Özgürlük Hareketi, 27 Kasım'dan günümüze kadar, Kürtler şahsında ölümün eşiğindeki bir halkı ve onunla birlikte diriltmiş olduğu halkları, tüm sömürü, soykırım, baskı, talan, zulüm, ölüm çemberlerine rağmen yaşattı. Var oldular, var ettiler. Yaşanılan gerçeklikler, bunun en büyük ispatıdır.
20. yüzyılın son deminde Ortadoğu halkları iktidarcı-sömürgen güçlerin kendilerine yaşatılanlardan bitap düşmüşlerdi. Kendilerini uygarlığın-modernitenin kuşatmasından, bırakalım kurtarmayı, kurtarabilmenin umudunu yitirmişlerdi! Sömürünün sömürüsü olarak yaşamak kanıksanmıştı. Kendi kendini hor gören, oto-asimilasyonun başat rol oynadığı bir hale gelinmişti. Halklar özgürlük arayışını içlerinde farklı formülasyonlarla barındırıyor, kültürlerinde yaşatıyorlardı. Halkların bağrından sıyrılıp çıkan en değerli özgürlük hareketleri tabir-i caizse ''hunharca-barbarca'' katliamlarla bastırılıp-susturulmaya çalışılmıştır.
Oysa ki hakikat buna zıttır. Dönemin hegemonik, iktidarcı güçleri tarafından baskılanmış, görünmez kılınmıştır. Kendi hakikatlerine uzak düşürülmüş, yabancılaştırılmış dönemler yaşatılmıştır. Hatta öylesi dönemler olmuştur ki, halkın cennet tahayyülü iktidarı tanrısallaştırarak bir korku fetişizmine yükseltebilmiştir. Fakat halkların özünde var olan özgürlük arayışı ve özlemi bitirilememiştir. Zaten tersi bir durum ''maddenin'' tabiatına aykırıdır.
Ortadoğu'nun kadim halklarından olan Kürt halkı da binlerce yıl iktidarcı-hegemonik güçlerin yok etme-bitirme amaçlarının hedefi olmuştur. Tüm bu saldırıları her dönemde farklı biçimlerde öz savunma göstererek karşılamışlardır; dağlara sığınmış, konfederal yapılar oluşturmuş, ayaklanmalar örgütlemiştir. Varlıklarını devam ettirmek için kültürlerine sığınmış, yaşam biçimlerini korumuşlardır. Elbette bu öz savunma biçimleri farklı farklı halklar tarafından da uygulanmıştır. Kürt halkının böylesi kırımlardan kendini koruyup-devamlı kıldığını görebiliyoruz.
Bu, halkın kendi devamlılığını sağlayabilmesi, öz savunması için seçtiği araçlarla ilintilidir. Kürt halkının günümüz Ortadoğu'sunda kendini savunmak için seçtiği öz savunma aracının da Demokratik Ekolojik Cinsiyet Özgürlükçü paradigma olduğunu, her platformda dile getiriyorlar. Bu paradigmanın ortaya çıkardığı sonuçların somut yansımasını Rojava'da, Kobanê şahsında görmekteyiz.
Ortadoğu'da gelişen kaosun ideolojik-düşünsel temelli bir yapıya sahip olduğu neredeyse tüm demokratik çevreler tarafından dile getirilmektedir. Yaşanılan savaşların biçim ve içeriğine bakıldığında ideolojik bir çözülüşün ve buna karşı gelişen yeni ideolojilerin çatışması olduğu görülebilecektir. Burada ayırımına varılması gereken, eskinin karşısına çıkan yeni düşünce yapısının mücadele biçimi ve eskiye karşı gösterdiği alternatifin ayakta kalmasıdır. Eskiyi aratmayan, kaosu derinleştiren, ideolojik şekillenişlerin halklara bir şey vermediği, Ortadoğu'da bolca deneyimlenmiştir.

Ayakta kalan, halklara umut ışığı haline dönüşen tek yapılanmanın bugün Rojava Kürdistan'ında oluşturulan Demokratik Özerklik sistemi olduğu görülüyor. Tüm dünyanın ayağa kalkmasının, Kobanê şahsında bu yeni sistemi sahiplenişinin tek izahı da budur. Halklar, bu kaostan çıkış yolunun tek öz savunması olarak gördükleri için sahiplenip, Kobanê etrafında kenetlenmiştir.


 Antep H Tipi Cezaevi