Cezaevlerinde ilk grubun açlık grevi 6. ayına girdi. Kritik eşiğin çoktan aşıldığını belirten Açlık Grevlerini İzleme Heyeti uyardı.
PERVİN YERLİKAYA
Açlık Grevlerini İzleme Heyeti içinde yer alan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ekmez, açlık grevine başlayan ilk gruplarda yaşam ve sakatlıklar için kritik eşiğin çoktan geçtiğini belirtti. TTB ve İHD’nin Adalet Bakanlığı’yla görüşme ve açlık grevi eylemcilerini izleme talebinin “mahpusların takibinde sıkıntı yaşanmadığı” gerekçesiyle reddedildiğini belirten Dr. Ekmez, “Cezaevlerinde ölümler olmadan bir an önce sağlık heyetlerine kapılar açılmalıdır ve tabi daha önemlisi bir an önce mahpusların talebi doğrultusunda çözüm bulunmalıdır” dedi.
İstanbul Tabip Odası (İTO), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubeleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan (TİHV) oluşan Açlık Grevlerini İzleme Heyeti içinde yer alan İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ekmez sorularımızı yanıtladı.
Heyet olarak şimdiye kadar hangi cezaevlerindeki tutsaklarla görüşebildiniz? Takip ettiğiniz cezaevlerindeki tutsakların durumu nasıl?
Bugüne kadar Açlık Grevi İzleme Heyeti olarak Bakırköy Kadın Cezaevi, Silivri Cezaevi, Maltepe Cezaevi, Tekirdağ Cezaevi, Gebze Cezaevi, Düzce Cezaevi ve Kandıra Cezaevi’ni ziyaret ettik. Bu cezaevlerinde açlık grevindeki mahpuslarla yalnızca heyetimizde bulunan avukatımız görüşebildi. Heyetimizin diğer üyelerinin cezaevi idaresi ve sağlık çalışanları ile görüşme talebi her seferinde reddedildi. İzleme heyetinin açlık grevleri ilgili tüm bilgileri bu yüzden avukat görüşmelerine dayanan bilgilerden oluşmaktadır.
Bu ziyaretlerin ardından yaptığımız değerlendirmeleri sıralamak gerekirse yapılan bütün görüşmelerde açlık grevindeki bazı cezaevlerinde mahpusların henüz hekim tarafından kontrol edilmediğini, birçok cezaevinde ise sadece tansiyon ve nabız ölçümü ile sınırlı günlük kontroller yapıldığı öğrenilmiştir. Yapılan izlemlerin genel olarak eksik yapıldığı söylenebilir. Burada hem deneyim eksikliğinden hem de sağlık hizmetlerinin yetersizliğinden bahsedilebilir. Adalet Bakanlığı bu yönüyle sağlığından sorumlu bulunduğu mahpuslara yeterli ve nitelikli bir takip gerçekleştirmediği için takip konusundaki problemin ana sorumlusudur.
Ayrıca mahpusların bir kısmı açlık grevine başladıktan sonra tek kişilik hücrelere konularak tecrit edildiler. Bu mahpuslar için durum daha da sıkıntılı görülmekte, hücrede kötüleştiklerinde yardım edecek hiç kimseye ulaşma imkanları bulunmamaktadır.
Cezaevlerinde açlık grevleri 5 ayını geride bıraktı. Açlık grevi eylemcilerinin sağlık sorunlarına ilişkin neler aktarabilirsiniz?
Genel olarak sağlık konusunda açlık grevine başlayan ilk gruplarda yaşam ve sakatlıklar için kritik eşiğin çoktan geçildiği söylenebilir. Birçok mahpus açlık grevinde son aşama olarak ifade edilebilecek yataktan kalkmama, yeterince sıvı alamama, ateşlenme, kanlı kusma ve kanlı dışkılama, kalp ritim bozuklukları, görme ve işitmede azalma gibi bulgular göstermektedir. Bu evre ani ölümle sonuçlanabilecek bir evredir. Açlık grevlerinde ölüm genel olarak enfeksiyonlar yoluyla olmaktadır. Aşırı kilo kaybına bağlı kaşeksi olarak tanımlanan durum daha ender görülmektedir. Bu yüzden açlık grevcilerinin düzgün takibi son derece önemli ve hayatidir.
Sizin aracılığınızla yetkililere yeniden çağrıda bulunmak isterim, cezaevlerinde ölümler olmadan bir an önce sağlık heyetlerine kapılar açılmalıdır ve tabi daha önemlisi bir an önce mahpusların talebi doğrultusunda çözüm bulunmalıdır.
Ölüm orucuna başlayan tutsakların durumları hakkında da bilgi verebilir misiniz?
Ölüm orucuna başlayan ilk grup bugün 16. gününde , 2. grup ise 6. gününde bulunmaktadır. Ölüm orucuna başlayan mahpusların B1 vitamini almadıklarını öğrendik. B1 vitamini sinir sistemi için gerekli bir vitamindir, besleyici özelliği bulunmaz. B1 vitamini kalıcı sakatlık oluşmaması ve hayatta kalmak için oldukça önemli. Alınmaması durumunda bir süre sonra hayatta kalınsa bile Wernicke-Korsakoff hastalığı gibi kalıcı sakatlık oluşabilmektedir. Bu hastalıkta ayakta dengeyi sağlayamama, konuşmada pelteklik, zihinsel bulanıklık ve hafıza kaybı gibi kalıcı sakatlıklar oluşmakta.
Ayrıca B1 vitamini alımı olmaz ise ilerleyen günlerde aşırı koku hassasiyeti ve bu hassasiyete bağlı bulantı-kusmalar gelişebilir. Aşırı bulantı nedeniyle sıvı alamayan mahpuslar yatağa bağımlı hale gelebilir. Ardından bilinciniz bulanıklığı ve sonrasında koma gelişebilir.
Türkiye cezaevlerinde geçmiş açlık grevcisi mahpusların çoğunda ne yazıkki bu tür kalıcı sakatlıklar oluştu.
O yüzden temenni ederim ki ölüm orucuna başlayan mahpuslar B vitamini alımı konusundaki kararlarını gözden geçirirler. Hak arayışı ile başlattıkları açlık grevleri ölüme ve kalıcı sakatlıklara yol açmadan bir an önce çözüme kavuşur.
Adalet Bakanlığı veya bu süreçte sorumlu ve yetkili kurumlar nezdinde yaptığınız girişimler var mı? Ne tür sonuçlar alıyorsunuz?
Adalet Bakanlığı’na gerek izleme heyetimizde bulunan İnsan Hakları Derneği ve gerekse Türk Tabipleri Birliği üzerinden başvurularda bulunuldu. Randevu taleplerimize cevap verilmiş değil. Sadece Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nde bir dizi görüşme gerçekleştirilebildi. Bağımsız sağlık heyetleri olarak izlem başvurularımız mahpusların takibinde sıkıntı yaşanmadığı gerekçe edilerek reddedildi.
Uluslararası sağlık örgütleriyle görüşme sağlayabildiniz mi? Bu konuda gerekli duyarlılık ya da tepki oluştu mu?
Dünya Tabipler Birliği ile Türk Tabipler Birliği üzerinden görüşmeler gerçekleştirildi. Geçen günlerde Dünya Tabipler Birliği Başkanı Dr. Frank Montgomery tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a açlık grevlerine ilişkin gönderilen mektup Dünya Tabipler Birliği resmi internet sayfasından paylaşıldı. Gönderilen mektupta cezaevi sağlık birimlerinin açlık grevi yapan mahpusları izlemekte yetersiz kaldığı ifade edilmiş. Yetkililer açlık grevi yapan mahpusların haklarına saygı duymaya davet edilmiş. Mahpusların sağlık görevlilerine, gerekli tedavilere, içme suyuna, şeker, tuz ve B vitaminine erişimi konusunda kaygılar dile getirilmişti. Dünya Tabipler Birliği olarak tecridin yayılmasına karşı olduklarını ve bunun gerekçelerini aktarmışlardı. Son olarak “Biz sizin her zaman tüm hükümlülerin onurlarına saygılı olunmasına dair makul tutukluluk şartlarını sağlamak da dahil olmak üzere nihayetinde yükümlülüklerinizi yerine getirmenizi bekliyoruz” şeklinde ifade kullanılmıştı.