve röportajlarımızı yaptıktan sonra yola çıkarken, evin önünden geçen lavabo sularının bir şebeke ile aktarılması gerektiği noktasında belediyenin sağlık çalışanları uyarıyor.
YARIN:
* Kandil’deki köylüler hangi hizmetleri istiyor?
* Kandil Belediyesi çalışmaları yeterli mi?
* Kandil’e yapılan saldırılar için halk ne diyor?
MEHMET NURİ EKİNCİ / ANF/KANDİL