Tam, asker aileleri, halk, asker ölümlerini sorgulamaya başladığında ve kamuoyunda askeri çözüme güven zayıflayıp köşeye sıkıştığında, zinhar olmaz diye bağrındığı İmralı ve Kandil kozunu devreye soktu iktidar. Kuzu kuzu ölüp, genç yaşta şehitlik mertebesine ulaşmayı kabul etmezseniz, İmralı ve Kandil'de çözüm arayacağım “mecburen" dedi.
Toplumun çözümden yana yanıp tutuşan kesimi bunu, “iktidar  sıkıştı, çözüm arayışında” diye yorumlasa da, ırkçı düşünce ve duygularla kirletilmiş büyük kesimi savaş nedeniyle kafasında beliren sorulara ve yaşadığı huzursuzluğa rağmen, bunu namus meselesi olarak değerlendiriyor. Baştan beri savaş politikalarına, ırkçı, despot bir yönetim anlayışına heves eden AKP’nin de toplumun desteğini bu yönde geri kazanmak için, İmralı ve Kandil seçeneğini bir blöf olarak kullandığını düşünebiliriz. Buradan bakınca BDP’yi ısrarla dışarıda tutması da, müzakere seçeneğini kabul edilemez hale getirmekle, blöfün bir parçası olarak planlanmış denilebilir.
Bu blöf başka yerde tutmayabilir ancak Türkiye’de durum hiç de öyle değil. Nitekim; Türkiye Değerler Atlası 2012 araştırması sonuçlarına göre Türk insanı; 47 Avrupa ülkesi arasında en dindar, en erkek, en milliyetçi, en sağcı, güven duygusu en zayıf topluluk. Toplumun yüzde 62'si hükümete, yüzde 58'i Meclis'e güveniyor. Karadeniz insanının yüzde 88’i Türk olmaktan gurur duyuyor. Bu durumda, onlarca yıllık Kürt düşmanlığını aşarak "İmralı ya da Kandil, çözüm neredeyse oraya gidin" diyebilecek kişi sayısı geçen genel seçimdeki oy sayımızı aşar mı?..
Beri yanda Kandil, İmralı, BDP, muhataplık meselesi kamuoyunda “nefretle" tartışılmaya devam edilirken, Suriye ile savaş ve sınır ötesi harekat tezkeresi konularındaki haberler kaplayıverdi TV ekranlarını. Öyle ki; haberleri izlediğiniz o anlarda bir Suriye bombasının yanı başınızda patlaması an meselesi gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Devamında Suriye ve Kuzey Irak sınırında PKK ile yaşanan çatışmalar ve şehit haberleri yer alıyor... Hemen arkasına eklenen ve ABD başta olmak üzere batının da desteği olduğu belirtilen "sınır ötesi askeri harekat tezkeresi”ne kaç kişi hayır diyebilecek dersiniz?...
Çözülebilir sorunların, insani değerler ve yaşam hakkı göz ardı edilerek çözümsüzlüğe itilmesi karşısında, toplumun belirgin çoğunluğunun savaşı, ölmeyi, öldürmeyi, nefreti savunuyor olmasına akıl erdirmek kolay değil elbet. Tam da bu noktada, AKP’nin tamamen duygusal sonuçlar yaratan, akıl tutulmasına yol açan politika tarzı çok başarılı oluyor. Başbakan ırkçı, ayrımcı söylemler ve despot tarzını hiçbir ölçüye bağlı kalmadan sürdürürken, neredeyse bir nefes alıştan ötekine değişen söylemlerle toplumun aklı ve duyguları iğdiş ediliyor. Toplumun büyük kesimi, ne doğru, ne olabilir bilmiyor mesela. Sadece olanlara izleyici olup, kendini kötü durumlardan korumaya çalışıyor.
Meseleye geri dönersek, son kötü senaryo şöyle; AKP’nin İmralı ve Kandil kozu bu kez de işe yarayacak. Bu ihtimal ırkçıların kanını ateşleyecek ve sınır ötesi operasyon tezkeresine onay çıkacak, hem içerde hem dışarıda savaş derinleşecek. Türkiye’de, Suriye’de ve belki İran’da uluslar arası emperyalist güçlerle işbirliği içinde Kürtler yok edilmeye çalışılacak… Bu senaryonun ilk bölümü tutar büyük ihtimalle, ama kıyımlarla yok edilebilseydi Kızılderililer, siyahlar, Aborjinler hayatta olabilirler miydi bu gün?.. Asıl soru ise şöyle sorulabilir belki. İmralı, Kandil ve Devlet arasında gerçek ve kalıcı bir müzakere süreci nasıl başlatılabilir?