Yani; devrimci mücadele ve onun gerektirdiği bazı meşru eylem biçimlerini, bilinçli olarak "terörizm”le ifade eder hakim sınıflar. Böylelikle egemenler, ezilen halklar ve onların öncüleri devrimci örgütler arasında ayrılık yaratmayı ve halkların devrimcilere desteğini kesmeyi amaçlarlar. Terörü hep sol örgütlenmelere mal etmek, hakim sınıfların bu söz konusu amaçları gereğidir.
Oysa tanımından da anlaşılacağı gibi, halkı korkutarak baskılamayı hedefleyen sağcı, ırkçı, faşist, halk karşıtı ideolojilerin kullandığı bir tedhiş yöntemidir terör.
Kafatasçıdır; öldürmekten, kırmaktan, yok etmekten zevk alır, ırkçılıktan beslenir, insanlık dışıdır. Bilimsel olarak da halk karşıtıdır. O yüzden terörün halkçı, solcu veya devrimci bir yönü yoktur, olamaz da!
Buna karşılık Van’da ki deprem felaketinden sonra, günlerdir dondurucu soğuklarda ve sokakta geceleyen insanların en doğal hakları olan çadır talebine, polisin gazla ve copla karşılık vermesi ise terördür!
En ufak hak arama mücadelesi ve demokratik talepler için gösteri hakkını kullanmak isteyen insanlara acımasızca saldırılması, egemenlerin diliyle "orantısız şiddet” kullanılması da terördür.
Sırf iktidarı eleştirdiklerinden dolayı gazetecilerin, siyasetçilerin, yazarların, sanatçıların ve muhaliflerin apar-topar tutuklanarak cezaevlerine yollanmalarıysa; egemenlere mutlak itaati sağlamak için, halkı korkutup sindirmeyi hedefleyen teröre örnektir.
Bir devletin kendi vatandaşlarına karşı kimyasal silah kullanmakta hiçbir sakınca görmemesi de, devlet terörünün varabileceği dehşet noktasına örnektir.
Demokrasi ve özgürlükler getirme yalanıyla yıllardır Ortadoğu ülkelerini işgal altında tutmak, halkları işkenceden geçirip katletmekse, "emperyalist terör”e örnektir.
***
Şimdi de Almanya’daki Neonazi ölüm timinin deşifre olması özgülünde, "sağcı terör” kavramı yepyeni bir buluşmuş gibi atıldı ortaya.
Senelerdir aşırı sağcıların oldukça cüretli eylemlerine izin vererek, onların örgütlenmelerini bir anlamda teşvik eden, Almanya’nın sağ tandanslı hükümetleri değil miydi?
Aynı ölüm timiyle ilişki içinde olup, Alman emniyeti adına "güya” ajanlık yapan iki polisin, planlanan ırkçı cinayetleri önleme adına hiçbir tedbir almaması, "sağcı terör”e destekten başka neyle açıklanabilir?
10’u aşkın yabancı insanın katili Neonazi ölüm timinden haberdar olan Alman Devleti, susarak ve olanları seyrederek cinayetlere ortak olmamış mıdır?
İkinci Dünya Savaşı sonrası savaş suçlusu ilan edilen Alman Devleti’nin başlarda yasakladığı her türden ırkçı örgütlenmeler, yıllar içinde yavaş yavaş yeniden serbest olmadı mı? Bu durum da doğal olarak, terörün ve ırkçılığın giderek yükselip yaygınlaşmasına hizmet etmedi mi?
Irkçı siyaset ve yapılanmaları, 'düşünce özgürlüğü’ kapsamına sığdırabilen, sözde demokrat Avrupalılar, Neonazi örgütlerini cesaretlendirerek, ırkçı cinayetlere zemin hazırlamadılar mı?
Neonazilerin, gövde gösterisine dönüşen yürüyüşlerine karşı örgütlenen tepki gösterilerinde, suç işleyen yabancı düşmanları yerine; kovalanan, tartaklanan ve gözaltına alınanlar, hep ırkçılık karşıtı demokratlar değil miydi?
Tek başına bu durum bile Alman Devleti ve emniyetinin, hangi karanlık güçlerden yana olduğunu açıkça göstermiyor mu?
Dolayısıyla; iddia edilenin aksine, "sağcı terör” Almanya’da yeni değildir ve Hitler terörünün bitirilmesiyle de son bulmamıştır.
"Sağcı terör” hep vardı zaten. Daha doğrusu; "terör” hep sağcıydı zaten!