AKP, hala mağrur bir eda ile “Şunu verdik, bunu verdik” diyerek bol keseden atıyor. Oysa demokrasi böyle tepeden verme-bahşetme rejimi değil, halkın temel hak ve özgürlüklerinin amasız ve fakatsız kabul edilmesi demektir. AKP ise halkların gasp edilmiş haklarından bazı kırıntıları iade etmeyi büyük bir lütufmuş gibi sunuyor. Sonra da “Halinize şükredin, sessizce bekleyin, daha da vereceğim” diyor. Baştan bu tavır ve yaklaşım antidemokratiktir, baskıcıdır. AKP vesayet sitemini yıkıyoruz diyordu. Ama kendisi vesayet sisteminin bir parçası olmuştur ve bu sistemi sürdürmek için her yola başvurmaktadır.
Yalçın Akdoğan gibilerinin “Demokratik reformları ‘çözümsüzlük adımı’ gibi takdim eden Kandil, çok net bir şekilde Kürtlerin hak elde etmesini değil kendisinin örgütsel hedeflerine yaklaşmasını dert ediyor. Nitekim paketi yok sayan anlayışın öne sürdüğü iki konu var: KCK’lı mahkumlar ve Öcalan’ın durumu…” diye yazması-konuşması ciddiye alınamaz, tam bir kara mizah sayılmalıdır.
Binlerce Kürt siyasetçiyi uyduruk davalarla zindanda tutarsan siyaset nasıl konuşacak? Kim senin demokrasine güvenip dağdan iner?
Öcalan’ın durumu ve Kandil önemsizse, yıllardır niçin Öcalan ve Kandil ile görüşüyorsunuz?
Anadilde eğitim ve demokratik özerklik, sadece PKK’nin örgütsel sorunu mudur?
İnsan bazen şüpheye düşüyor. Bu AKP yönetimi acaba başka bir ülkede mi, yoksa ayda mı yaşıyor diye düşünmeden edemiyor. Yalçın Akdoğan ve AKP’lileri galiba birileri işletiyor. O anket kurumlarına-istihbarat örgütlerine inanmak yerine gidip halka sorsunlar. Tebdil-i kıyafet edip sokaktaki halka ne istediklerini-istemediklerini sorsunlar. Belki anlarlar.
Durum ortada:
Anayasa değişikliği çıkmaz ayın son gününe kalmıştır.
Seçim barajı kaldırılmıyor, son anda kaldırılsa da, yerine AKP’nin işine daha çok gelecek olan dar ya da daraltılmış bölge sistemi getirilecek.
Binlerce Kürt siyasetçi KCK sanığı diye zindanlarda tutulacak.
Çocuklar tecavüz ve diğer işkencelerle zindanlarda büyüyecek.
Anadilde eğitim bile hala kabul edilmeyecek, pazarlık konusu olacak.
Cemevi’ni ibadet yeri olarak kabul etmeyen Alevi var mı? O zaman devletin işi Aleviliği tanımlamak ve Alevilere ibadethane tayin etmek midir? Bu mu beklenecek?
Başka dinlere inananlar ve inanmayanlar mecburi din dersi vb. zulmü çekecek.
Her gün bir başka sokakta, bir genç öldürülecek, failleri devlet tarafından korunacak, cenazeleri günlerce ortada bekletilecek.
On binlerce yargısız infazı katilleri işine devam edecek, Cumartesi annelerinin göz yaşları dinmeyecek, akacak.
Buna bir isim verilirse, kanlı-kelepçeli demokrasi denebilir.
Ne Uğur’un ne Ceylan’ın, ne de İsmail’in, Ahmet’in katilleri yargılandı. Gülsuyu-Armutlu kan içinde.
Roboskî’de hala kan damlıyor.
Hangi demokraside her gün sokaklarda insanlar öldürülür?
Hangi demokraside zindanlar siyasi tutsaklarla doludur?
Hangi demokraside temel insan hakları gasp edilir ve pazarlık konusu yapılır?
12 Mart’ın faşist generalleri “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı. Bu tehlikelidir, durdurulmalıdır” diyerek darbe yapmışlardı. Faşist Kenan Evren de aynı gerekçeye sarılmıştı. Görülüyor ki AKP zihniyeti de aynıdır. AKP sessiz devrim yapıyor demek şarlatanlıktır. AKP ayağa kalkan halklara karşı, sessiz bir karşı devrim, tasfiye ve darbe teşebbüsü içindedir. Halklarımız özgürlükleri için sonuna kadar direndikçe kanlı demokrasiye son verilebilir, gerçek demokrasi gündeme gelebilir. AKP’den demokrasi beklemek ölü gözünden yaş beklemektir.
Kanlı demokrasi (!)
AKP’nin demokrasi paketi nihayet açıldı. AKP yanlıları büyük sansasyonlarla paketi gündeme getirmişti. Şimdi de, bu paket ile büyük bir demokratikleşme adımı attıklarını söylüyorlar. Hiç kimse bir paket ile statükonun yıkılmasını ve dört dörtlük demokrasinin gelmesini beklemiyordu. Ama demokrasi mücadelesinde kararlı bir yönelimin ipuçlarını görmek gerekirdi. Açıklanan paketten ne Kürtler, ne Aleviler, ne emekçiler ne de toplumun diğer ezilenleri memnundur. Ama AKP önde gelenleri, sözcüleri ve medyadaki destekçileri düğün bayram havası estiriyorlar. Bununla da kalmayıp paketi eleştirenleri ağır biçimde suçluyorlar. Oysa bunu yapacaklarına halkın istemlerine ve eleştirilerine kulak verseler, hem kendileri hem de halklarımız için daha iyi olurdu.