
Kandil çok hareketli; karınca yuvası gibi kaynıyor. Her vadisinde hummalı bir çalışma yaşanıyor. Kiminde toplantılar yapılıyor, kiminde eğitimler veriliyor, kiminde heyetler ağırlanıyor. Bölgeden ve dünyanın her yerinden insanlar buraya geliyor. Başka hiçbir yerde karşılaşamayacağınız insanları burada görmek mümkün oluyor.
Benim de başıma böyle bir olay geliyor. 20 yılı aşkın bir süredir görmediğim eski bir politikacı dostla burada karşılaşıyorum. Günü birlik Kandil’e gelmiş. Türkiye’de önemli bir politik şahsiyetin danışmanlığını yapıyor. Bir çay içimi kadar konuşacak zamanımız oluyor...
Hem Ortadoğu’daki gelişmeler hem de PKK’nin içine girdiği ‘paradigmasal değişimin’ bir sonucu olsa gerek Kandil ilgiyle izleniyor. Buradaki hummalı çaba ve yoğun trafik Kandil’in Ortadoğu siyasetindeki yerini gösteriyor. Kandil, bölgesel siyasetin önemli bir merkezi haline gelmiş bulunuyor. Ortadoğu’da yeni dengeler Kürdistan üzerinden kuruluyor. Bölgesel değişim de Kürtler önemli bir yer tutuyor. Deyim yerindeyse kilit Kürtlerin eline geçmiş bulunuyor. Bu da Kürdistan’ın dört parçasında ve diasporada örgütlü olan PKK’ye ve izlediği siyasete özel bir önem kazandırıyor...
PKK de bunun farkında görünüyor. Bu yüzden yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun bir ‘yeniden yapılanma’ hamlesi sürdürüyor. PKK, Kürtlerin tek ve son şansı olduğunun bilinciyle varlığının korunması ve geleceğe taşınması açısından ne gerekliyse onu yapmaya çalışıyor. Kandil’in her vadisinde bu çabayı görmek ve gözlemlemek mümkün...
Karizma çiziliyor
Kandil’deki ikinci günümü Şehit Şilan Akademisi’nde geçiriyorum. Akademide çeşitli alanlardan gelmiş 25 kadın gerilla eğitim alıyor. Eğitimler Kürtçe ve Türkçe yapılıyor. Sabah dört, öğlenden sonra da dört olmak üzere günde sekiz saat ders veriliyor. Derslerde ağırlıklı olarak PKK Lideri Öcalan’ın savunmaları okutuluyor ancak, eğitim başta jîneoloji olmak üzere bilimsel birçok alanı da kapsıyor.
Akademi meşe ağaçlarıyla kaplı dağlık bir alanda kurulmuş. Burada da dağların göğsünden çağlayan gibi su fışkırıyor. Harika bir doğası var buranın ama, ben tadını çıkaramıyorum. Çünkü etrafta çok yılan olduğunu öğreniyorum. Leyla yılanlar konusunda beni uyarıyor. Korkuyorum; öyle korkuyorum ki bir gece suratıma konan çekirgeyi, başka geceyse yanımdan koşar adım geçen fareyi yılan zannediyor, yerimden fırlıyorum. Oysa yılanlar mangalara girmiyor, biri ona dokunmadıkça da kimseye dokunmuyormuş. Akademide karizmayı fena çizdiriyorum. Korkum espri konusu oluyor...
Şehit Şilan Akademisi’nde birbirinden güzel iki gün geçiriyor, Rojava’dan Rojhilat’a, Bakur’dan Başur’a ülkemin dört bir yanından gelmiş çok güzel insanlar tanıyorum. Rojhilat’tan (İran Kürdistanı) gelmiş kadınların hikayelerini ilerleyen günlerde yazmayı düşünüyorum. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim; bir yandan İran İslam rejiminin, diğer yandan da Kürt gerici değer yargıları ve erkek egemen kültürün baskısından bunalan Kürt kadınları kurtuluşu PKK’de; onun kadın özgürlüğünü güvence altına almış demokratik çizgisinde görüyor. Bu yüzden uzaklardaki evlerinden, köylerinden, şehirlerinden, ailelerinden ve hatta eşlerinden kopuyor ve buraya geliyorlar...
Akademideki iki güzel günün ardından KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’la röportaj yapmak üzere oradan ayrılıyorum. Sabahın erken saatlerinde kısa bir tören yapıyor, bol bol resim çektiriyor, içimde çağlayan duyguları bastıra bastıra akademi öğrenci ve yöneticilerine veda ediyor, Karayılan’la söyleşinin yapılacağı alana gitmek üzere, beni almaya gelmiş Garzan’la birlikte yola çıkıyorum.
Garzan anlatıyor
Amedli Garzan eski bir PKK’li. PKK Lideri Öcalan’ın 2 Ağustos 1999 tarihinde yaptığı ilk geri çekilme çağrısına da katılmış bir gerilla. O dönem geri çekilirken kendilerine pusu atılmış ve 10 arkadaşı katledilmiş. Kendisi de yaralı olarak yakalanmış. 11 yıl hapis yattıktan sonra tahliye edilmiş. Tahliye edilir edilmez dağa gelmiş. Dağdayken ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış.
Garzan’a o günleri soruyorum; anlatıyor.
“Biz Dersim grubuyla birlikteydik. 11 Kasım 1999 gecesiydi. Türk ordusu Kurtalan yakınlarında pusu atmış. Geri çekilme var, barış olacak diyorsun ama ordu her tarafı kuşatmış; seni öldürmek istiyor. Çatıştık mecburen. Aralarında İsa ve Seyfettin’in (Rizgar) de olduğu 10 arkadaşımız şehit oldu. Ben yaralı olarak yakalandım. O günlerde önümüzü göremiyorduk; herkeste bir kafa karışıklığı, komplonun yarattığı derin bir travma vardı. Şaşkındık ve bu yüzden etraflıca sorgulayamıyorduk…”
Ona bu kez, aradan 14 yıl geçtikten sonra yeniden gündeme gelen ve geçtiğimiz günlerde de hayata geçen ‘geri çekilme’ hakkında ne düşündüğünü soruyorum. ‘Şimdi’ başka diyor ve şöyle devam ediyor:
“Şimdi süreci iyi biliyoruz ve biz yürütüyoruz. Şimdi sonuç alma imkanları çoğaldı; amaca yaklaşıyoruz. Kuzey’de ve Batı’da önemli kazanımlar var. Evet, kaygılar var ama, buna uygun önlemler de var. Gücün yoksa kimse seni ciddiye almaz, ortada süreç-müreç de kalmaz. Dolayısıyla silahlı güç olarak kalacaksın. Bırakamazsın. Sen bıraksan da halk bırakmaz. Çözüm bu eksende bulunacaktır. Artık zaman değişmiştir ve dengeler bizden yanadır.”
Silahı bir gün bırakmak...
Garzan’ın bir işi çıkıyor. Benim bir süre onu bir başka yerde beklemem gerekiyor. Orada başka gerillalarla karşılaşıyorum. Hazır onları bulmuşken de süreç hakkındaki düşüncelerini öğrenmek istiyorum.
Zîn de eski bir gerilla. Savaşta en çok ‘tecrübe’ biriktirmiş. Tecrübelerine dayanarak sorularımı yanıtlamasını istiyorum. Şunları söylüyor:
“İlk duyduğumda evet, yüreğim burkuldu. Ülkeye uğurladığın yoldaşların geri gelecek diyorsun, ama bazı yoldaşlarının gelemeyeceğini biliyorsun. Böylesi günlerde onların yokluğuna alışmak zor oluyor. Toprağa düşenleri hatırladıkça kabullenmek kolay olmuyor. Evet, bu Türklerin de Kürtlerin de son şansıdır ve bu şansı Önderliğimiz vermiştir. Oradan gelen talimat neticesinde başladı bu süreç. Önderlikten zehir de gelse içeriz. Biz böyle bir hareketiz. Süreç konusunda Önderlik bize umut veriyor. Bu yüzden destekliyoruz…”
Zîn bir süre elindeki keleşle oynuyor, sonra şöyle devam ediyor:
“Tamam, ben bu silahı bir gün bırakmak için elime aldım. Mecbur kaldığım, başka bir yol kalmadığı için aldım. Bir gün gelecek bırakacağım diye düşündüm. Ancak halkıma bırakacağım dedim. Başka türlüsünü hiç düşünmedim…”
Garzan geliyor, yola koyuluyoruz. Yine koyun koyuna sokulmuş dağlardan, dik patikalardan ve derin vadilerden geçiyoruz. Bir saatlik bir yolculuğun ardından da röportajın yapılacağı alana varıyoruz. Erdal Er orada bizi bekliyor. Ceyda Karan da bize katılıyor. Hep birlikte Karayılan’ı bekliyoruz. Çok geçmeden de Karayılan’ın güvenliği geliyor. Önce güvenlik ekibi, sonra da KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın kendisi geliyor.
Önce Nuçe TV için Erdal Er, Ceyda Karan ve ben ortak bir program yapıyoruz. Sonra da ben Sterk TV için özel bir program yapıyorum.
Savaş bitti (mi?)
Karayılan’a yaptığımız röportajlar televizyonlarda yayınlandı. Haber ajansları ve gazeteler de bu röportajlara geniş yer verdiler. Bu yüzden burada bunları yeniden aktarmak istemiyorum. Bunun yerine hem programlardan hem de özel sohbetimizden yola çıkarak Murat Karayılan’dan edindiğim izlenimleri aktarmanın daha yararlı olacağına inanıyorum.
Sayın Karayılan’ı tanıyanlar bilir; samimi ve içi dışı biri. Lafını eveleyip gevelemez; kelimeleri ağzında kalabalığa çevirmez. İçinden geldiği gibi konuşur. Olabildiğince açıktır. Bu kez de öyle oldu. Söyleşiye başlamadan önce, “ben de off the record yok, bilmem öyle şeyler, sen soracağını sor” dedi. Bunu duyduğuma memnun olmuştum ama, aynı zamanda bunun Karayılan’ın kendine olan güvenin bir ifadesi olduğunun da farkındaydım.
Ona önce hislerini, sonra da düşüncelerini sordum. Edindiğim izlenimlere gelince:
1- PKK savaşın sona ermesi, sorunun siyasi zemine çekilmesi konusunda kararlı görünüyor. Karşı taraftan herşeyi altüst edecek sabote edici bir girişim gelmez ise Türk devletiyle yaşanan savaş 25 Nisan 2013 itibariyle ‘bitti’ diyebiliriz. PKK, AKP’nin çözüm yolunda yaşayacağı zorlukların da farkında görünüyor. Karayılan içeride ve dışarıda süreç karşıtı güçlerin çabalarından haberdar olduklarını söylüyor. Sanılanın aksine Amerika’nın sürece destek değil, köstek olduğunu düşünüyor...
Bütün bunlar olurken PKK, AKP’nin oyalayıcı ve takkiyeci eğilimlerine fırsat vermek de istemiyor. Bu yüzden deyim yerindeyse kılı kırk yarıyor. Yeni bir anayasa yapamasa da AKP’den ‘yol temizliği’ yapmasını bekliyor. Bunun sözünü almışa da benziyor. Fakat ‘yol temizliği’ de gecikiyor. Bu da gerilim yaratıyor. Örneğin Terörle Mücadele Yasası’nın değişmesi gerekiyor ama, değişmiyor. KCK davası tutsaklarının salıverilmesi gerekiyor ama, esaret durumları devam ediyor. Aynı şekilde seçim barajının düşürülmesi bekleniyor. Sürecin ilerlemesi için bunun gibi bir dizi adımın atılması ve dolayısıyla da siyasetin önünün açılması gerekiyor. Buradan bakınca AKP’nin hegemonya inşa etmesi ve PKK’yi de bu amaçla ‘yedeklemesi’ pek mümkün görünmüyor. PKK’nin taleplerini gelecek perspektifi içinde değerlendirmek gerekiyor. Bu perspektifse, ‘Yeni Türkiye’nin ortağı’ olarak şekillenmişe benziyor.
Kendini yönetme hakkı
2- Aslında, ‘bu savaş neyin karşılığında bitti?’ sorusunun yanıtını da burada aramak gerekiyor! Burada da anadil eğitiminden özerkliğe, PKK lideri Öcalan’ın özgürlüğünden bölgesel çözüme çok şey öne çıkıyor. Karayılan, PKK’nin çözüm modelinin ‘kendini yönetme hakkı’ olduğunu söylüyor. Ancak yine de onun deyimiyle, “çok kapsamlı, çok bileşenli ve kördüğüm halini almış bu sorunda kesin bir şey söylemek zor” oluyor. PKK’nin bu nedenle bazı stratejik opsiyonlarını açık tuttuğu anlaşılıyor. Zaman ne getirir bilinmez ama, Öcalan’ın özgürlüğü ile anadilde eğitim hakkının içinde olduğu, ‘kendini yönetme hakkı’ gelinen aşamada PKK’nin olmazsa olmazlarını oluşturuyor. Sürecin bununla alakası olduğu da anlaşılıyor.
3- Karayılan silah bırakma meselesinin çözüm sürecinin son aşaması olduğunu söylüyor. Türk devletiyle savaş sona erse de, bölgede gerillaya olan ihtiyacın devam edeceğini belirtiyor. Silahlı güçlerin tasfiyesi bir yana güçlendirilmesinde yana görünüyor. Kürtlerin orduları olmadan Ortadoğu’da özgür olamayacaklarını düşünüyor. Uzun vadede gerilla ve peşmergenin birleşmesi fikrini yabana atmıyor. “Bu aşamada olmuyorsa, buna takılıp kalmamak, olabilir olanı yapmak gerekir” diyor.
‘Görev Kürdistan’ı korumaktır’
4- Karayılan, İran ve Suriye ile savaşacakları ya da savaştırılacakları söylemlerine ise sert çıkıyor. Bu beklentilerin boş olduğunu söylüyor. PKK’nin İran’la savaş değil, yumuşama peşinde olduğunu, bu yönlü diplomatik girişimlerin sürdüğünü söylüyor. Aynı şeyin Esad rejimi için de geçerli olduğunu belirtiyor. “Kürdistan’a saldırmazlarsa sorun olmaz” diyor. Sık sık gerillanın Kürdistan’ı korumak dışında silah kullanmayacağını ve Kürdistan’ın dışına çıkmayacağını vurguluyor. “Gerillanın görevi Kürdistan’ı korumaktır, başkalarına saldırmak değil” diyor. Karayılan’ın söylediklerinden PKK’nin bölgedeki siyasal ve mezhepsel çatışmalardan uzak durmaya devam edeceği de anlaşılıyor.
5- PKK, Rojava meselesine özel önem veriyor. Enerjisinin önemli bir kısmını şimdi bu parça için harcıyor. Orada dengelerin Kürtlerin aleyhine değişmemesi için askeri, siyasi, ekonomik ve diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Rojava Kürtlerine her açından yardım ediyor ancak, onları iç işlerine de doğrudan karışmak istemiyor. Kandil’e bu parçadan gelen bilgilere göre Suriye Kürdistanı’nda önümüzdeki aylarda önemli gelişmeler yaşanabilir. Bu parçada otonom ya da federal bir Kürt hükümeti gündeme gelebilir.
6- PKK uusal birliğin güçlendirilmesi konusunda da kararlı görünüyor. Ulusal Konferans’ın toplanması da onun öncelikleri arasında bulunuyor. İmralı’da başlatılan çözüm sürecinin gelişmesi halinde Kuzey, Güney ve Batı Kürdistan parçalarını içine alacak bir çözümü olası buluyor. Bölgesel ve küresel birçok gücün Kürtlerle ilişki ve ittifak peşinde olduğunu biliyor ve Kürtlerin birliğine bu yüzden daha da önem veriyor. Farklı dinamiklere açılım ihtiyacı hisseden PKK, Kürtler arası birliği bir değer haline getirmeye ve kalıcılaştırmaya çalışıyor.
7- Karayılan’dan sorunlarına rağmen çözüm sürecinin gelişeceği izlenimini alarak ayrılıyorum. PKK’nin içine girdiği ‘niteliksel dönüşümü’ de buna bağlıyorum. Sürecin ciddi sancıları ve sıkıntıları olsa da PKK’nin bu yolda yürüyeceğini düşünüyorum... Elbette sürece teorik olarak PKK Lideri Öcalan öncülük ediyor. Ancak PKK, Öcalan’ın pratik olarak da sürece öncülük edebilmesi için önünün açılması gerektiğini söylüyor. Demokratikleşme amaçlı ‘yol temizliğiyle’ birlikte, İmralı’da yeni düzenlemeyi de bunun için istiyor.
Yarın: Önce KJB, sonra da Siyasi Komite, ne yapıyorlar? Ne düşünüyorlar?
GÜNAY ASLAN