5 Nisan 2015 tarihinden bu yana Önder APO ile hiçbir görüşme yapılmıyor. Devletin hukuk kurallarının dışında uygulanan bu insanlık dışı muamele bir halkın Önderliğine yapılmaktadır. Geçtiğimiz hafta PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, "Önder Apo silahla mı savaştı? Evet Önder Apo silahla savaşmadı devlete ve hükümete karşı büyük bir ideolojik ve siyasi mücadele yürüttü. PKK silahlarını gömsün diyenler Önder APO hangi silahını gömsün? 6 aydır Önder Apo'dan hiçbir haber alınamıyor. Peki bu çatışma, bu savaş ne zaman başladı? Bu görüşmeler bitirilerek AKP tarafından başlatıldı. Barışın ve çözümün tek adresi başından beri önder Apo oldu. Fakat hükümet bu gürüşmeleri bitirerek barışa ve çözüme giden yolları kapadı. Aslında başından beri ne dinlemeye ne de çözmeye niyetleri vardı. Meydanlarda şov yapıyordu Erdoğan, "Baldıran zehiri de olsa içerim" diyordu. Şimdi de "Koltuğum giderse afetmem" diyor. 

Onun için son bir ayda onlarca kişi katledildi ve saraya giden hortumlar artık kan pompalıyor. 400 milletvekili konusunu siyasetçi, yazar,  gazeteci herkes konuşuyor ve yazıyor. 400 milletvekili olursa ancak bu sorunu çözermiş! Çözüm dediği de öyle Kürt sorununun çözümü değil, Kürt sorununun çözümü adı altında PKK’yi silahsızlandırma ve teslim alma. "Demokratik siyaset yapsınlar" diyenlere şunu sormak gerekir; Türkiye ve Ortadoğu’da en iyi siyaseti kim yapıyor? Hiç kuşkusuz Önder Apo yapıyor. Erdoğan siyasette kaybettiğini anlayınca savaş kararı aldı. Aslında Erdoğan tam da o zaman düğmeye bastı. 28 Şubat mutabakatını bunun için tanımadı. Başından beri çözme niyeti yoktu. Toplumda "AKP güçlü bir iktidardır, bakın terörü de bitirdi, Kürt ‘kardeşlerinin’ de sorununu çözüyor" algısını yaratmak istedi. İki yıldır yaptığı buydu. Elbetteki bu gerçek biliniyordu fakat AKP köşeye sıkışmış bir durumdayken girdi bu sürece ve kendisine mal etmeye çalıştı. Erdoğan seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, Kürt oylarını nasıl alırım derdine düşmüştü. 

Topyekün savaş kararı aldığı bugünkü koşullarda ise Kürdistan'a adım atması zor görünüyor. Çocuklarını kaybeden analar feryat ediyor ve AKP başlattığı savaşa öfkeli. Analar çocuklarını Erdoğan ve AKP'nin iktidar savaşına kurban etmek istemiyor ve "DAİŞ’ten ne farkınız kaldı" diye feryad ediyor, gençler ise tepkili. Buna kulak tıkayan Davutoğlu, "Burası Suriye değil, her aklına gelen kanton kuramaz" diyerek, vahşetini gerekçe üretmek istiyor. Cizre'de katlettikleri 20'nin üzerindeki sivili inkar ediyor. Bununla yetinmeyen Erdoğan ise Cizre'de yaşamını yitiren 35 günlük Muhammed bebek, polisin katlettiği 7 yaşındaki Baran, cenazesi dondurucuda bekletilmek zorunda kalan 10 yaşındaki Cemile'nin de aralarında bulunduğu 20'nin üzerindeki sivilin PKK militanları olduğunu iddia edecek kadar riyakar. Emirlerine amade havuz medyalarıyla birlikte akan kana, Kürt halkına uyguladıkları katliamları inkar etmek, buna karşı üç maymunları oynamakla yetinmiyor, gerçekleri çarpıtıyor, yeni yalanlar üretiyorlar. Keskin nişancıların katlettiği cenazeler derin dondurucularda bekletilirken, "Elektirik yoksa bu cenazeler nasıl derin dondurucuda" diyebiliyor kendini bilmezce. O zaman yine sormak lazım; madem Cizre'de ölen sivil yok, o zaman dile getirdiğiniz derin dondurucuda kalanlar kim? Bunları yazmak zorunda kalmak, yaşamını yitiren insanların var olduğunu ispatlamak dahi insanlık için en büyük utançken, inkar gelen pervasızlık katmerleniyor. Hatta öyle bir noktaya geliyor ki, bir zamanlar dile getirdikleri "Kürt var mıdır"  aşamasına kadar ulaşıyor. 

Birkaç karşıt ses dışında, tüm dünya da AKP’nin Kürdistan’daki vahşetine seyirci. "Ortadoğudur olur böyle şeyler, Kürtler her zaman katledilir" anlayışı var. Ama Kürt halkının artık dayanacak sabrı kalmadı. Kürt halkı artık, "Devlettir, zulmeder, olur böyle şeyler" demiyor, demeyecek. Kürt halkının infaz ve katliamlarla sindirilemeyeceğini yüz yıllık tarih yeterince kanıtlıyor. Cizre'deki katliam, tüm Kürdistan'a yayılsa da Kürt halkı teslim olmayacak, özgürlük mücadelesinden taviz vermeyecek. Kongresini 12 Eylül'de gerçekleştiren AKP'nin Kürt halkına yönelik savaşına karşı, Kürt halkı 12 Eylül darbesine yönelik direnişini büyüterek yanıt verecek. Evren'in darbesine boyun eğmeyen Kürt halkı, onun mirasını devralan Erdoğan'ın darbesine de teslim olmayacak.