Belki de 22 Ocak 2014 yılına kadar sıradan (günlük yaşantılarını aktif siyasi hayat dışı yaşayan memurlar, köylüler, öğrenciler, esnaf ve zanatkarlar) Kürdistanlılar, Türkiyeliler, Suriyeliler, Iraklılar hatta İranlılar, İsviçre denilince ilk o meşhur "bilim adamları, çikolatalar, saatler ve Heidi masalı"nı bilirdi. Ama artık kantonla yatıp kantonla kalkıyorlar İsviçre lafzından sonra. "Alt devlet" demek olan kanton, İsviçre'de önceleri konfedaratif yapının tüm niteliklerini yansıtmasına rağmen giderek bir merkezi hükümet ve kantonlar konseyine entegre olmuş durumda. Kantonlar federal yapıya dönüşmekle birlikte özerk yapılarını koruyorlar. Bir defa tüm İsviçrelilerin temel iki sorumluluğu var; demokrasi ve federal değerler... 


Sorularla kantonal mesele: İsviçre'nin resmi adı nedir?

Confoederatio Helvetica, Latince bir terim. Helvetlilerin Federasyonu demek. Tüm madeni ve kağıt paraların üstünde CH kısaltması vardır. Yani uzun zamandan beri bu ad ülkenin resmi adı olmuştur. Helvetler Uri vadisi ve civarındaki yaylalar ve dağlarda yaşayan eski İsviçre topluluklarından biri. Cenevreli birine ''Siz nerelisiniz derseniz" o, size "Suisseliyim" der. Luganolu "Svizzera", Baselli "die Schweiz", Graubünden kantonundan bir diğeri de ''Schwayz'' der. Yani her kanton resmi dilince ülkesini adlandırır. Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Rumanşca adlandırmaları tüm kantonlarda görmek mümkün. Merkezi ülkenin genel adı da bu dillerden birinden değildir. Bunun eşitliğe aykırı olduğunu düşünmüşler. Mesela Orta Alpler bölgesinde yaşayan Rumanşlar, nüfusun ancak 50 binini teşkil etmelerine rağmen onlara da saygı gösterilmiş, dilleri kültürleri anayasal güvenceye kantonal sistem sayesinde alınmıştır. Yoksa o topluluk erir giderdi. 


Resmi dil ve eğitim dilleri karmaşası nasıl aşılıyor?

Her kantonun bir resmi dili vardır ama her kantondaki birey de başka kantonların dillerinden birini öğrenmek zorunda. Yani liseyi bitirmiş sıradan bir İsviçreli en az iki dil biliyor demektir. Dil kursları ve seçmeli diller için de 5 kişinin talep etmesi yeterli. Cenevre tren istasyonunda herhangi bir görevliyle en az iki dil ile anlaşma imkanı demek bu. 


İsviçreliler "milli bilinci" olmayan, milli değerleri yerlerde sürünen garip topluluklar mı?

Eğer milli olmaktan kastınız devlet sınıfı olmuş bir grup asalakın tüm toplumun hayatını dizayn edecek modernitenin tortuları zırvalıklarıysa evet İsviçreliler milli olan her şeyden yoksun garip yaratıklar. İşin ilginç tarafı bundan gocunmuyorlar da. Belki de Almanları, Fransızları yarattıkları ulusal masallardan ötürü küçümsüyorlar da... Ama yerli üretim, topraklarını savunmak, korumak, topraklarında yaşayan her yurttaşın ürettiği değer oranında faydalanması bakımından dünyada eşsizdir. Mesela Baselstad kantonu meclisine yolunuz düşerse meclis binasının önü bildiğimiz pazar. Peynirden bala, şaraptan meyva sularına, zeytinden sebze-meyveye birçok yerli ürün bulmak mümkün. Zaten bir kilometre ötede de dünya ilaç devi Novartis yerleşkesi var. Anayasalarında belirttikleri tek ulusal değer demokratik ve federal değerlerin vazgeçilmezliği. Bayrak vs. gibi simgeler ise sanki milli dayatma değil de herhangi bir güzel nesne muamelesi görür. Elbette bunu önemseyen azımsanmayacak İsviçreli de var. 


Peki bu kantonlar öteden beri bildiğimiz ulus devlet modeline göre mi şekillendi?

Moğolların Bağdat kütüphanesini yaktıkları, iktidar İslamcı devletlerin soğan doğrar gibi insan doğradığı dönemlerde ormanlarda yaşayan kabileler (muhtemelen Uriler ve Helvetliler) bir araya gelip konfederasyon kurmuş. Giderek çevre toplulukların hoşuna gitmiş. Yüzyıllar sonra Fransızlar bu kantonları dağıtıyorlar ama kantonlar sert direniş gösteriyorlar. 1848'de Fransızlar Marx'ın deyimiyle o meşhur Vendome heykelini yıkıp cumhuriyet ilan ettiklerinde İsviçreliler 19 kantonun birliğini ilan edeceklerdi. Bugün sayı 26'ya varmış durumda. Yanisi şu: Kürtlerin "Seni kanton kanton kuracağım Kürdistan, kantonal kantonal seveceğim ey Kürdistan!" dedikleri olay gerçekleşmiş. Çoğu kanton tarihte zaman zaman Fransız devletlerine kimi zaman Germen imparatorluğuna bağlı özerk yapılardı. Ama giderek bağımsızlaştılar. Bugünkü Avrupa Birliği projesinin bir hedefi de kantonal sistemin model alınması. Bu arada BM'nin ilk tanıdığı ülkelerden olmasına rağmen İsviçre BM'ye ancak 2002 yılında referandum yoluyla üye oluyor. AB'ye üyeliği reddetmiş, NATO üyesi değil; ama bunlara rağmen 'komünizm' ve 'anti emperyalizmi' de gülünç buluyorlar. 


Bazı Kürtler neden kantona karşı?

Çünkü kantonal yönetimde hiçbir siyasi grup kendisini ebedi görmeyecek. Kanton yönetimleri eğitim, sağlık, güvenlik hizmetlerini kendi ekonomik imkanlarıyla yaşayacaklar ve merkezi devletten destek isteyecekler. Bu özgür kanton olayı, yönetici devlet sınıfı, bürokrasisi isteyen Ortadoğulu ekonomik ve siyasi oligarkları rahatsız ediyor. Türk devlet aklı bile bunun telaşında. Karadenizliler neden o en az İsviçre kadar güzel olan memleketleri için bu imkanları istemesinler ki? Türk devlet aklı en çok Karadenizliyi kendi değerlerine yabancılaştırmıştır. Dünyanın en gerzek Türk milliyetçileri, Türk İslamcıları oradan çıkıyor. Arapların durumu zaten ortada. Kendi çürümüş iktidarları bitiyor demek bu. Kürtlerin bir kısmının neden dudak büktüğünü anlamıyorum. TC okuluna gidiyor, TC'ye vergi vererek iş yapıyor, anadilinden yoksun, parti, dernek, sendika haklarını Kürtçe kullanamıyor ama kantonal yapıya düşman. Rojava'da okullar açıldı, akademi açıldı. Dernekler, partiler kuruldu Kürtçe-Arapça-Süryanice ama bundan rahatsız. Bir de eyalet, il, bölge idari örgütlenmeleri doğrudan merkezi hükümetin kontrolünde, kanton bu merkezileşmenin her açıdan karşıtıdır. Siyasi olarak da... 


***

Cevap:

16-31 Ocak arası yayınlanan Halkın Günlüğü gazetesinin iki ay önce bu köşede yayınlanan "Türklerin sağı ve solunun Kürt milliyetçiliğiyle imtihanı" başlıklı yazımı eleştiri konusu yapmış. "Sola vurma alışkanlığı" başlığıyla yayınlanan yazıda oldukça nazik üsluptan dolayı yazı sahibine teşekkür etmeliyim. Ama yazının eleştiri gücü zayıf, zira benim yazıda konu ettiğim solcu ezberlerin hiçbirini karşılamıyor. Kürtleri uluslararası güç bloklarıyla savaştırma gibi bir niyete fantastik enternasyonalizm demiştim. Cevaben sadece emperyalizm ezberi dökülmüş. Bu kıstasa göre en anti emperyalist güç bölgede IŞİD ve hiçbir uluslararası modellemeyi kabul etmiyor. Türkiye soluna yönelttiğim ''Arap şovenizmi, Arap vandalizmi, Arap terörizminin her türünü uygulayan Filistinli dinci ya da milliyetçi solcu örgütlere gösterdikleri anlayışı Kürt milliyetçiliğinden esirgiyorlar'' belirlemem de cevapsız kalmıştır. Zira Kürdistan'ın özgürleşmesine öncülük eden herhangi bir örgütün önderlik biçimi ne olursa olsun saygındır. Lenin'in 1916'da yazdığı "Rusların büyük ulusal gururu" makalesini kendime yontmadım. Tam tersine Kerensky hükümetine Bolşevik darbesi, Mensevikleri imha ve sürgün kararları, Kronstad ayaklanması ile Gürcistan'ın bağımsızlığı talebini kanlı şekilde bastıran Leninist sosyalizm, Lenin'in övündüğü büyük Rus ulusal gururundan başka şey değil. Ayrıca Karl Kautsky'nin "Tarihte hiçbir zaman sınıf diktatörlüğü olmadı ya hükümetlerin partilerin ya da kişilerin diktarörlüğü oldu" belirlemesine Lenin, "Proleterya devrimi ve Dönek Kautsky" kitabında 26 sayfa Kautsky'e küfrederek, hakaret ettikten sonra cevapladığını sanıyor. Büyük Rus gururuyla ilgisi var mi bilmem ama bilimsel sosyalizm diye bunu yutturmak da komik.