Samsunlu Aydan Ezgi Şalcı, Alican Vural ve Mert Cömert, geçen yıl 20 Temmuz günü Samsun’dan kalkıp neden Suruç’a gittiler? Bu üç genç devrimcinin yanısıra Giresunlu Alper Sapan ve Trabzonlu Koray Çapoğlu neden gittiler? Üstelik bu gitme eylemlerini ailelerine karşı nasıl gerçekleştirdiler? Kobanê ve Rojava, Suruç’ta katledilen bu Karadenizli gençler için ne kadar uzak, ne kadar yakın? Kalanlar onların gidişini nasıl algıladı? 

Samsunlu gençlerin Suruç’a gidişleri ailelerine karşı alınmış bir eylem. Aile fertlerinden birinin haberi olsa bile, tamamının haberi yok. Hiçbirinin onayı yok. Hatta bu gitme eylemleri, bilmeyen aile fertleri tarafından duyulduğunda sonuçlarının ağır olacağı da ortada. Ancak buna rağmen gittiler. Neden?

Elbette yola çıktıklarında içlerinde bir canlı bombanın patlayacağını bilmiyorlardı. Zaten devlet dışında bunu kimse bilmiyordu ve tahmin etmiyordu. Ancak gittikleri yerin bir savaş bölgesi olduğunun farkındaydılar. Suruç’a girmelerinin devlet zoruyla engelleneceğini düşündüler. Ya da sınırı geçerken askerin ateş açabileceği üzerine konuştular. Ya da beklerken polis saldırır diye akıllarından geçirdiler. Ya da gözaltına alınıp tutuklanabilecekleri de akıllarının bir köşesindeydi. Ancak buna rağmen gittiler. Neden?

Samsunlu 3 genç arasından Mert Cömert’in durumu çok dikkat çekici. Bafralı bir genç Mert. Bafra, devrimci politika yapmak isteyenler bakımından Karadeniz’in zor merkezlerinden biri. Hele de Suruç’a hangi sebeple olursa olsun gitmenin bu Karadeniz kentindeki karşılığı “teröristlik”ten başka bir şey değil. Ama Mert’i ayırt edici kılan sadece Bafra’dan kalkıp gitmesi değil. Mert, SGDF’nin “Birlikte savunduk, birlikte inşa edeceğiz” kampanyasından sosyal medya üzerinden haberdar oluyor. Ardından Samsun’daki SGDF’lileri bularak “Ben de geleceğim” diyor. Öncesinde HDP’nin 7 Haziran çalışmasında müşahit olarak görev almış. Bunu da sosyal medyadan duyup yapıyor. Samsun’daki Gezi eylemlerine Bafra’dan ailesinin itirazına rağmen gidip gelmiş. Kobanê’ye doğru yola çıkma kararı ise daha öncesinden sosyal medyadan yazdıkları ile birlikte düşünüldüğünde “Karadeniz’in kara yazgısı” değiştirme eylemine benziyor. Karadeniz’in sadece Ogün Samast ya da Sedat Peker gibi faşist tetikçilerin yurdu olmadığını anlatmak istiyor. Belli ki Kobanê ile Karadeniz’in bir kader birliği olduğunu düşünüyor. 

Aydan Ezgi Şalcı ile liseden beri örgütlü bir mücadelenin içinde. Samsun’u ilklerle tanıştıran bir kadın O. Örneği LGBTİ’lerin ilk onur yürüyüşünün mimarı. Üstelik bunu bir heteroseksüel olarak yapıyor.  Çünkü, hayattaki varlık nedeni ezilenlerden yana tutum almak.  Şişman bir kadın Aydan Ezgi. Ancak kendi bedenini seviyor. Çünkü aklını burjuva ahlakın estetik kurallarına hapsetmeyecek kadar özgür. Belli ki onu yola düşüren Rojava devrimindeki kadınların varlık biçimi. 

Alican Vural; babasının fiziksel şiddetine rağmen devrimcilikte ısrar etmiş bir genç. Yoksulluktan alamadığı Deniz Gezmiş parkası ile fotoğraf çektirecek kadar rahat ve romantik bir devrimci. Onda sonsuz bir merak var. Sorularının sınırı yok. Ve bu sınırsızlık hali onu Rojava yoluna düşürüyor. 

Alper Sapan, üniversiteyi okuduğu Eskişehir’de yaşıyor. Onda Karadenizlilik kimliği görünmüyor. Anarşist kimliği Rojava’ya doğru yola çıkıyor. Savaşçılar ile anarşizmi konuşmak istiyor. Koray Çapoğlu da ailesinden uzakta yaşıyor. İstanbul’dan yola düşüyor. Ancak tam bir Karadenizli. Bileğinden Trabzonspor’un bordo mavi renklerinden oluşan bilekliğini çıkartmayan, her eyleme Trabzonspor bayrağı ile katılan bir devrimci.

Her birinin gidiş nedeni farklı yollardan aynı noktaya çıkıyor: Bir sabırsızlık hali. Şu dünyada “bir şey yapmak” istiyorlar, üstelik hemen yapmak istiyor. 

Samsun’da devrimci olarak yaşamaya karar veren Aydan Ezgi, Alican ve Mert için ayrıca yaşadıkları kente sığamamazlık hali söz konusu. Çünkü kendilerini gerçekleştirmek istiyorlar. Belli ki Kobanê’nin yeniden inşasına katılırken, inşa ettikleri başka bir şey de kendi kimlikleri olacaktı. Ancak olmadı, katledildiler.

Sürekli asker cenazelerinin gittiği Samsun’a, Trabzon’a 20 Temmuz günü, “terörist”lerin cenazesi gitti. Ancak bu “teröristler” onların içinden çıkmıştı. Kürt değillerdi. Samsun halkının ilk çarptığı duvar bu oldu. Ancak geçen 10 ay bu duvarın yıkılmasını sağlamış değil. Belli ki daha çok zamana ihtiyaç var.


Arzu Demir