Sıradan insanın duyguları, acıları, korkuları sanatın ve edebiyatın konusu değildir. Sanat sadece ya üst sınıfları ya da dince kutsal sayılan; Azizleri, Prensleri, onların çocuklarını, torunlarını konu edinir. Ya onlar mucizeleri ya da savaşları sanatın ve edebiyatın konusudur. Her şey vardır ama insan yoktur. İnsanın varlığını borçlu olduğu bizatihi parçası olduğu doğa yoktur.

Tarlada, sabanda, angaryada; krallara, prenslere, soylu kişilere hizmetle yükümlü insan adeta hiç doğmamıştır. Basit bir üretim aracıdır; işini yapar, ürer, çoğalır, bir gün işini yapamaz hale gelirse o zaman acımasızca toplum dışına atılır. Hümanite işte bu koşullarda ortaya çıkar; sanat ve edebiyat ilk defa; doğaya ve insana ilgi duyar. Ondaki güzellikleri ve acıları, çirkinlikleri coşkuyu konu edinir. Hümanistlere göre sanatın ve edebiyatın asıl konusu insandır. İnsan, özünde mükemmel bir varlık olabilme potansiyelini taşır. Edebiyatın amacı insanı bu mükemmelliğe doğru götürmektir. Daha önce saray dili olarak tarif edilen edebiyat dili sadeleşir ve sıradan insanın günlük hayatta kullandığı dil öne çıkar.
Anadolu edebiyatında bu türün en bilinen ve başarılı temsilcisi hiç kuşkusuz Karacaoğlan’dır. Karacaoğlan’ın şiirinde insana ait; ölüm, ayrılık, sıla özlemi, kısaca insana ait ne varsa hepsini bulursunuz. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır.
"Ala Gözlüm Ben Elden Gidersem"le ayrılığı, "Yürü Be Yalan Dünya" ile sonlu bir hayat sürdürdüğümüzü, yani ölümü konu edinir. "Nazlı Yardan Geldi Bana Bir Nağme" ise aşk acısını konu edinir. Onda insan her şeyiyle vardır; zayıflıklarıyla, acılarıyla, insanın neyi varsa oyuyla sanatın ve şiirin konusudur. Bu yönüyle Karacoğlan bir Anadolu halk şiirinde bir ruhtur, yüz yıllardır bir yürekten başka birine konar.
İşte bu ruh yüz yılları aşarak Susam İkinci Baysal'ın gönlüne konmuştur. Baysal, yaşamından süzülenleri "Ve Yaşamdan Son Perde" kitabında toplamış. Daha elinize alıp ilk satırlarını okuduğunuzda; sadeliğiyle, duygu yüklü oluşuyla, kaygısız oluşuyla "Karacoğlan" geleneğinin "Susam Abla"nın şiirinde devam ettiğini görürsünüz.
"Seveceksen bugün sev/ Geç kalacaksın yarına sen" diyen Baysal, hiç eyip bükmez lafı; neyse o; yani gönlünde ne varsa, şiirine de o yansır. Onun şiirinin de konusu yalın bütün çıplaklığıyla insandır: "Bizim Kadınlarımız" da Anadolu kadınının acılarını içerden muazzam sade ve insani tarif eder. "Evlat Sevgisi" adlı şiirinde ise bir annenin karşılıksız sevgisini, anne evlat ilişkisinin zaman ve mekandan bağımsız olduğu gerçeğini bulursunuz. "Kasabam Koçhisar"a adlı şiirde ise vatan sevgisinin en yalın hali vardır.
HER BAHARDA AÐLARIM BEN
Arkama korkarak baktım,
Yarım asrı geride bıraktım,
Yine baharını başlatırken mevsim,
Ben çoktan sonbahara bıraktım.
SUSAM EKİNCİ BAYSAL.


CAFER TAR