Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Ankara'nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak" dediği Roboskî Katliamı üzerinden 8 yıl geçti. Katliam, yerel mahkemeler, AYM ve AİHM kararlarıyla cezasız bırakıldı. Dosya, yeni delillerle yeniden Uludere Cumhuriyet Savcılığı'nın önüne geldi.
Roboskî Katliamı’nın emrini bizzat Erdoğan tarafından verildiğini hatarlatan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Roboskî Katliamı bir soykırım saldırısıdır. Çünkü mevcut Türk devletinin Kürtlere yönelik tüm saldırıları soykırım amaçlı yapılmaktadır. Bu katliam da asla unutulmayacak" dedi.
Şırnak'ın (Qilaban) Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyünde, 28 Aralık 2011’de Türk savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 kişinin katledilmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Katliam yapılınca AKP hükümeti ve Türk medyası, önce sessizliğe gömüldü. Medya, Türk Genelkurmay Başkanlığı açıklama yapmayana kadar katliamı görmezden geldi. Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklama sonrasında ancak medyada “Kahreden Hata” manşetleri ön plana çıktı. Akabinde ise "Bir operasyon kazası" denilerek katliamın üstü örtülmek istendi.
Katliam sırasında Başbakanlık koltuğunda bulunan Erdoğan, ilk açıklamalarında “30-40 kişilik grup, katırlar, insanlar var. O yükseklikten bu Ahmet midir? Mehmet midir? Bilmek mümkün değil. TSK görevini samimi şekilde yapmıştır. Tazminatı da açıkladık. Ama birileri istismar ediyor. Allah aşkına tazminatsa tazminat... Bizim resmi tazminatımız ötesinde yaptık. İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar” cümlelerini sarf etti. Aynı Erdoğan, “diyalog süreci” döneminde bu kez "Bu olayın failleri Ankara'nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak" dese de hükümet ve yargı kanadında geride kalan yıllar içerisinde yaşananlarla Roboskî Katliamı'nın failleri cezasız kalmaya devam etti.
Kendilerine göre rapor
Dönemin Hükümet Sözcüsü olan, bugün ise Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeleri arasında yer alan Bülent Arınç ise 2 Ocak 2012'deki Bakanlar Kurulu'nun ardından yaptığı açıklamada, “olayda kasıt olmadığı” açıklamasında bulundu. Hükümet yetkililerinden gelen benzer açıklamalarının ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı katliama dair 8 Ocak 2012’de soruşturma başlattı. Soruşturmaya “gizlilik kararı” verilerek devam edilirken, 9 Ocak 2012’de çoğunluğu AKP’li milletvekillerinden oluşan Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Uludere Alt Komisyonu kuruldu. Komisyon, 6 Mart 2013’te Roboskî Katliamı’na dair hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaşırken, raporun sonuç bölümünde “olayın kasten yapıldığına yönelik herhangi bir delil elde edilememiştir” denildi.
Askerler peş peşe aklandı
Alt komisyonun raporunun açıklanmasından kısa bir süre sonra 29 Mart 2013’te dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in “Ölenler arasında PKK’lılar var” açıklaması nedeniyle ailelerin yaptığı suç duyurusu hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı “takipsizlik” kararı verdi. Savcılık gerekçesinde Özel’in sözleri için “…bir fikir açıklaması tarzında olduğu ve bunun suç teşkil etmediği…” ifadelerini kullandı.
Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu raporunun açıklanmasının ardından ise Haziran 2013’te de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı dosya hakkında “taksirle ölüme sebebiyet vermek” iddiası ile “görevsizlik kararı” vererek, dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı'na gönderdi. Genelkurmay Askeri Savcılığı, 7 Ocak 2014’te dosyada ‘şüpheli’ olarak adları geçen Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral İlhan Bölük, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Yıldırım Güvenç, 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Başkanı Albay Aygün Eker, 2. Ordu Harekat Kurmay Yarbaşkanı Tuğgeneral Halil Erkek ve 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” yönünde karar verdi. Askeri Savcılık gerekçeli kararında ise “… görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri…” ifadelerine yer verdi. Ailelerin “takipsizlik” kararına yaptığı itiraz da 20 Haziran 2014’te reddedildi.
Önce AYM sonra AİHM
Roboskî Katliamı’nda yakınlarını kaybeden aileler, soruşturmalardan sonuç alınamayınca dosyayı, Temmuz 2014’te 1108 avukat ile birlikte Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) taşıdı. Ancak AYM, 26 Şubat 2016’da 53 başvurucudan üçünün avukatlarının vekaletnamelerini iki gün geciktirmeleri dolayısıyla “eksik evrak” gerekçesi ile başvuruyu reddetti. Bunun üzerine 281 başvurucu, dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. AİHM ise yaklaşık iki yıl boyunca beklettiği dosya başvurusunu 17 Mayıs 2018’de iç hukuk yolları tükenmediği için “kabul edilemez” bularak reddetti. Söz konusu durumdan aileler, dönemin bazı Kürt siyasetçileri ile Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi ve Baro avukatlarını sorumlu tuttu.
5 yıl sonra 2. Roboskî
Dava sürecinin yanı sıra Roboskîli aileler de baskılara maruz kaldı. Koruculuk dayatması ile karşı karşıya kalan Roboskîliler, işsizlikle de boğuştukları için sınır ticareti yapmayı sürdürdü. 29 Mayıs 2016’da sınır ticareti yapan Roboskîlilerin topçu ateşiyle hedef alınması üzerine 18 yaşındaki Yılmaz Encu ve Vedat Encu de katledildi.
Katiamcılar değil, aileler yargılandı
Ailelerin, "Roboskî için, adalet için failler yargılansın" sloganıyla yaptığı eylemler önce yasaklandı. Ancak ailelerin ısrarla her hafta devam ettirdiği anma törenlerine AİHM kararının ardından ara verildi. Sorumlular hakkında tek bir adım atılmazken, yargı makamları Roboskîli aileleri hedef almaya başladı. Taşıdıkları pankart ve eylemlerinden kaynaklı onlarca soruşturma açılan aileler hakkında davalar açıldı, para cezaları kesildi. Yine ülkenin çeşitli kentlerinden Roboskî için adalet talebinde bulunan onlarca yurttaş da tutuklandı. Bu süre zarfında HDP Milletvekili Ferhat Encu tutuklandı, üç yıla yakın tutukluluğun ardından serbest bırakıldı. Ancak Ferhat Encu’nun yerine bu defa da kardeşi Veli Encu tutuklanarak, cezaevine konuldu. Halen cezaevinde olan Veli Encu’nun başkanlığını yaptığı ve 2013’te kurulan Roboskî için Adalet ve Yeryüzü İçin Barış Derneği (Roboskî-Der) de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 2017’de kapatıldı.
Sil baştan adalet arayışı
Katledilenlerin yakınlarının dinmeyen adalet talebi, 357 hafta boyunca her perşembe katledilenlerin siyah mermer ile yapılan mezarlarının başında yapılan açıklamalarla, ardından ise her hafta yapılan ziyaretlerle dile getirilmeye devam etti. Dosya kapatılmasına rağmen mücadelelerine devam eden Roboskîli aileler, Roboskî Mezarlığı’nın girişinde yer alan “Adalet adaletsizliğin olduğu yerden yükselecek” sözü ile özetlenen mücadelelerini yeni bir aşamaya taşıdı.
Dosya hakkında AYM ve AİHM'nin kararlarının ardından avukatlar yeni bir adım atarak Adalet Bakanlığı'ndan Askeri Savcılığın verdiği "takipsizlik" kararına Askeri Sulh Ceza Hakimliği’nin onay vermesine dair kararın Yargıtay’da kaldırılmasını talep etti. Askeri Sulh Ceza Hakimliği’nin oy çokluğu ile aldığı kararda, Savcılık kararına onay veren iki mahkeme üyesi “FETÖ” üyesi oldukları gerekçesi ile görevden alınmıştı. Bakanlığın henüz cevap vermediği kararın yanı sıra 15 Temmuz’daki devlet içi çatışmanın ardından Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği sözler üzerine de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na avukatlar tarafından Haziran 2019’da başvuru yapıldı.
Albayrak’ın, 15 Temmuz’un ardından “Bir Uludere konusunu, bir 24 Kasım 'uçak' konusunun da tekrar inceleneceğini düşünüyorum” sözlerine dikkat çeken avukatlar, Roboskî dosyasında “soruşturmanın yeni delil varlığı” sebebiyle yeniden açılmasını istedi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ise dosya hakkında “yetkisizlik” kararı vererek, dosyayı yeniden Uludere Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdi. Dosya yaklaşık 6 aydır incelenmeyi bekliyor.
MA/ŞIRNAK
Kapkara bir yas kaldı geriye
Roboskî’de 2920 gün önce katledilen 34 kişi arasında yer alan 17 çocuktan biriydi Salih Ürek. 10 kardeşin 4. olan 16 yaşındaki Salih, lise son sınıf öğrencisiydi. Ablası Seyhan Ürek, aradan geçen 8 yıla rağmen acılarının taptaze olduğunu söyleyerek, "Salih büyüyemedi. Onsuzlukla büyüyen bir şey var elbette. Katledildiği günden beridir bize kalan acılar" diyor.
Seyhan, kardeşi Salih’i anlatırken aslında Roboskî’de katledilen 34 canın ailesinin acılarına da tercüman oluyor:
Lise öğrencisiydi
Biz, 6 kız 4 erkek kardeşiz. Salih ailedeki 2. erkek çocuktu. Çocuk yaşına rağmen evin birçok işini o yapardı. Hayvanların bakımı çoğunlukla ondaydı, evin tedariklerini o giderirdi. Lise öğrencisiydi. Salih futbolu çok severdi. Güzel bir üniversiteyi kazanmak istiyordu. Katledilmeseydi bir yıl sonra üniversite sınavına girecekti.
Kahkahası yarım kaldı
Çok merhametliydi ve saygılıydı. Tek birimizin kalbini kırdığını hatırlamıyorum. Babamın da göz bebeğiydi. Babam el üstünde tutardı Salih’i. Çok zekiydi. Temiz bir kalbi vardı, vicdanı o temiz kalbinin eseriydi. Vicdanın öldüğü bu çağda vicdanlı olmak çok büyük bir yük olmalıydı onun için. Bir defa bile bir hayvana eziyet ettiğini görmedim. Çok naifti. Kahkahasını mesela asla unutamıyorum.
Salih büyüyemedi
Yaşıtları okullarını bitirdi, kimisi evlendi, kimi işe başladı, kimisinin çocuğu oldu ama Salih büyüyemedi. Onsuzlukla büyüyen bir şey var elbette. Katledildiği günden beridir bize kalan acılar büyüdü.
Kardeşim hakkında ne anlatsam, eksik kalacaktır. Sayfalarca kitap yazsam anlatamam onu ve onsuzluktan geriye kalan acıyı. Biz o acı ile boğuşurken üç gün sonra yılbaşı kutlamaları yapıldı Türkiye’de. Ülkenin bir yanı yas tutarken, diğer yanında ise herkes eğleniyordu. Çünkü ölen Kürt, öldürülen Kürt’tü. Öldürülen Kürtse sebebini soran olmazdı.
Doğduğu zamanı dün gibi hatırlıyorum. Gördüğüm en güzel bebekti. Yürümeye başladığı gün gözlerimin önünde hala. Sonsuza kadar da silinmeyecek hafızamdan.
Annesiyle son diyaloğu
O malum olay yaşandığında ben İstanbul’daydım. Evliydim ve İstanbul’da yaşıyordum. Katledildikleri geceyi annem anlattı bana. Aktaracaklarım annemin cümleleridir.
Salih’in kaçağa gittiği gün babam evde değilmiş. Anneme köylülerin kaçağa gittiğini ve kendisinin de gitmek istediğini söylemiş. Annem ve Kerem dayım gitmesine engel olmak istemişler ama ikna edememişler. Bunun üzerine annem babamı arıyor, “Salih kaçağa gideceğini söylüyor. Gitmesini istemiyorum ikna et gitmesin” diyor. Salih anneme, “Kimse gitmese bile katırımı alıp tek başıma gideceğim” diyor. Elinde bir mandalina varmış. Soyduğu mandalinadan bir dilimi anneme veriyor ve “babama gitti bile dersin” demiş. Acele ile çıkıp gitmiş. Annemle son görüşmesi böyle oldu.
Askerler yollarını kesti
Bizim oralarda kaçağa gitmek, pazarda su veya limon satmak gibi bir şeydi. Dedelerimizden beridir burada yaşayanların tek geçim kaynağıydı kaçakçılık. Son derece olağan bir geçim kaynağıydı. Öldürülmek asla ihtimal dahilinde değildi. Kimsenin aklından öldürülmek geçmezdi.
O akşam annem diğer gün ekmek yapmak için hamur yoğurmaya başlamış. Kapı çalıyor, annem kapıyı açtığında Sait amca ile karşılaşıyor. Sait amca (Yaralı kurtulan Hasan Ürek’in babası) anneme, “Askerler çocukların yolunu kesmişler” diyor. Annem hamuru bırakıp, telefondan Salih’i arıyor. Telefonu kaçağa birlikte gittiği Hasan açıyor. Annem Hasan’a “Oğlum yüklerinizi bırakın gelin. Askerler size bir şey yapmazlar. Askerlere teslim olun. Biz gelip alacağız sizi” diyor. Hasan o an etrafa dağılan katırları topluyormuş. Telefon bağlantısı sürekli kesiliyormuş. Bir süre sonra ise telefon tamamen kapanmış.
Kimse sağ kalmadı!
Aradan çok kısa süre geçmeden hava saldırısı başlıyor. Annem ayağında terlikler, elinde Salih’in okulda giydiği kabanı, yola koyuluyor. Benzinliğe geldiğinde Servet Encu ile birisinin konuşmalarını duyuyor. Adam, “Servet kazma, kürek, battaniye alın acele gelin. Kimse sağ kalmadı” demiş. Kemiklere işleyen bir soğuk var o gece. Roboskî’de dağları, taşları inleten bir feryat gökyüzüne yükselmiş.
Televizyonda alt yazı geçiyordu
İstanbul’da işten eve gelmiştim o gün. Çok yorgundum, geldiğim gibi uyumuştum. Saat kaçtı tam hatırlamıyorum, uyandım ve TV’yi açtım. Televizyonda bir katliamdan bahsediliyordu. O kadar çok katliam vardı ki, haberde bahsedilen katliamın önceden gerçekleşen bir katliam olduğunu sandım ilkin. Sonra altyazılar dikkatimi çekti. İnsanların isimleri yazılıyordu. Birden “bunlar bizimkiler” dedim. Salih’i aradım acele ile ama telefonu kapalıydı. Annemi, babamı aradım kimseye ulaşamadım. En son amcamın oğlunu aradım. Telefonu açtı ve “Salih yaralı, korkma” dedi. Anladım ki Salih ölmüştü. O anda yere yığıldım, kendimi kaybetmiştim. Çığlıklar içinde ağlıyordum. Sesimi duyan komşular toplandı başıma.
Yol bitmiyordu, çok zordu
İstanbul’dan Roboskî’ye gitmek için geceden yola düştük. Yol bitmiyordu. Çok zordu, çok zor anlardı. Köye vardığımızda, 34 tabutu sırtlamış mahşeri bir kalabalık, feryat, figan ile yürüyordu. Her tabutun üstüne isimler yazılıydı. Kardeşimin tabutunu öyle tanıdım.
Failleri biliyoruz
Katliamın failleri ortaya çıkmadı. Tam tersine, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, “Kaçakçı mı terörist mi belli değil” diyerek meşrulaştırmaya çalışmıştı. Faillerin kim olduğunu biliyoruz zaten. Bu katliam, emir komuta zinciri dahilinde gerçekleştirildi. Katliamı yapanlar belli ama yargılanan yok. Tam tersine, katledilenlerin aileleri olarak bizler yargılandık. “Roboskî’nin failleri yargılansın” diyen öğrenciler tutuklandı. Eğer Roboskî Katliamı’nın failleri yargılansaydı, sonrasında gerçekleşen Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamı gerçekleşmezdi. Bizler biliyoruz; Zilan, Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas katliamları neden yapıldıysa, Roboskî Katliamı da bundan dolayı yapıldı.
İnsanlık 34 kez öldürüldü
Allah nezdinde masum bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmekle eşdeğerdir. Bir gecede 34 masum cana kıydılar. Yani insanlık Roboskî’de 34 defa öldürüldü.
Bir yakınını katliamda kaybetmek nasıl bir duygu biliyor musunuz? Kaybettiğiniz her aklınıza geldiğinde bıçak saplanıyor kalbinize. Kalbiniz cam kesikleriyle dolar ve her aldığınız nefesle birlikte cam parçaları kalbinize batar. Öyle ki yaşama dair hiç umudunuz kalmıyor. “Yıllar geçecek ve en azından bu acı geçecek” diye düşünürsünüz ama asla geçmiyor. Sekiz yıl geçti. Bir komşumuzun, tanıdığımızın ölüm törenine katıldığımda ilkin kardeşim aklıma geliyor. İlkin kardeşime ağlıyorum. Kardeşim, kuzenlerim, komşularım bir gecede alındı yaşamımızdan.
Annem birden yaşlandı
Annem 50’sinde değil daha. Annem birden yaşlandı. Bir gün olsun avunamadı. Düğünü, bayramı kendisine haram kıldı. Yaşına göre çok daha hızlıca ihtiyarladı. Renklerimizi aldılar, sevincimizi. Herşeyimizi bir gecede elimizden aldılar. Kapkara bir yas kaldı bize sadece.
Korku imparatorluğu inşa ettiler
Sınır dedikleri şeyi kendileri çizdiler. Sınırın diğer tarafında akrabalarımız var. İnsanlarımız bir parça ekmeğe muhtaç edildi. Korku imparatorluğu inşa ettiler. Koruculuk zorunlu kılındı. Dağlara mayın ektiler, ormanlarımız yakıldı. Hayvancılık yok edildi. Tek geçim kaynağımız sınır ticaretiydi, onun da bedelini çok ağır ödettiler.
Bir çift ayakkabı parasıydı
Katır sırtında getirilen bir yük mazot 100 lira ancak bırakıyordu. Katır başkasına ait ise kalan 50 TL’ydi. Onunla da bir çift ayakkabı alınmıyordu bile. Kaçakçılık diyorlar. Bu ülkede kimin ne kaçırdığını hepimiz biliyoruz. Kürt’ün kazandığı 50 TL. sadece. Milyonları kaçıranlar yargılanmazken, ses çıkarılmazken biz Kürtlere ölüm, katliam hak görüldü. Roboskî Katliamı ile sırtım kırıldı, Cizre ile kolum kanadım. Bu katliam ve diğerlerine baktığımda şunu anladım; öldürülen Kürt ise soran olmaz, öldürülen Kürt ise herkes susar…
BARIŞ BALSEÇER/Y. ÖZGÜR POLİTİKA
KCK: Soykırım saldırısıydı
Roboskî Katliamı ve diğer davalara işaret eden KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Türk yargısının yargılamayacağını belirterek, "Tüm bu katliamların hesabı ancak özgürlük ve demokrasi mücadelesi yükseltilerek sorulabilir. Özgür Kürdistan gerçekleştiğinde tüm soykırımcılar kahrolacak ve en büyük cezayı alacaklardır" dedi.
Eşbaşkanlık, Roboskî Katliamı’nın yıl dönümü vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı. 8 yıl önce çoğu çocuk yaşta olan 34 Kürt gencininin uçaklarla katledildiğini; katırlar üzerinde parçalanmış cesetlerinin taşınmasını unutmanın mümkün olmadığını vurgulayan Eşbaşkanlık, şöyle devam etti: "Halkımızın çocukları, kendi ülkelerinde işgalci soykırımcı güçler tarafından yüz yıldır mitralyözlerle, bombalarla katledilmektedir. Dün Dersim’de, Zilan’da, Koçgiri’de, Piran, Genç, Amed ve Ağrı’da katledilen çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlarımız, yaşlılarımız bugün de Rojava’da bombalarla katledilmektedir. Tek suçları vatanlarında kendi kimlikleri, kültürleri ve dilleriyle özgürce yaşamak istemeleridir. Büyük şair Ahmed Arif’in dediği gibi tek suçları pasaporta içlerinin ısınmamasıdır.
Emri Erdoğan verdi
Roboskî Katliamı’nın emrini bizzat Erdoğan vermiştir. Erdoğan’a 40-50 kişi içinde bir tane PKK’li olabilir, ne yapalım diye soruyorlar. Erdoğan da hepsini öldürün, diye emir veriyor. Katırla yük taşıyanlar 100 değil, bin çocuk ve genç olsaydı dahi Erdoğan aynı vur emrini verecekti. İşte Kürtlere karşı böyle bir zihniyetle soykırım savaşı yürütülmektedir. Bu soykırımcı güçler için bir değil, bin değil, bir milyon Kürt’ün bile bir değeri yoktur. Aynı anlayış bir milyon Kürt için de vur emri verir. Roboskî de bir soykırım saldırısıdır. Türk devletinin Kürtlere yönelik tüm saldırıları soykırım amaçlı yapılmaktadır.
Mağdurlar yargılandı
Türk uçakları tarafından vurulduğunu devlet ve hükümet yetkilileri de kabul etmiştir. Uçakları kullananlar, bunların emir aldığı yerler, bu saldırıyı yapan ordunun hava kuvvetleri komutanı ve genelkurmay başkanları belli, ama yargılanan ve ceza alan tek bir kişi yok. Çünkü emir en yüksek yerden gelmiştir. Roboskî’de sadece kaymakamı protesto edenler ve taş atanlar yargılanmıştır. Suçlular bilerek cezalandırılmıyor. Böylece Kürtleri vurmak serbesttir, mesajı veriyorlar. Kürtlere teslim olmanızdan başka çareniz yok, dayatması yapılıyor. Kürtler üzerinde yüz yıldır uygulanan politika budur. Kürtlerin hiçbir kaygı duyulmadan öldürülmesi için suçluları yargılamıyorlar.
Türk yargısı yargılamayacak
JİTEM davasında yargılananlar bir hafta önce tümden beraat ettirildi. Böylece asker ve polise Kürtleri serbest öldürebilirsiniz mesajı vermişlerdir. Zaten bu nedenle şu anda asker ve polis Tayyip Erdoğan’ın verdiği talimatla hiçbir anayasa, yasa ve toplumsal ahlak değerleri demeden Kürt halkına yönelik soykırım saldırısı ve zulmü yapmaktadırlar.
Tüm bu gerçekler şunu göstermiştir ne Roboskî’nin ne Cizre’nin ne Nusaybin’in ne de Sur’un suçluları yargılanacaktır. Tüm bu katliamların hesabı ancak özgürlük ve demokrasi mücadelesi yükseltilerek sorulabilir. Özgür Kürdistan, Demokratik Türkiye ve Demokratik Ortadoğu yaratıldığında tüm bu suçlardan hesap sorulmuş olacaktır. Özgür Kürdistan gerçekleştiğinde tüm soykırımcılar kahrolacak ve en büyük cezayı alacaklardır.
Roboskî unutulmayacak
Roboskî katliamı unutulmayacaktır. Öz yönetim direnişi sırasında gerçekleşen katliamlar unutulmayacaktır. Kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yapın, diyerek talimat verip çocukları ve kadınları katledenler de unutulmayacaktır. Bu şehitlerimizin anılarına bağlılığın gereği Özgür Kürdistan mücadelesi kararlıca yürütülecek, Özgür Kürdistan, Demokratik Türkiye ve Demokratik Ortadoğu gerçekleştirilerek bu soykırımcı katliamcılardan hesap sorulacaktır.”