Baharın dört mevsimden biri olmanın ötesinde anlamları vardır. Kışın yarattığı netameli, kasvetli, eziyetli çileden sonra baharın gelişi özgürlüğe bir kapı aralamaktır. Kış mevsiminin ağırlığı ile insan ruhuna çöken kasvetin gidişi zemheri ile başlar. Zemheri demek kara kış ve çılle (çile) demektir. Lakin zemheri tam da baharın doğum sancısıdır.
Anadolu’da, halk aralık ayına karakış, ocak ayına zemheri der. Anadolu halk ağzında şubat ayının adı ise kısa kalmış, tam gelişmemiş anlamına gelen “Gücük/Güdük”tür. Gücük ayının dördünde havaya, on birinde suya, on sekizinde toprağa cemre düşer. 13, 14, 15 Gücük/Şubat tarihleri de Xızır Orucudur. Xızır Orucu tarihi bazı yörelerde değişebilir. Bunun nedeni ocak, pir, talip ilişkisine bağlıdır. Şubat, yani gücük ayı cemrelerin ve Xızır orucunun hikmeti ile yılın ilk ayı sayılan mart ayına evrilir. Mart ayı Kadim Anadolu ve Kürdistan takviminde yılın ilk ayıdır. Anadolu ve Kürdistan kadim geleneğinde yılbaşı 21 Mart’tır. 21 Mart öncesinde bir müjde anlamında, 21 Mart günü kutlama ve sonrasında uğurlama anlamında eğlenceler yapılır. İnanç ayrımı olmaksızın toplumlar bu etkinlikleri küçük değişikliklerle yaparlar. Newroz/Nevruz bu kutlamanın zirve yaptığı zaman dilimidir. Doğada dipten gelen ılık ve dingin canlanma adeta yaşamın tümüne yansır ve insanları kış/Bahar ikileminde değişim sancısının telaşına gark eder. Anadolu ve Kürdistan halklarının hemen tamamı Newroz/Nevruz’u kutlarken Aleviler “Newroz/Nevruz Cemi” yaparlar. Newroz/Nevruz Cemi bir anlamda yaşamdaki mevsimsel döngünün startı demektir. Yine kadim Anadolu ve Kürdistan takvimine göre 22 Mart, 5 Mayıs arası bahar, 5 Mayıs 21 Haziran arası Xıdırellez’dir.
Bunlar halkın uzun gözlem ve deneyleri ile oluşturduğu bilgelik takviminin verileridir. Saygı duymak ve bu takvimin bir doğal gerçeğe dayandığını bilmek gerekir.
Lakin mart ayı Mazlum’un ayıdır. İsterseniz halkın bilgelik takvimini Mazlum Doğan’ın eylemine uyarlayın, göreceksiniz ki doğanın ve yaşamın eylemi ile Mazlum’un eylemi aynı süreçlerden geçmiş ve o kutsal eylemde buluşmuştur. Nisan ayı artık gizlenemez bir coşkunun, doğanın doğurganlığının dışa vurumudur. Martın bitimi, nisanın başlaması Mahirce bir eyleme benzer. Nisan adeta coşku ve bunun yarattığı verimi biriktirir, mayısa devreder. Mayıs, Üç Fidan’ın, İbo ve Dörtlerin nisandan devraldığı coşku ve verimi yaşanır kıldığı kutsal eylemlerin kendisidir. İşte tam bu sırada inkarcı ve tekçi sistem bahar, coşku, verim gibi eylemlerin, bu eylemleri yaşam biçimi edinmiş halkların üzerine karabasan gibi çökmeye çalışır. Üç Fidan’ı idam eder! İbo’yu işkencede katleder. Dörtleri zulüm, azap ve işkencenin karanlığına şule olmaya zorunlu bırakır.
Her Xıdırellez gecesini sabaha bağlayan şafakta Ankara/Karşıyaka mezarlığında olmak ibadettir. Bu sene de bu ibadette can olma onuruna erdik. Türkiye halklarının tüm renkleri, tüm inanç grupları, her sınıf ve katmandan insanlar akın akın Deniz’e, Üç fidan’a akıyorlardı. Önce Denizler, sonra Mahir, Ulaş ve 2 Temmuz canları ile niyazlaşıp hüzün mevsiminde kalan bir damla yaş ile ayrılıyorlardı. Kimse kimseye “Sen buraya niye geldin? Ya da gelemezsin!” demiyor. Oradaki tüm canlar etnik, inançsal ve sınıfsal kimliği ne olursa olsun Üç Fidan’ın, Mahir, Ulaş ve 2 Temmuz canlarının mezar taşlarına bir kere dokunabilmek için sabırla sırasını bekliyordu. Üç fidanın, Mahir, Ulaş ve 2 Temmuz canlarının kemaletine ve kerametine kim vasıl olmak istemez ki?...
Halktan büyük bilge yoktur. Halk, adalet ve özgürlük için acı çekenleri ve Hakka yürüyenleri ermiş bilir. Ermişlere yüreğinin en saf ve insansı hali ile sıfat verir ve bu sıfatı onun adıyla özdeş kılar. Örneğin halk nazarında Mazlum, Ferhat, Hasret demek sadece bir isim değildir. Deniz, Yusuf, İnan, Mahir, Ulaş, Sinan, İbo…! Bunlar isimlerin kutsal bir kavrama dönüşmüş halidir. Yürekten söylenen adeta özdeş olunan isimlerdir. Söylerken öyle bir duyguya kapılıyor ki insan, arkadaşına, sevdiğine, yarine, yarenine canım der ya işte öyle…! Mazlum’da Deniz’i, Deniz’de Mahir’i, Mahir’de Ulaş’ı, Ulaş’ta İbo’yu, İbo’da Sinan’ı görüyor insan…
İki gün sonra mayısın o sekizi. Hani o hafif yana bükülmüş boynu, başında şapkası ile derinden derine gülümseyen İbo Can var ya onunla niyazlaşmanın günü. Ve Diyarbakır zindanında kutsal ateşin narı ile yakılmış Dört kandilin şulesine pervane olmanın zamanı! Bahar, dört elementin zamanın durdurulamaz akışında buluştuğu andır. Dörtlerin eylemi dört elementin insanda buluşma anıdır. Dört element kainatın sırrı hakikati, dörtler ise yaşamın sırrı hakikatidir. Aşk olsun sırra ve sırrı hakikate tanık olanlara. Aşk olsun sırra ve sırrı hakikate erenlere…
Kandilin şulesine pervane olmak!..