GÖNÜL KAYA

Yeni bir yıla girdiğimizde genelde ‘Bu yeni yıl, bir önceki yaşadığımız yıl gibi olmaz’ dileğini tutarız. 2020 yılına girişte de inanıyorum çoğumuz bu dileği sesli ya da sessiz yine dile getirdik. Bazen yıllara yükleniriz ‘Bu 2017… bu 2018... bu 2019…. ne beter bir yıldı yahu… Bir an önce bitse de kurtulsak’ dediğimiz olmuştur.

Sorun elbette ki rakamlarda değil… Bu yılların içini dolduran niteliksel durumlar oluyor. İçerikte problem var… Yani içinde kader diye yaşamaya mahkum ettirilmek ve ömür boyu ceza diye bize kabul ettirilmek istenen sistemdir, onun zihniyeti, onun tüm kurum-kuruluşlarıdır esas sorun… Bu sistem, kar ve sermaye büyütme çılgınlığının zirvesini yaşıyor bugün. 20. yy’da tarih boyunca yitirililmediği kadar insan-doğa yaşamı yitirildi. Bu kayıplar, sadece 1. ve 2. dünya paylaşım savaşlarında olmadı. Son 500 yılda kendini iktidarcı-devletçi-erkek egemenlikçi sistemin son temsilcisi olarak kurumlaştıran, ulus-devlet, endüstriyalizm, azami kar ve sermaye büyütmeye dayalı ekonomi anlayışıyla iktidarını inşa eden kapitalizm, ‘sıcak savaş süreçlerinin’ dışında kalan ve kendi aklına göre ‘barış süreçleri’ dediği dönemlerde bile ‘insan-kadın-doğa-toplum kıyımına devam etti. Yani 1. ve 2. doğa dediğimiz ekoloji ve toplumsallık hep bir savaş haline hapsedildi. Mevcut yaşam bu anlamda ‘sürekli bir can kaybı hali’ni aldı. Bugün kapitalist devletlerin başındakiler Covid-19 salgınını ‘bizim için 11 Eylül meselesidir, 2. Dünya Savaşı gibidir’ diyip durmaları bu hal’in ifadesidir. Yani bu sistem bizi doğamızla, ekolojiyle, kendi varolma gerçekliğimizle savaşır hale getirdi.

Bugün Türkiye’deki faşist iktidar yapılanmasından, Trump, Putin, AB’yi oluşturan devlet yapılarındaki kar ve sermaye tekellerine kadar hegemonik güçlerin sömürü motivasyonları ortak. Kapitalist güçler, neoliberal sistem politikalarının hegemonyasını tam olarak kurma sürecini geliştirmek istiyorlar. 20. yy’da şekillenen neoliberal sistem güçlerinin daha da hızlanan yeni savaş süreci karşımıza çıkmaktadır.

Nedir neoliberalizm? Kapitalizmin bir ürünü bu aslında. Ekonomiyi-parayı bir din olarak görür. Kendini ekonomik bir ifade olarak sunsa da, tamamiyle siyasi bir insan-kadın-toplum-doğa düşmanıdır. Herşey, kendi kurumu olan ulus-devleti bile buna hizmet etmek için varolmalıdır ona göre. Kimisi ‘serbest piyasa ekonomisi’ der, kimisi ‘özel teşebbüs’ der, kimisi de ‘küreselleşme ve yeni dünya düzeni’ der. Neoliberal tekeller, ekonomik çıkar ve iktidarlarının önünde kendi devletlerini bile olsa, en ufak bir engeli kabul etmezler.

‘Kar hırsını’ küçük görmeyelim arkadaşlar. Salt analitik aklın yüceltilmesi, bu hırsın temelini oluşturur. Herşey bu sistemde kar-para kazanma nesnesidir. Her insan ona göre bir ‘piyasa’dır ve o piyasayı yönetmek ister. İnsanın sadece ne giyeceği, ne yiyeceği, neyi satın alacağını değil, nasıl hissedeceği, nasıl seveceği, nasıl nefret edeceği, nasıl sevineceği ve üzüleceğine kadar her şeyini yönetmek ister. Bunun için her bireyi kontrol etmek, denetlemek onun için yaşamsaldır.

Siyaset bilimleri profesörü olan Wendy Brown, "Neoliberalizm, öğrenim görmek, birisiyle flörtleşmek ya da alıştırma yapmak gibi paranın belirleyici olmadığı alanlarda bile piyasa çözümlemeleri yapar. Bunları, pazar ölçülerine uydurur; pazar tekniği ve uygulamalarıyla yönetir. Hepsinden önemlisi bireyleri sürekli mevcut ve gelecekteki değerine göre hareket eden insan sermayesi olarak görür" der.

Neoliberalist tekeller, şirketler insanı-toplumları bir şirket gibi yönetmek için de en çok eğitim, sağlık, gıda (tarım) alanlarını da kontrol etmek, yönetmek istiyorlar. Kapitalizmin yeni makyajı olan bu sistem bunun için yeni kar alanları yaratmak ve hakim kılmak istiyor. Bilim ve teknoloji alanı, endüstri alanı bunun için devrede tutuluyor. Bunu yaparken çevre sorunları, kültürel değerlerin talanı, insan emeğinin sömürülmesi, gelir adaletsizliği ve servet dağılımındaki eşitsizlik, insanlık değerlerinin aşınması en çok saldırılan boyutlar olmaktadır.

İnsanlık olarak, neoliberal sistem politikalarına karşı özsavunmamızı daha kapsamlı oluşturmamız gerekiyor artık. Yaşadığımız sorunların nedeni ne rakamsal yıllarda, ne bilim-teknikte, ne endüstrinin kendisinde… Bunların kullanılış tarzında ve bunların kimlerin tekelinde olduğundadır. Bunlar neoliberal güçlerin tekellerinden kurtarılması gerekiyor elbette.

Reber Öcalan bu konuda çok derin bir tespit ve uyarı yapıyor: "Sorun endüstrinin kendisinde değildir, kullanılış tarzındadır. Tekellerin çıkarına kullanıldığında, ekolojik felaketlerden savaşlara kadar yaşamı en çok tehdit eden araca dönüşebilir. Nitekim kar amaçlı kullanımı günümüzde iyice belirginleştiği gibi, çevresel yıkımı hızlandırmıştır. Sanal toplum doğrultusunda hızla yol aldırmaktadır. İnsan organlarının yerini hızla robotlaşma almaktadır. Böyle giderse insanın kendisi gereksizleşecektir….

Toplumun kendi olmaktan çıkmasını ve sanal toplum haline gelmesini engellemek için, bu canavarı tekellerin elinden alarak, önce ehlileştirip, sonra toplumun doğasına dost kılmanın tam zamanıdır...’ (Özgürlüğün Sosyolojisi)