Bu konferans dört temel, bugün açısından en acil sorulması gereken sorunu  ele almak üzere düzenlenmiş: yeni bir sosyal bilim arayışı, uygarlığın krizi, yeni bir Ortadoğu, ve demokratik modernitenin yeni paradigma arayışı.
Bu dört husus derin bir şekilde birbiriyle bağlantılı olup, birbirinden ayrı entelektüel bir analize tabi tutulamaz. Gerçekten de modern dünya sistemine bütünlüklü bir bakışın geliştirilmesi, hem entelektüel, hem ahlaki hem de siyasi açıdan zorunludur. Yıllarca bu tartışmaya (veya tartışmalara) katkı sunmaya çalıştım. Bu kısa mesajda, ifade edilmesi gerektiğini düşündüğüm bütün hususları özetlemem mümkün değil. Ancak entelektüel bir tartışmanın temel direklerine dikkat çekmek istiyorum.
1) Bütün dünya tek bir tarihsel sosyal sistem içinde yaşamaktadır. Sözünü ettiğim, bir kapitalist dünya ekonomisi olan modern dünya sistemidir. Bu sistem, uzun 16. yüzyılda dünyanın belirli bir bölgesinde - Avrupa’nın ve Amerika’nın bazı parçalarında - oluştu. Ardından dünyayı daha fazla içine almak için coğrafi olarak yayıldı. 19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı İmparatorluğu ve Ortadoğu da dahil olmak üzere, bütün gezegenin etrafını sarmayı başardı. O zamandan bu yana da dünyanın tümünü kapsamaya devam ediyor.
2) Evrende bildiğimiz inanılmaz derecede küçüğünden en büyüğüne kadar bütün sistemler gibi bu sistem de yaşayan bir sistem. Sonsuz değil ve olamaz da. Analitik olarak her sistemin üç aşaması var: doğma/oluşma aşaması, kurallarını ayrıştırabileceğimiz ‘normal’ hayatları, ve son olarak da yapısal krizleri. Bütün dengeler altüst olduğunda, bu üçüncü momente ulaşmış oluruz. Belki de 50 yıldan beri kriz içinde yaşıyoruz ve bu kriz 30-40 yıl daha sürebilir.
3) Yapısal kriz aşaması, orta vadede değil de kısa vadede topyekûn bir belirsizlik anını teşkil etmesinden ötürü korkunç bir momenttir de. Aynı zamanda her birey veya grubun göstereceği çabaların önem arz ettiği ve daha insancıl bir sistem uğruna verdiğimiz mücadelenin nihai sonucunu etkileyebildiği ilham verici ve canlandırıcı bir momenttir.
4) Bu yapısal krize ulaşmamızın iki nedeni var. Birincisi, sistem, „normal“ fonksiyon biçimini kaldığı yerden devam ettiremeyecek kadar dengesini kaybetti. Kapitalistler daha fazla durmadan kapital biriktirecek durumda değiller artık. Alternatif arayışında olan, sadece kapitalist karşıtları değil. Onu savunanlar da alternatif arıyor. İkincisi, ağırlıkta - hala da devam etmekte olan - 1968 dünya devriminin sonucu olarak, bugün yüzde 99 olarak isimlendirdiğimiz insanlar, geleceğin kaçınılmaz olarak onlara, yani kapitalistlere ait olduğuna artık inanmıyor. Onlar da, yerine hangi sistemin geçeceğinden emin olmamakla birlikte, içinde yaşadığımız durumun kapitalizmin sonu olduğunu görmeye başladı.
5) Kapitalizmin yapısal krizinin işaretleri ise dünya ekonomisinde, onun para birimlerinde, jeopolitik ittifaklarda, var olan rejimlerin istikrarında muazzam ve sürekli azgın dalgalanmalardır. Kaos derken bunu kastediyoruz. Kaotik bir durum aşırı düzeyde entelektüel şaşkınlığa neden olurken, ekonomik açıdan felce uğratır ve ahlaki açıdan terstir. Her devlette jakobenizmin sorgulandığına ve çokuluslu devletlerin realitesine uygun yeni yollar bulma ihtiyacına şahit oluyoruz.
Bundan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Öncelikle bu radikal yeni durumu entelektüel olarak anlamak için çaba sarfetmek durumundayız. Bu konferans, bu konuya katkıda bulunmayı amaçlıyor ve bu çabayı selamlıyorum.
İkincisi, dünyanın temel bir ahlaki seçimle karşı karşıya olduğunu görmek zorundayız. Bu kaos, sonsuza dek sürmeyecektir. İki yeni dünya sistemi veya dünya sistemlerinden birinin baskın geleceği noktaya ulaşacağız: Ya kapitalizmin en kötü özelliklerini (hiyerarşi, sömürü ve kutuplaştırma) kapitalist olmayan bir biçime kopyalayıp tekrar eden bir sistem ya da insanlık tarihinde bir ilki oluşturacak göreceli olarak demokratik ve eşitlikçi bir sistem. Kaostan çıkacak sonuç, bunların ortasında durmayacaktır.
Üçüncüsü, ahlaki seçimimizi yaptıktan sonra, üstün gelmemize yardımcı olacak siyasi stratejiyi de tasarlamamız gerekecektir. Bana göre bu strateji, dünyadaki bütün sol güçlerden oluşacak çok geniş bir koalisyonu kapsamalı. Hepimize, birbirinden koparılmayacak üç görevde başarılar diliyorum: Analitik doğruluk, ahlaki tercih ve etkili bir siyasi strateji.



IMMANUEL WALLERSTEIN




ANTONIO  NEGRI: : Binlerce yıllık direniş tarihi


Sevgili arkadaşlar,
Yolculuk etmeme mani olan sağlık sorunlarım dolayısıyla orada sizlerle birlikte olamayacağım için üzgünüm. Ama tüm kalbimle oradayım.
Geçen birkaç ay boyunca Kürdistan ve Türkiye’de ne olup bittiğine dair haberleri –ki Avrupa basınında oldukça az sayıda olduklarını belirtmek durumundayım- okurken; bir kez daha mücadelenizin farklı düzeylerde olduğunu kavradım.
Bir yandan bir halk olarak var olma hakkı savunulurken, diğer yandan da Türkiye’de ilerici yolda radikal bir değişiklik olmaksızın söz konusu var olma hakkı tanınırsa bile bunun yalnızca biçimsel bir değişiklik olarak kalacağına ilişkin bir farkındalık var.
Mücadeleniz bu nedenle kolektif hakların tanınması kadar ekonomik kalkınma ve kaynakların kullanımının farklı şekilde algılandığı, ulus devletin ötesine taşan bir yönetim modelinin inşa edildiği farklı bir toplum için mücadeledir. Krizde olsa da hala oldukça saldırgan kapitalizme meydan okuyabilecek bir yönetim modelidir sözü edilen.
Bu konferans sizin kapitalizmin krizini, sol için perspektifleri ve ama tüm bunların üstünde inşa etmek istediğimiz toplum modelini tartışmak arzunuzun bir başka somut işaretidir.
Kürt halkı binlerce yıllık bir kültür ve direniş tarihine sahiptir.
12 Haziran 2011’deki seçimin sonuçları beklenti ve umutları yükseltti. Bu umutlar kanla ezildi. Binlerce Kürt siyasetçi, entelektüel, gazeteci, avukat, sivil toplum eylemcisi ve insan hakları savunucusu tutuklandı.
Kürt toplumunun ve Türk solunun tüm kesimleri hala saldırı altında.
Bu konferans sizi susturmak isteyenlere yönelik de bir yanıttır.
Burada tüm kalbimizle ve onun da ötesinde desteleyici politik aklımızla sizinle birlikteyiz.

* Immanuel Wallerstein ve Antonio Negri tarafından, ‘Kapitalist Moderniteye Alternatif Konseptler ve Kürtlerin Arayışı’ konferansına sunulan mesajlar.