Türkiye Cumhuriyeti’nde kanun yapıcıların Mustafa Kemal döneminden bu yana ortaya koyduğu en temel prensip şudur: “Sen kanunu çiğneyemezsin, kanun seni çiğner.”
Bu prensip devleti yönetmiş bir başbakanın yargılanmasında da, Mersin’de kaçak su kullanan bir Kürt kadının yargılanmasında da, aynı şekilde ve basitlikte işler.
Bizim eskilerin değişime olan inançsızlığı da tüm hayatları boyunca kanunun insanları çiğneyen, devletin vatandaşlarını ezen tarafıyla sürekli muhatap olmalıdır.
Bugünlerde üçüncü yargı paketinden umutlu olan çok kişi var. Bundan umutsuz olan dördüncüsüne gözünü dikmiş. Onun da bir fayda sağlamayacağını düşünen “yeni Anayasa’da acaba bir şeyler olur mu?” diyor kendi kendine.
Hep bir beklenti hali.
AKP’nin iktidarının ilk gününden bu yana itirazı olan kesimleri, geçmiş rejimin mağdurları, ötekileri sürekli beklentilerle oyalandı.
Çok değil bundan birkaç yıl önce çözüm, barış kovalanırdı; beklenti yeni bir Anayasa ile toplumsal barışın sağlanması ve demokratik bir inşa sürecinin başlamasıydı.
Şimdi ise beklenti tutuksuz yargılama konusuna kadar inmiş durumda. Tutuksuz yargılanmalar başlasa, bu AKP Hükümeti için çok büyük bir adım sayılacak! Sanki bu kadar adamı içeriye “Kemalist nüveler” tıktı.
***
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde de Kürt sorunu vardı. Ve iktidarı eleştirmeye hazır gazeteciler de. Sol, komünist bozguncular da. Hatta memleketi karıştırmaya çalışan Yahudiler de. (Bkz. Menemen olayında isyancılara urgan sattığı için asılan Yahudi bakkal)
Şeyh Sait isyanının bastırılması sürecinde Mustafa Kemal bundan istifade ederek basındaki tüm muhalifleri susturmayı başarmıştı. Nasıl mı?
1925 yılında isyanın öncülerinin asılmasının ardından İstanbul’da hükümet aleyhinde “ileri geri konuşan” Ahmet Emin Yalman ve Velit Ebüzziya’nın da aralarında bulunduğu 9 gazeteci derdest edilip Diyarbakır’a götürüldü. İstiklal Mahkemesi’nin karşısına çıkarılarak hükümete “adil olmayan ve gereksiz” eleştiriler yönelterek Şeyh Sait isyanına zemin hazırlanmakla suçlandılar. Darağacının gölgesinde korkudan titreyen adamlar kulaklarına fısıldandığı üzere Mustafa Kemal’den af dileyip yaptıklarından pişman olduklarını söyledi. Hepsi serbest bırakıldı, İstanbul’a gönderildi ve Mustafa Kemal’e yönelik basındaki eleştiriler son buldu. Şeyh Sait isyanı nedeniyle İstanbul’da 14 gazeteden 8’i kapatıldı. Bütün muhalif sesler susturuldu.
Mahkemeler o zaman da aynı bugün olduğu gibi insanları çiğnemek için yürürlüğe konan kanunları uygulama merciiydi.
Direnenler yok muydu; vardı. Aynı yıl Ankara’da kurulan İstiklal Mahkemesinde ise Zekariya Sertel, Sinop’a sürgün edilirken şu sözleri söylemişti: Bu mahkemede hakim olacağıma yargılanırım daha iyi!.
Kanun seni çiğner evladım