SELMA AKKAYA
Son günlerde başta Akdeniz havzasında olmak üzere ve Avrupa’da artan sıcaklar, yangınlar, sel ve su baskınları küresel iklim değişikliği ve sıcaklık artışlarını yeniden gündeme getirdi. Bu nedenle dünyanın birçok noktasında; ”artık bahar diye bir şey kalmadı ve yaza geçtik”, ”bu ayda ne yağmuru, ne dolusu”, ”aşırı sıcak hava dalgası”, “iki aylık yağmur bir günde yağdı,” cümleleri birbirini izliyor. Bütün bunlarla birlikte ezberlere geçen ve tehlikenin ana kaynağını işaret eden ”küresel ısınma’’ kavramı!
Yunanistan yanıyor. Fransa’da artan sıcaklardan can kayıpları yaşanıyor. Ağaçlar köklerinden devriliyor. Avrupa’nın tamamında anında artan, birkaç gün sonra 15 derece düşen hava sıcaklığındaki dengesizlik konusunda geçtiğimiz hafta İngiltere hükümeti bir rapor yayınladı. Raporun sonuçları tehlike çanı niteliğindeydi. İngiltere’de hükümetin iklim değişikliği konusunda bir an önce harekete geçmemesi halinde, ülkede 2050’ye kadar her yıl 7 bin kişinin sıcaklardan ölebileceği uyarısı yapıldı. Parlamento Çevre Denetleme Komisyonu’nun yayımladığı raporda, Meteoroloji Dairesi’nin 2040’lara kadar yazları hava sıcaklığının 38.5 dereceye çıkabileceğine ilişkin uyarısına dikkat çekildi. Söz konusu rakam İngiltere için geçerli. Diğer Avrupa ülkelerinde ise durumun daha vahim olacağı vurgulanıyor.
Aşırı sıcaklar nedeniyle önümüzdeki yıllarda özellikle yaşlılarda kalp, böbrek ve solunum yolu rahatsızlıklardan ölümlerin artacağı belirtilen raporda, İngiltere’de 2003’ten bu yana sıcaklar nedeniyle bakım evlerindeki yaşlılar arasında ölüm oranlarının yüzde 42 oranında artış gösterdiği ifade ediliyor. Parlamento raporunda sıcaklarla baş edebilmek için; ulaşımda, okullarda ve iş yerlerinde yeni önlemler alınması, otoyolların sıcaklara göre yeniden düzenlenmesi, okullarda ve iş yerlerinde kıyafet kurallarında esneme, yeşil alanların çoğaltılması vb konularında bir an önce önlemlerin alınması gerektiğini hatırlatılıyor.
Küresel ısınma nedir!
Bilim insanları Avrupa’da geçtiğimiz kış, aşırı soğuklar ve bu yaz yaşanan aşırı sıcaklığı küresel ısınmaya bağlıyor. Peki KÜRESEL ISINMA nedir?
Dünyanın iklim sistemindeki en önemli etkenin güneş ışınları olduğunu belirtebiliriz. Bu ışınlar dünyayı ısıtırken, diğer bir önemli etken ise yer yüzündeki doğal gazlar da bu sürece etki eder. Bu ısılar doğal bir sera etkisi yaratır. Yeryüzündeki insanların kullandığı akaryakıt, doğal gaz, fosil yakıtlar vb süreçler de bu sera gazlarının yoğunluğunu dolayısıyla sera etkisinin artmasına sebep oluyor. Doğa tahribatı, yeşil alanların korunmaması, denizlerin kirletilmesi, nükleer denemeler, hava ulaşımı, daha fazla kar için atıklarını dünyaya saçan büyük kapitalistler, savaşlar, üretim teknolojisinde kullanılan yeni yöntemler vb bütün bu süreci etkileyen karmaşayı oluşturuyor. Dünyanın bu halini yaratan asıl devletler ise belli aralıklarla bir araya gelip durumu masaya yatırsa da, daha fazla kar ve rekabetleri onların bu konudaki tedbirler almasını engelleyen baş faktör olarak işlemeye devam ediyor.
Küresel sıcaklığın 2.3–6°C olması bekleniyor
Kapitalizmin daha fazla kar hırsıyla büyüttüğü küresel ısınma ve buna bağlı iklim ve çevre değişiklikleri özellikle son yıllarda insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eder hale geldi. Fosil yakıtların kullanımının artması sonucu karbon dioksit, metan ve azot oksit gibi sera gazlarının atmosferik konsantrasyonları ileri derecede artırırken, günümüzde özellikle enerji ve taşımacılık sektörleri halen sera gaz emisyonunda büyük rol oynadığını görüyoruz.
Son 150 yılda, küresel sıcaklık yaklaşık 1°C ve 21.yüzyılın sonunda 2,3 – 6°C olması bekleniyor. Uzmanlar, küresel iklim değişikliği nedeniyle; bazı bölgelerde kuraklık, bazı bölgelerde de yağış artışlarının sıkça yaşanacağını ve bu durum bir yandan ekosistemde biyolojik çeşitliliği etkileyerek sağlığı üzerinde de izler bırakacak yeni bitkilerin ortaya çıkmasına yol açarken, çeşitli yeni böcek ve zararlılarla geçen bulaşıcı hastalıkların oranının artabileceğini belirtiyor. Aşırı ve dengesiz yağışların, bir yandan sel ve toprak kaymalarına yol açarak hayatı olumsuz etkileyebileceği gibi deniz seviyelerindeki yükselmenin de kıyılara yakın yerleşim yerlerinin sular altında kalma riski yaratabileceği ifade ediliyor.
Yeni göç dalgaları oluşabilir
İklim değişikliğinin aynı zamanda yeni göç dalgalarının oluşmasına neden olabileceği ifade ediliyor. Özellikle aşırı sıcaklığın yarattığı çölleşme, sellerin yarattığı toprak kaymaları, aşırı soğuk bölgeler vb. nedeniyle yoksul ülkelerde su ve gıda kaynaklarının olumsuz etkilenebileceği, bunun da göç ve yer değiştirme gibi sosyal hareketleri ortaya çıkarabileceği belirtiliyor.
İklim değişikliği insan sağlığını doğrudan veya dolaylı yollardan olumsuz etkileyebiliyor. Sıcaklık dalgalarına bağlı ölüm oranları artmakta, bu da özellikle solunum sistemi, kalp-damar hastalıkları ve beyin hastalıklarına bağlı ölümlerdeki artışa etki eden faktör niteliğinde. Örneğin, 2003 yazında başta Fransa’da ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde sıcaklık artışına bağlı olarak 32 000’den fazla ölüm yaşandı. Bu ölümlerin daha çok sıcak çarpması, ateş ve su kaybından kaynaklandığı, kişide kalp yetmezliği, kronik solunum hastalıkları ve inme olmasının da ölümleri artırdığı yönünde uzmanların hazırladığı raporda, yine depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda da artış yaşandığı kaydediliyor.
İnsan sağlığı tehdit altında
Küresel ısınmadan kaynaklı ölümler Avrupa’da bu yüzyılın sonunda, yılda 150 bine ulaşılabileceği belirtiliyor. Söz konusu duruma ilişkin araştırma yapan İtalyan Çevre Koruma ve Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Giovanni Forzieri’e göre, küresel iklim değişikliği nedeniyle 100 yıl içinde Avrupa’da hava durumundan kaynaklı ölümler 50 katına çıkabilir.
Forzieri’nin hazırlamış olduğu ve Lancet Gezegen Sağlığı dergisinde yayımlanan araştırmada, Forzieri, 21’inci yüzyılda iklim değişikliğinin insan sağlığını en çok tehdit eden etmenlerin başında geldiğini söylüyor. Forzieri aynı zamanda küresel ısınmanın etkileri bir şekilde azaltılmazsa, 350 milyon Avrupalının zararlı iklim koşullarına maruz kalacağını ifade ediyor. Özellikle Güney Avrupa’da ”uç seviyedeki hava durumuna bağlı erken ölümlerin” en büyük çevresel risk faktörü haline geleceğini belirten Forzieri, bu tehdidin başlıca sebebi olarak da küresel iklim değişikliğinin yol açtığı sıcak hava dalgalarının görülme sıklığındaki artış diyor.
Forzieri, ”Uygun önlemler alınmazsa küresel ısınma, Avrupa’da insanlara yönelik hava durumu bağlantılı tehditlerin yarattığı maliyetin gittikçe artmasına yol açabilir” diyerek, küresel ısınma kaynaklı hava olaylarının bazı bölgelerde daha büyük insani hasara yol açmasına karşı devletlerin önlemlerini arttırması gerektiğini hatırlatıyor.
2010 yılı tekrarlanabilir
Örneğin, 2010 yılında Doğu Avrupa ve Rusya, 500 yılın en yüksek sıcaklıklarına maruz kaldığında, 1 milyon hektarlık bir alan kuraklığın sebep olduğu yangınlarda kül olurken, haftalarca süren normalin 6 – 13 derece üstündeki sıcaklıklar yüzünden 50 bin kişi hayatını kaybetti. Aynı şekilde, 2011’de Fransa, İsviçre ve Almanya dahil 16 ülke şiddetli bir kuraklık yaşadı. Sebep olarak Pasifik Okyanusu’nun ekvatora yakın bölgesinde oluşan hala tam olarak anlaşılamamış ısınma ve soğuma olayları olan El Niño ve La Niña gösterildi. Avrupa bahar aylarında aldığı normal yağış miktarının yarısını alabildi, nehirler kurudu ve soğutma için nehir suyuna ihtiyaç duyan nükleer santraller kapanma noktasına geldi, tekneler karaya oturdu. Ardından Haziran’ın ilk haftası içinde büyük kuraklık aniden bitti ve özellikle Almanya ve Fransa’da şiddetli fırtınalar ve seller caddeleri adeta nehirlere çevirdi. 2011’in esas dehşeti Avustralya, Çin ve Güney ABD’de yaşandı. Sadece selin Avustralya ekonomisine verdiği zarar 30 milyar dolar oldu. Aynı şekilde, Çin’in orta ve güney bölgelerinde yüzlerce su rezervini, nehirleri ve akarsuları kurutan ”yüzyılda bir yaşanacak” kuraklık gerçekleşti. İçme suyu yokluğu iç politikada krizlere yol açtı.
Fransa bedel ödemeye devam ediyor
2018 yılında özellikle Fransa’da aşırı soğuk, seller ve ardından bastıran aşırı sıcaklar nedeniyle tarım sektörü büyük kayıplar yaşadı. Özellikle bahar ayında yaşanan hava ısısındaki anormalleşmeye bu kez son iki yılda giderek artış gösteren Aysa sineğinin eklenmesi, meyve üreticilerini sokaklara döktü. Fransa’da söz konusu sineğe karşı etkili tek ilaç olan pestisit kullanımı 2010 yılında kanserojen etkisi nedeniyle yasaklanmıştı. İklim değişikliği nedeniyle benzer böcek ve sineklerin artış gösterdiği Fransa’da, uzmanlar konu üzerinde çalışmalarını sürdürse de, 2018 yılı yerli meyve ve sebze üretimi yarı yarıya düştü. Ülkelere göre sonuçlar değişiklik gösterse de, durumun giderek kötüye gittiği artık gizlenemiyor. Nem oranındaki değişim, ısının artışı ve düşüşü sadece insanlar ve bitkiler üzerinde değil aynı zamanda diğer canlılar üzerinde de etkili oluyor. Birçok bakteri, haşere ve hayvan türü yok olma tehdidiyle karşı karşıya!
Temiz enerji kaynakları
Küresel ısınmaya kaynaklık eden temel sorun, enerji kaynakları üzerinde yeni bir yöntemin geliştirilmemesi. Yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Dünya Enerji Konseyi, bir rapor yayınlayarak konuya dair öneriler sundu. ”Küresel Senaryolar Raporu” adı verilen öneriler zincirinde, enerji sorunları açısından insanlığın önünde üç ihtimal olduğu belirtiliyor. Rapora göre ,dünya ülkeleri ya fosil yakıt kullanımını azaltarak doğaya ve insana zarar vermeyen ”temiz” enerji kaynaklarını kullanmaya başlayacak, ya da mevcut durumu devam ettirerek işi iyice içinden çıkılmaz ve geri dönülemez bir hale sokacak. Yahut ikisinin ortası bir durum oluşacak, yani fosil yakıt kullanımı ”biraz” azalırken, yeni ve ”temiz” enerji kaynakları belli oranda devreye girecek. Böylece kaçınılmaz son ”biraz” daha ertelenmiş olacak.
Isının kaynağı kapitalizm!
Bilim insanları, çeşitli kurumlar durumun vehameti konusunda rapor üzerine rapor yayınlıyor. Bugün için bilim çevreleri, küresel ısınmanın oluşmasında en önemli faktör olarak atmosferdeki karbondioksit oranının artmasını gösteriyorlar. Atmosfere salınan bu fazla karbondioksitin kaynağı ise elbette kapitalist sanayi üretimidir.
İklim bilimcilerin yaptıkları çeşitli araştırmalarda ortaya koydukları gibi, ısı fazlalığının kaynağı doğaya bağlanamaz. Geçtiğimiz yüzyıldaki ısınmanın çok büyük ölçüde ”insan etkinliğinden”kaynaklandığı ifade ediliyor. Küresel yüzey sıcaklıkları, kapitalist üretim tarzının öncesindeki dönemlerde olduğundan çok daha hızlı bir şekilde artmaktadır. Bu yüzden bugünkü felâketin nedeninin kapitalist üretim anarşisi olduğu konusunda hiç şüphe yok. Bu nedenle üretim biçiminde değişim yaşanmadığı sürece, dünyayı yeni felaketlerin beklemesi muhtemeldir.
Kapitalizme karşı mücadele ihtiyacı!
Küresel ısınma sorununun çözümü kapitalist düzen sınırları içerisinde mümkün görünmüyor. Kapitalist devletlerin daha fazla kâr hırslarından vazgeçip doğayı, insanı ve canlıları koruyacak köklü değişimler yaratması elbette hayal olur. Aynı şekilde onun içerisinde çözümler aramak da çok gerçekçi sonuçlar elde edilebileceğini göstermiyor. Küreselleşme karşıtları ve çevre eksenli birçok hareket ve çeşitli çevreci akımların, toplumda yarattığı duyarlılık ve bilinç, bu doğrultuda ortaya koyduğu örgütlenme girişimi ve eylemli çabalar anlamlı elbette. Ama küresel ısınmaya karşı mücadele, kapitalizme karşı mücadelenin bir parçası olarak ele alınmadığı sürece, gerçek bir çözüm yaratma konusunda sonuçlar elde etmek pek mümkün gözükmüyor!