Fransa Gündemi
Paris’te IŞİD tarafından düzenlendiği kesinleşen ve 132 kişinin ölümü 99 ağır 352’e yakın kişinin yaralanması ile sonuçlanan katliamın nasıl organize edildiğine dair veriler, yapılan operasyonlarla birlikte ortaya çıkmaya başlıyor.
Fransa’da üç ay boyunca sıkıyönetim ilan edilirken, gözaltı ve baskın sayısı her geçen gün artıyor. Bu arada ülkede tüm toplumsal gösteriler ikinci bir emre kadar yasaklandı. Başbakan Manuel Valls, terör tehdidinin sürdüğü ve toplumun bununla yaşamayı öğrenmesi gerektiğini telkin ediyor. Diğer taraftan; operasyonlar, yeni canlı bomba, olayla ilgili olduğu sanılan kişilerin gözaltına alınması sürerken, ülkenin en sıkı korunan kentinde böyle bir katliamın yaşanması bir dizi soruyu da beraberinde getiriyor.
Kalaşnikofla kent meydanlarında kafeler taranıyor, baskın yapılan evler neredeyse cephane görünümünde ve zanlılardan bazılarının daha önce fişlenmiş olması akla bir dizi istihbari boşlukların olduğu yönünde soruları getirirken olayın sadece, Suriye’den bir emirle Belçika’dan harekete geçen DAİŞ katillerinin Paris'e yönelmesi basitliğinde olmadığını gösteriyor.
Önümüzdeki günlerde tüm bu soruların yanıtlarının açığa çıkması muhtemel. Polisin elinde daha fazla bilgi olduğu ve operasyonların güvenliği nedeniyle bunları gizlediği basına yansırken, Avrupa ve özelde de Fransa ile Belçika gibi ülkelerin DAİŞ'in hücre evleriyle dolu olduğu bilgisi de buna ekleniyor. Fransa’da işlerin "Kanlı Cuma"dan sonra bambaşka bir yöne gittiği açık. Operasyonlar günlük olarak devam edeceğe benziyor. Diğer taraftan kanlı saldırılar ırkçıların ekmeğine yağ sürmüş durumda. Göçmenler saldırıların sorumlusu olarak gösterilmeye ve tüm olayların yükü onların omuzlarına yıkılmaya çalışılıyor. Bu atmosferde yabancı düşmanlığı giderek körükleniyor.
Fransa'nın Ortadoğu'da katliamlar yapan ve tüm dünyayı tehdit eden DAİŞ’e karşı geniş tabanlı bir koalisyon kurulması yönündeki girişimleri de sürüyor. Hollande, Charles de Gaulle uçak gemisinin de Suriye’deki DAİŞ hedeflerine karşı operasyonlara katılmak üzere yola çıktığını açıklarken, Pazartesi akşamından bu yana Fransa savaş uçakları Rakka'yı vurmaya devam ediyor.
Hükümet, "içte ve dışta savaştayız" sözünü katliam gecesinden bu yana adeta slogana dönüştürürken, bir yandan da Suriye konusunda daha geniş bir koalisyon oluşturma arayışını sürdürüyor. Devletin, Suriye'ye "sefer" yapma arayışı da devam ediyor.
Paris Katliamı'nın ortaya çıkardığı sonuç ise şu oldu: Avrupa’da İslam ve yabancı karşıtı kamp güçlendi. Bundan sonra göçmenlerin gelişi durdurulacak, halihazırda gelenlerin ülkeden gönderilmek istenmesi de tartışmaya açılmış durumda. Ülkede olağanüstü hal olağanlaşırken, "güvenli devlet" sendromuyla birlikte sokaklarda asker ve polisin varlığı süreklileştirilecek. Yeni polis ve asker alımı yapılacak. Camiler ve yabancıların yoğun yaşadığı banliyöler de operasyonların hedefinde.
DAİŞ gibi radikal dinci örgütlerle bağlantılı kişilere yönelik operasyonlar devam edecek. Bunun yanında Fransa’da doğup büyüyen ve yabancı uyruklu olsa da Fransız vatandaşı olarak kabul edilen genç kuşağın üzerinde yeni bir fişleme süreci başlayacak, sınır dışılar artacak.
Toplumun kendisinin polis haline getirilmesi boyutu özellikle saldırıdan sonra (ihbarlar için açılan telefon ve internet adresleri üzerinden) doğal bir süreç olarak işlemeye başlarken, bunun kalıcılaştırılması politikası izlenecek.
İçte Hollande ve Valls'ın deyimiyle bu "savaş" hali sürerken, Fransa Suriye’de kalıcı bir pozisyon elde edebilmek için Paris saldırılarını avantaja çevirme girişimlerini sürdürecek.
Her iki savaş hali içerisinde artık Fransa’nın eski Fransa olmayacağı ise açık!