Sert mücadele dönemi ve orta sınıf refleksleri - 2. Bölüm


1 Haziran 2004 hamlesiyle birlikte Özgürlük Hareketi’nin her alanda gelişmesi, Önder Apo’nun kadın özgürlükçü demokratik ekolojik paradigması, dar sınıf yaklaşımı yerine toplumu ve toplumsallıkla var olacak tüm toplumsal kesimleri örgütlü demokratik toplumun bileşeni olarak görmesi, küçük burjuvazi ve orta sınıf içinde kendini toplumla var edecek kesimleri mücadeleye daha fazla kattığı gibi yurtsever orta sınıfı da mücadelenin sert olmadığı kurumsal yapılar içinde tutma ve özgürlük mücadelesinin toplumsal tabanı haline getirmede daha elverişli bir durum ortaya çıkmıştır. 

Özellikle çatışmasızlığın olduğu ve demokratik siyasal mücadele imkanlarının arttığı dönemde bu kesimler, daha fazla mücadele etrafında kenetlenmişlerdir. Bu kesimlerin mücadelenin yumuşak zeminlerinin olduğu bir sürçte daha fazla katılmaları ve mücadeleyi böyle bir zeminde sürdürmek istemeleri de anlaşılır bir durumdur. Kaldı ki Kürt Özgürlük Hareketi de, tüm halklar ve demokrasi güçleri de sorunların demokratik siyasal yollardan çözülmesini istemektedir. Halk güçleri, gerçek demokratikleşmenin olduğu zeminlerde daha fazla gelişme ve kazanma imkanlarına sahip olurken, demokrasinin olmadığı yerde demokrasi mücadelesiyle, demokratik devrimle temel haklarını elde etmeyi hedeflerler. Toplumsal varlıklarını güvenceye alan temel demokratik haklarına sahip olduktan sonra toplumsallığın hakim olduğu tam demokratikleşme amacı için demokratik devrimin gerçekleştiği demokratik ortamda mücadele ederler. 


Özgürlük Hareketi’nin kusuru...

Kürtler söz konusu olduğunda ulusal varlıklarını güvenceye alan, asgari demokratikleşme sağlamadan tamamıyla demokratik mücadeleye geçilecek bir durum yaratılmış olmaz. Çünkü Kürtler üzerinde özel savaş politikaları ile yok etme planı sürdürülmektedir. Hatta bunun için dünyayı kandıran bir özel savaş demokrasisi bile ortaya çıkarmışlardır. Öyle ki, şoven milliyetçiliğin hakim olduğu bir meclis ya da siyasal yaşam ortamında, “Gelin istediğiniz kadar mecliste konuşun” söylemi bir özel savaş demokrasisi söylemi olarak gündeme gelmektedir.

Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi, onlarca yıldır yürütülen demokrasi mücadelesi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesine dayanarak Kürt sorununun demokratik çözümü için çaba sarf etmişlerdir. Böyle bir toplumsal zemin yaratmak için her yol ve yöntemi denemişlerdir. Bu konuda kesinlikle ne Önder Apo’da, ne de Kürt Özgürlük Hareketi’nde bir kusur aranmalıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nde bir kusur aranacaksa, sanki bu süreç demokratikleşmeyle sonuçlanacakmış gibi bir rehavet ve yanılgı içine girilmesi ve bu nedenle bu süreci örgütlenme ve daha sert mücadelelere hazırlık için değerlendirmemesinde aranmalıdır. 


Savaş neden başladı?

Dolmabahçe Mutabakatı, savaşı önlemek içindi. 7 Haziran seçimleri savaşı önlemek içindi. Ancak 30 Ekim 2014’te, MGK’da savaş kararı alınarak Dolmabahçe Mutabakatı’nı yok saydıkları gibi, 7 Haziran seçimlerini de yok saydılar. 7 Haziran seçimlerinin sonuçları iyi değerlendirilip demokrasi güçleriyle birlikte savaşı geliştirmek isteyen AKP faşizmi engelleneceğine, Meclis’te siyaset yapma hevesine girildi. Halbuki durum değişmiş, 7 Haziran seçim sonuçları kabul edilmemiş, ulus-devleti kurtarmak isteyenler bir araya gelmiş, Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerini ezme kararı almışlardı. Bu durum görülerek 7 Haziran ruhuyla mücadele yükseltileceğine, AKP ve CHP’nin koalisyon kurması beklenmiş, Ankara Katliamı ile de kaderine razı olunan bir durum ortaya çıkmıştır. 

Demokrasi güçlerinin savaşı engelleyemediği ortamda Kürt Özgürlük Hareketi’ne direnmekten başka bir yol kalmamıştır. Faşist ittifaka ve geliştirdikleri savaşa karşı direnmemek, faşist ittifakın tümden inisiyatif kazanıp Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmesi ve demokrasi güçlerini tasfiye etmesi anlamına gelirdi. Özgürlük Hareketi’nin 12 Eylül askeri faşist darbesinin bir benzeri olan faşist darbeye ve geliştirdikleri savaşa karşı direnmemesi, teslim olmak anlamına gelirdi. 12 Eylül gibi ulus-devleti kurtarmaya yönelik kapsamlı, planlı, tamamen ezme amaçlı savaş başlatılmıştır. Bu savaş kararının kendisi çok sert bir savaş öngörmüştür. Sadece Özgürlük Hareketi değil, ortaya çıkan 7 Haziran ruhu ve tüm demokrasi güçleri de ezilecekti. Bu nedenle her kesimi içine alan bir savaş yürüteceklerdi. Soykırımcı sömürgeci sistemin kararı ve uygulaması budur. 


7 Haziran’a savaş açıldı

Bunun karşısında eski politikalar ve eski mücadele yöntemleriyle durulamazdı. Eğer Türk devleti çökertme politikası ortaya koymuşsa, Kürt halkı kendi çözüm seçeneğini devreye koymalıydı. Türk devleti “Ezeceğim” diyorsa, buna karşı tarihi bir direniş gösterilmeliydi. Halkın öz yönetim ilanlarına ve düşmanca saldırılarına karşı direnip Türk devletinin “Kürt sorunu yoktur” diyerek çözme yerine ezme seçeneğine karşı kendi alternatifini ortaya koymalıydı. 

7 Haziran ruhunu kabul etmeyen ve ulus-devlette ısrar eden Türk devleti saldıracaktı; halk özgürlük güçleri de buna karşı direnecekti. Yaşanan da bu olmuştur. Öz yönetim alanlarında halk da, gençlik de, YPS savaşçıları da kahramanca bir direniş göstermiştir. Bu direnişler AKP iktidarının öngördüğü faşist amaçları başarısız kılmıştır. Bırakalım Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmesi, karşısında daha direngen ve direniş gücünü yükselten bir Özgürlük Hareketi ve Kürt gerçeği bulmuştur. Öz yönetim direniş alanlarında bazı taktik ve teknik yetersizlikler ortaya çıksa da, esas olarak direniş iradesi ve kararlılığı örnek biçimde üst düzeyde olmuştur. 

Bu direniş sürecinin başka boyutları da değerlendirilebilir; ancak konumuz küçük burjuva ya da orta sınıf denilen kesimler olduğundan, onların durumunu burada ele almak gerekecektir. Kuşkusuz tüm Kürt demokratik hareketi olduğu gibi HDP de tarihi serhildanların, Kürt halkının demokratik devrim mücadelesinin sonucu gelişmiştir. HDP bundan ayrı olarak Türkiye’nin devrimci demokratik birikimini de içeren bir siyasal yapılanma olmuştur. Türkiye halklarının demokrasi mücadelesini ortaklaştırma açısından başarılı da olmuştur. Başarılı bir hareket olduğunu 7 Haziran’da kanıtlamıştır. Kuşkusuz HDP tüm halkların özgürlük eğilimini ve Türkiye’nin demokrasi güçlerini barındırdığı gibi, mücadele alanının öncelikleri gereği demokrasiden yana olan orta sınıfın da içinde yer aldığı bir hareket olmuştur. Bu da olması gereken bir durumdur. 


HDP’nin yanlışı

Bizim eleştirimiz buna değildir. Bizim değinmek ve eleştirmek istediğimiz konu, ister HDP içinde olsun, ister dışında olsun mücadelenin sertliği karşısında küçük burjuva ve orta sınıfın gösterdiği reflekstir. Kuşkusuz faşist saldırganlığın azgınlığı ve direnişin sertliği karşısında orta sınıfın bu mücadelede istenen düzeyde aktif yer alması söz konusu olamazdı. Ancak 7 Haziran sonrası durum yanlış değerlendirip sanki süreç ve durum değişmemiş gibi eski durumun olmasını bekleme, mücadelenin de sadece demokratik siyasal alanda süreceğini isteme gibi bir yanılgıya düşülmüştür. Bu nedenle “Gerilla neden savaşıyor”, “Neden halk öz yönetim ilan etti”, “Şehirlerde neden direnişe geçildi” gibi süreci anlamayan değerlendirme ve tutumlar ortaya çıkmıştır. Bu durum, öz yönetim direniş alanlarına verilen toplumsal desteğin yetersiz kalmasında etkili olmuştur. Sorun niyetler değildir. Ancak bu tür yanılgılı yaklaşım, değerlendirme ve tartışmaların olması doğrudan toplumu etkilemiş; toplumsal desteği sağlayacak ruh halini tereddütlü kılmıştır. Hatta faşist ittifak Kürt halkına ve Özgürlük Hareketi’ne yönelik şiddetli bir savaş yürütürken, “Bu mücadeleye gerek yok, biz sizlerin yerine Meclis’te direniriz” denilmiştir. Bu bakış, 7 Haziran sonrası gelişen sürecin karakterini anlamayan, durumun kökten değiştiğini göremeyen ve sadece niyetleriyle hareket eden bir yaklaşımın olduğunu gözler önüne sermiştir. 


Ne yapsak da saldıracaklardı

Söyledikleri dikkate alınacak siyasal figürler tarafından küçük burjuvazi ve orta sınıfı etkileyecek yaklaşım ve eğilimler böyle ifade edilince, genel olarak sert mücadeleye yatkın olmayan orta sınıf, öz yönetim direnişleri ve siyasal ortamın sertleşmesi karşısında yanlış yaklaşımlar içine girmiştir. Türk devletinin 7 Haziran sonrası aldığı tutumu görmek yerine Özgürlük Hareketi’nin direnişini anlamayan yaklaşımlar gösterilmiştir. Sanki Özgürlük Hareketi direnmezse durum böyle olmazmış gibi bir yanılgıyla düşüncesini ve duygusunu şekillendirmiştir. Sanki Tayyip Erdoğan ve AKP faşizminin yürüttüğü sert savaş direniş olmazsa önlenebilirmiş gibi mevcut durumu görmekten uzak ruh hali görülmüştür. Halbuki bu savaş, direniş olduğu için dayatılmamıştır; 7 Haziran’da görüldüğü gibi demokrasi güçleri güçlendiği ve ulus-devlet tehlikede görüldüğü için dayatılmıştır. 7 Haziran gerçeğini ortaya çıkaran, bu duruma temellik eden Özgürlük Hareketi, savaş ve zorla tasfiye edilmek istenmiştir; buna karşı da Özgürlük Hareketi direnmiştir. Durum böyle tespit edilemeyince, kendilerinin yaşam ve siyaset alanını daraltan sert savaş ortamında “Niye böyle oldu, niye şöyle oldu” sızlanmaları ortaya çıkmıştır. 

Direnişler hiçbir zaman bireylerin ve hareketlerin niyetlerine göre ortaya çıkmaz. Siyasal ve askeri durum, o sıradaki savaşı ve direniş durumunu ortaya çıkarır. Niyetler savaşın karakterini belirlemez. Kuşkusuz savaşa karşı çıkmak ve sorunları savaşa başvurmadan çözmek önemlidir. Ama tarihte sömürücüler, zalimler, despotlar amaçlarına ulaşmak için her zaman savaş yolunu tercih etmişlerdir. Tayyip Erdoğan ve müttefikleri de zor, şiddet, bastırma, savaş ve ezmeyle amaçlarına ulaşma politikası yürütmüşlerdir. Savaş öngördükleri politik amaçların sonucu gündeme gelmiştir. 


İkinci 12 Eylül de PKK’ye çarptı

Soykırımcı sömürgecilik böyle bir savaşı dayatırken, küçük burjuva ve orta sınıfın ruh haliyle bu şiddetli savaşa karşı kendi toplumsal konumu ve ruh haline göre “Şöyle olmasaydı, böyle olsaydı“ denmesi, gerçeklikle bağı olmayan yaklaşımlardır. Küçük burjuvalar ve orta sınıfın ruh haline göre mücadele tarzı ve yöntemi belirlenirse bu, boyun eğme ve yenilgiyi kabul etmek olur. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi küçük burjuva ya da orta sınıf yaşam tarzı ve ruh haline göre bir mücadele çizgisi benimseseydi, şimdiye kadar Kürt halkının esamesi kalmazdı. 12 Eylül’deki küçük burjuva eğilimlerin tasfiye olması gibi yok olurdu. Şimdi ikinci 12 Eylül’de de halk özgürlük eğilimi küçük burjuva grupların 12 Eylül’de yaptığı gibi hareket etse ortada hiçbir şey kalmaz. Tayyip Erdoğan ve savaş tayfası süpürüp geçer. Ancak ikinci 12 Eylül de Kürt Özgürlük Hareketi direnişine çarpmış ve amaçlarına ulaşamamıştır. İstedikleri kadar “Şöyle vurduk, şöyle yıktık, şöyle öldürdük” desinler, kaybeden AKP iktidarı ve faşist güçler olmuştur. Kazanan, özgürlük iradesi ve direniş olmuştur. 


‘Mücadele bana göre olsun’

Küçük burjuvazi ve orta sınıfın da bu mücadelede bir yeri olmuştur. Küçük burjuvazi ve orta sınıf, düşündüğü demokratik ve yurtsever özlemlerine ancak Özgürlük Hareketi içinde ve etrafında mücadele ederek ulaşacağını görmüş, kendi duygu ve karakteri çerçevesinde bu mücadele içinde yer almıştır. Doğası gereği meşru ve legal alan genişledikçe, daha yumuşak mücadele imkanları arttıkça özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde daha fazla yer almıştır. Ancak mücadele sertleşince bu tabakanın siyaset yapma ve mücadele alanı daralmıştır. Bu durumda sübjektif yaklaşımlarla mücadele ortamının kendine göre olmasını isteyen anlayışlar ortaya çıkmıştır. İşte bu karakter, mücadelenin sertleştiği ortamda mücadeleyi geriye çeken bir konuma düşmesini beraberinde getirmektedir. Öz yönetim direnişleri süreci ve şu andaki sert mücadele ortamında, “Neden böyle oldu, böyle olmamalıydı” gibi niyetsel yaklaşımlarla mücadele konusunda tereddütler yaratan ve toplumsal mücadeleyi olumsuz etkileyen duruşlar ortaya koymaktadırlar. Mücadelenin yol ve yönteminin kendi ruh haline göre belirlenmesini isteyen bu yaklaşım, mücadeleyi şu ya da bu biçimde olumsuz etkilemektedir. Orta sınıf karakteri böyle istek ve eğilimler ortaya çıkarır. Ancak genel mücadelenin kendisi gibi yaklaşmasını istemesi kabul edilemez. Çünkü mücadeleyi kendi karakteri ve ölçülerine göre ele alması, niyetleri ne olursa olsun sonuçta soykırımcı sömürgeciliğe hizmet etmektedir. 


Orta sınıf duruşunun hareketsizlikteki payı

Küçük burjuva ve orta sınıfın böyle hareket etmesinin ve faşist güçlerin dayattığı savaşa karşı geliştirilen direniş karşısında olumsuz bir tutum göstermesinin önemli bir nedeni de mücadelenin uzun süre demokratik siyasal yollardan sürmesi, seçimlerin önemli bir mücadele alanı olarak ele alınmasıdır. Kuşkusuz o zaman bunlar, yapılması gerekenlerdi. Bunu bizzat Önder Apo ve Özgürlük Hareketi istiyor ve yapıyordu. Ancak bir yıldan fazladır Önder Apo üzerinde ağır tecrit var. Bu, Önder Apo’nun AKP iktidarına karşı tavır alması ve direnişini ifade etmektedir. Yine durum değişmiş, Özgürlük Hareketi bir yıla yakındır sert bir mücadele yürütmektedir. Bu nedenle çatışmasızlık döneminin siyaset tarzı aşılmıştır. Ancak uzun süre çatışmasızlık ortamında siyaset yapma alışkanlığı aşılamamıştır. Bunda sadece küçük burjuva orta sınıfın yanılgıları yoktur. Bakurê Kurdistan ve Türkiye kadroları da önemli düzeyde çatışmasızlık durumunun rehaveti içinde yanılgılı bir yaklaşım edinmişlerdir. Sert bir mücadele yürütecek ruh hali ve duruştan uzaklaşmışlardır. Hatta bu direniş sürecini geçici gören yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu da doğrudan halka, küçük burjuvazi ve orta sınıfa yansımıştır. Bu açıdan orta sınıfın öz yönetim direnişlerine tereddütlü yaklaşması ve toplumsal hareketliliği etkileyen durum bir yönüyle de böyle ortaya çıkmıştır. Eğer öz yönetim direniş alanlarına soykırımcı sistem azgınca saldırmışsa, öz yönetim direnişi etrafındaki ablukanın kırılıp direnişin yaygınlaşarak gelişmesi konusunda sorunlar çıkmışsa, bunda öz yönetim direnişlerine toplumsal desteğin yetersiz kalmasında etkisi olan orta sınıf duruşunun da payı vardır. Kış sürecinde gerillanın harekete geçmemesi de bu duruma eklenince direnişin belli alanlarla sınırlı kalması durumu ortaya çıkmıştır. 


Karamsarlık, düşmanın amacıdır

Tüm bu olumsuzluklara rağmen öz yönetim direnişleri, özgürlük mücadelesi tarihinde çok önemli bir rol oynamıştır. AKP iktidarının tüm hesaplarını alt üst ettiği gibi direnişin çıtasını yükseltip yeni bir aşamaya taşırarak özgürlük mücadelesinin gelişmesinin ve daha etkili mücadele eder hale gelmesinin önünü açmıştır. Şu anda Özgürlük Hareketi başta Bakurê Kurdistan olmak üzere tüm Ortadoğu’da gücünü koruyup geliştiriyorsa, bunda on aydır süren bu büyük direnişin payı belirleyicidir. Eğer bu direniş olmasaydı AKP faşizmi ve müttefikleri sadece Bakurê Kurdistan’da değil, tüm Ortadoğu’da Özgürlük Hareketi’ni etkisizleştiren konuma gelecekler, bu da mücadelenin tasfiye edilmesi zeminini ortaya çıkaracaktı. 

Orta sınıf her zaman kendi konumuna göre bir duruş ve ruh hali içindedir. Soykırımcı sömürgeciliğin sert savaşı karşısında ürküp çaresiz kaldığı gibi; bu mücadelenin sertliğinin yarattığı sonuçlar karşısında da karamsar ruh hali içine girmiştir. Düşmanın yakıp yıkması karşısında öfke duyup mücadele azmini daha da arttıracağına, karamsarlık yayan bir duruş içine girmiştir. Kuşkusuz soykırımcı sömürgecilik zalimdir; yakıp yıkmıştır. 1990’lı yıllarda da farklı biçimde yakıp yıkmıştır. Eğer tüm bunlar karşısında karamsar bir ruh haline girilirse işte bu, soykırımcı sömürgeciliğin amacına ulaşmasını sağlar. Zaten o da yakıp yıkarak toplumu karamsarlığa getirip mücadeleden düşürmek istemiştir. Bu açıdan küçük burjuva ve orta sınıfın yaydığı karamsar havaya kimse kapılmamalıdır. On aylık büyük direnişin ölçüleri yükselten düzeyi ve kahramanların duruşundan güven ve coşku alarak mücadeleyi daha da yükselten bir yaklaşım gösterilmelidir. 

AKP ve tüm faşist müttefiklerinin bu direniş karşısında başarısız kaldığı görülmelidir. Kazanan kesinlikle direnen halkımız olmuştur. En kötü şey, savaş, zulüm ve baskı karşısında teslim olmaktır. Halkımız ve Özgürlük Hareketi, bu teslim alma saldırıları karşısında tarihin en büyük direnişlerinden birini göstermiş ve zaferin yakınlaşmasını sağlamıştır. Bu mücadeleye böyle bakılmalı ve mücadele yükseltilerek özgür ve demokratik yaşamda ısrar ortaya konulmalıdır.


MUSTAFA KARASU