
Uluslararası sözleşmelerde adı geçen ama Türkiye’de karşılığı olmayan ‘Cenevre Savaş Sözleşmesi’ gibi uluslararası sözleşmeleri ayaklar altına alınarak farklı gündemler yaratıp saldırıyı manipüle etmeye başladı. Türk devleti ve AKP Hükümeti, son olarak Hakkari’nin Çelê (Çukurca) İlçesinde 36 gerillanın çeşitli kimyasal silahlarla katledilmeleri ile gündemde. Çelê’de yanmış ve kömürleşmiş bedenler ile tanınmayacak halde olan gerillaların naaşları bir kez daha gözleri Türk devletinin işlediği savaş suçlarına çevirdi.
Dünyanın her hangi bir ülkesinde ‘skandal’ olabilecek bu tür savaş suçları, Kürdistan’da işlendiğinde üzerinde durulmuyor. Sorun sadece ‘uluslararası duyarsızlık’ veya ‘siyasetle’ mi açıklanacaktı? Uluslararası baskıların devreye girmemesinde temel sorun ya da yöntemsizlikler nedir?
Kürdistan’da son olarak 36 gerillanın kimyasallarla katledilmeleri uluslararası kurum veya kuruluşlarda bir duyarlılık yaratmışsa da, girişimler başlayacak mı, başlamayacak mı? İşte bu önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Konu hakkında biyolojik silahlar uzmanı Henry Grossman ve Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Kullanılmasına Karşı Yaptırımlar Merkezi/Hükümet Dışı Örgütü’nün (CMRP) görüşlerine başvurarak sorularımıza yanıt almaya çalıştık...
‘Kanıtların olması şart’
CMRP, kimyasal ve yasaklanmış diğer silahları kullanan güçlere karşı, yaptırım öncesi sürecin hayati bir önem taşıdığını açıklamasında vurguluyor: “Yasaklanmış silahları kullananlara karşı yaptırımların hayata geçirilebilmesi için başlatılacak süreçler en azında yaptırımların içeriği kadar önemlidir. Bu süreçlerde tek başına ‘ihbar, görgü tanığı ve mağdur girişimler’ yeterli olmuyor. Bununla beraber kanıtlar, labaratuvar ortamında elde edilecek analiz sonuçları, delil ve belgelerin tamamlanması gerekmektedir. Çünkü, uluslararası anlaşmalarda güçlü bir şekilde yasaklanan maddelerde bahsediyoruz. Bunu bir prosüdüre bağlamak ve buna göre davranmaktan bahsetmiyoruz.”
CMRP, güçlü delil, kanıt ve veri sonuçların elde edilmesiyle, konuyu uluslararası kurumların gündemine getirmenin kapısının aralanacağını belirtiyor.
‘Anlaşmalar Türkiye’yi bağlar’
Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Kullanılmasına Karşı Yaptırımlar Merkezi/Hükümet Dışı Örgütü’, geçmişte düzenlenen uluslararası anlaşmalar, içeriği ve anlaşmalara uymayan devletlerin karşılaşacağı cezalar hakkında ise şu bilgileri veriyor:
“1925 tarihli Cenevre Gaz Protokolü kapsamındaki düzenlemelerin, anlaşmaya taraf olan ve olmayanlar arasında yaygın bir şekilde bağlayıcı olduğu kabul edilmektedir. Bahsi geçen silahların kullanımına dair yasaklamalar ve sınırlamalar, milletlerarası belgenin, silah bulundurmaya dair düzenlemelerinin de öncüsü olmuştur. Nitekim, bunlardan Mart 1975’den beri yürürlükte olan 1972 tarihli Biyolojik ve Zehirleyici Silahların geliştirilmesi, Üretilmesi ve Depolanmasının Yasaklanması ve İmhasına Dair Konvansiyon ile, düşmanca amaçlar için mikrobik veya diğer biyolojik etken ya da zehirlerin geliştirilmesi, üretimi ve depolanması menedilmiş ve taraflara, bunların imha edilmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Bu hükümlülüklere uymayan Türkiye’nin de aralarında bulunduğu üye devletleri bağlar. Bağlılığa uymayan devletler için ‘insanlık suçu işlemek’ ibaresi yer almaktadır.”
Kimyasal silahların kullanımı-yasaklanması ile ilgili görüştüğümüz CMRP yetkililerine, son Çelê olayında yaşamını yitiren gerillaların fotoğraflarını gösterdiğimiz gibi, olayda sağ kurtulan gerillaların anlatımlarını aktardık. Örgüt, bunların önemli veri olduğu ancak daha güçlü kanıtların ortaya konulması gerektiğini hatırlatarak şu bilgileri verdi: “BM yasaklanan kimyasal silahların kullanılmasına ilişkin yukarıda bahsettiğimiz düzlemdeki sonuçları yerinde araştırmak için uzman heyetleri harekete geçirmiş, adı geçen ülkelerde incelemeler yapmıştır. Belirttiğimiz gibi harakete geçmek için ancak güçlü delil ve kanıtların olması gerekiyor. Bize verdiğiniz fotoğraflar her ne kadar kimyasal silah kullanımını güçlendirse de bunu besleyecek analiz verilerinde elimizde olması gerekiyor. Elimizde güçlü kanıt ve belgelerin olması halinde BM’yi konuyla ilgili harakete geçirebiliriz. Yalnız BM değil söz konusu silahların yasaklanması veya kullanılmasını reddeden birçok uluslararası anlaşmaya taraf olan uluslararası kurumları da harakete geçirmek mümkündür. Bunun gerçekleşmesi için iddia sahiplerinin konuya ciddiyetle ve titizlikle yaklaşması en önemlisi de bilgi, belge ve analiz sonuçlarını toplaması çok önemli olacaktır.”
Kimyasal silah kullanımının ağır yaptırımları da birlikte getirebileceği aktarılan CMRP açıklamasında “Kimyasal silah kullanımı ağır yaptırımları getiriyor. BM’nin söz konusu kimyasal silahların kullanımını yasaklayan sözleşmelerde imzası bulunan ülkelere yönelik ağır yaptırımları mevcuttur. Başta tecrit olmak üzere, silah amborgosu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sevk, diplomatik baskı ve her türlü silah denetimi gibi. Sonuç itibariyle nedeni ne olursa olsun kimyasal silah kullanımı bir insanlık suçudur” ifadesi yer aldı.
‘Bağımsız bilirkişiler araştırma yapabilir’
Açıklamada, uluslararası bağımsız bilirkişiler başta olmak üzere, konuyla ilgili olan sivil toplum kuruluşlarının hiçbir üye devletten izin almadan o ülkede araştırma yapabileceğine dair bilgi de bulunuyor.
‘Kanıtların yok edilmesi çok zor’
İzin verilmemesi durumunda söz konusu ülkenin zararlı çıkacağının vurgulandığı açıklamada şunlar belirtiliyor: “İzin verilmemesi başlı başına şüpheleri artıracaktır ve bu söz konusu ülke için ciddi sorunlara yol açabilir. Bilinmelidir ki kimyasal silahların kullanıldığı alanlarda kullanıma ilişkin toprak yüzeyinde kanıtlar yok edilemez. Resmi otopsi sonuçları ne olursa olsun kimyasal silahla ölümü gerçekleşen vücuda labaratuvar ortamlarında yıllar sonra da teşhis konulabilinir. Özellikle Hollanda’nın Lahey (Den Haag) şehrinde bulunan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW)’nin konuya duyarlılık sağlaması çok önemli olacaktır. Bizim gibi hükümet dışı örgütlerin de nihayetinde başvurduğu OPCW, bugüne kadar 1500 teftiş misyonu yürüttü. Gerek OPCW’nin harakete geçirilmesi gerek bağımsız kurum ve şahsiyetlerin incelemeleri sonucu ortaya çıkacak raporlarıyla konunun aydınlığa çıkmaması için bir neden görünmemektedir.”
‘Silahların kullanımı oldukça kolay’
Biyolojik silahlar uzmanı Henry Grossman ise, bu tür kitle imha silahların kullanımının oldukça kolay olduğunu belirtiyor.
Grossman şunları belirtti: “Çok sessiz bir şekilde ve hiç dikkat çekmeden doğrudan hava aracından aşağıya bırakacağınız balonlarla bu silahları kullanabilirsiniz. Bu silahların en çok bilinenleri ise şunlar: sarin, soman, VX, tabun, hidrojen siyanür ve hardal bileşenleri. Deriyi tahriş eden, solunumu zorlaştıran-kesen, felçlere neden olan, çok kısa süre içinde ya da uzun süre sonra ölüme neden olan bu gazlar, bugün yasal maddelerden üretilebiliyorlar.”
Bu nedenle, bu tür silahlarının denetiminin de zorlaştığını ve yaygınlaştığını söyleyen Grossman, devamla şöyle dedi: “Atıldığında kişiyi veya kişileri geniş bir alan içinde hemen öldürmeyi hedefleyen sinir gazları sinir sistemini etkiliyor. Bunlar kısa bir sürede ölüme yol açar. Sarin, tabun, soman, VX, Hitler’in talimatıyla 1936-1944 yılları arasında sentezlenmişlerdir. Japonya’da bir tarikatın Tokyo Metrosu’na yaptığı saldırıda sarin gazı kullanılmıştır. Halepçe’de ise tabun gazı kullanılmıştır.”
Yakıcı ve tahriş edici gazlar
Gösterdiğimiz fotoğraflar üzerinde CMRP yetkilileri gibi Henry Grossman da yorumda bulundu: “Gösterdiğiniz fotoğraflar ve anlatımlardan çıkardığım sonuç bu gazların yakıcı ve tahriş edici gazlar olduğudur. Gözler, cilt ve solunum yolu dokuları ilk etkilenen bölgelerdir. Öldürücü değilse de önemli ölçüde sağlık sorunlarına neden olurlar. Hardal gazı, lewisit, fosgen oksim gibi etken maddeleridir. Bu tür gazların basit bir şekilde karışım yoluyla birbirine entegre edilmesi mümkündür ve hedefi bir kaç dakikada imha edebilir. Bir siyanür bileşiği sonucu elde edilen ve bizim ‘kan zehiri’ olarak adlandırdığımız siyanür/siyonejen klorü kesin öldürücü etkisi vardır. Eklenmesi gereken bir diğer gaz türü de Viyetnam, Nikaragua, Salvador gibi ülkelerde gerillaya karşı kullanılan beyaz fosfordur. İnsan üzerindeki yaralıyıcı ve öldürücü etkisini üç şekilde göstermektedir: 1- derin dokunun yanması, 2- Fosfor dumanı olarak akciğerlere yerleşmesi, 3- Çevreden veya direk olarak beyaz fosforun ağızdan alınması.
Yüksek dozlu beyaz fosfor, hızlı ve büyük acılar ile gelen ölümlere yol açar. Beyaz fosfor bombası önce insanın derisini, sonra etini yakıyor. Ardından da kemiklerini eritiyor ve canlıların solunum ve sindirim sistemlerini yakarak (ikinci, üçüncü dereceden yanık) oluşturuyor. Birden fazla organı (karaciğer, akciğer, böbrek vb) fonksiyonlarını çökerterek insanın büyük acı çekerek ölümüne neden oluyor. Beyaz fosfor bombası bilhassa bu özelliği ile tanınmaktadır. Beyaz fosfor oksijene karşı çok hassas olduğu için yere düşmeden havada açılır ve dağılan fosfor havayla temas eder etmez tutuşarak bir ateş topuna dönüşür ve parçalara ayrılarak havadan insanların üzerine yayılır. Bu ve benzeri gazların kullanılması güçlü bir olasılıktır ama kesin sonuçlar için bir kaç veri üzerinde araştırma yapılması gerekmektedir. Gazın kullanıldığı alanlarda uzun süreli etkiler bıracağı göz önünde bulundurularak burada alınacak örneklerin labaratuvar ortamında incelenmesi halinde de sonuca ulaşılabilinir.”
Türkiye’nin çifte standartı
Türkiye kimyasal silah kullanarak uluslararası birçok sözleşmeyi ayaklar altına alıyor. Diğer yandan ise, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) hazırlamış olduğu ‘Kimyasal Silahların Kontrolü ve Silahsızlanma’ seminerlerine katılarak çifte standardı ortaya koyuyor.
Ele geçirdiğimiz belge ise bu çifte standartı belgeler nitelikte. T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın Başbakanlık, Sağlık Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Başkanlığına gönderdiği yazışmada söz konusu kurum yöneticilerini ve bunlara bağlı birimleri AGİT seminerine davet ediyor.
27 Haziran-1 Temmuz 2011 tarihleri arasında İsviçre’nin Spiez şehrinde gerçekleştirilen seminere Türkiye’den kimlerin hangi amaçla katıldıkları son kimyasal silahların kullanılmasıyla kendini deşifre eder niteliktedir. Kimyasal silah kullandığına dair Türk devleti hakkında çok sayıda bilgi, belge ve şüphe olmasına rağmen, sonuç alıcı bir girişimin olmaması Türkiye’nin bu silahları kullanmasını adeta meşrulaştırdı.
Henry Grossman
Aslen Finlandiyalı olan Grossman uzun yıllar, International Council of Scientific Unions, International Union of Biological Sciences ve Universitet Of Helsinki de biyoloji bilimleri üzerinde dersler verip çeşitli üniversitelerde danışmanlık yaptı. 1990-97 yılları arasında BM Biyolojik Silahlar Araştırma Ünitesi’nde biyolojik silahlar uzmanı olarak labaratuvar çalışmalarında bulundu.
ALİ ONGAN