
Irak ve Şam İslam Devleti veya yaptığı insanlık dışı katliamlar ile DEAŞ (ad-Dawlah al-Islamiyah fil-’Iraq wa ash-Sham) olarak da bilinen örgüt, uzun süredir Ortadoğu’da uyguladığı şiddet ile Irak ve Suriye topraklarının neredeyse üçte birini işgal ederek dünya gündeminde yer aldı. DAİŞ, uyguladığı şiddet ile Irak ve Suriye’de birçok bölgeyi ciddi bir çatışmaya girmeden işgal edip birçok kişide “yenilmez” imajı oluşturmayı başarmıştı. Fakat Rojava’da Kobanê’yi dört aydan fazla bir süre kuşatmasına rağmen yenilerek çıkması, örgütün bu imajını ciddi anlamda zedelemesinin yanında birçok kişi tarafından da çökmesinin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Peki DAİŞ, gerçekten gerileme veya çökme döneminde mi? DAİŞ’e katılan insan sayısı azalıyor mu? Örgüt, kendisine eskisi gibi rahatlıkla savaşçı devşirebiliyor mu? Son dönemlerde medyada yer alan haberlere baktığımızda Avrupa ülkelerinden ciddi bir katılımın olduğu görülmektedir. Avrupa’dan katılımlar ne düzeyde?
DAİŞ çöküyor mu?
Kuşkusuz, bu soruların cevaplarını kısa bir makalede çok detaylıca irdelemek mümkün değil. Fakat özellikle Türkiye, Irak, Suriye ve İngiltere’de DAİŞ üzerine yaptığım saha çalışmasına dayanarak kısaca açıklamaya çalışacağım. Fakat asıl olarak Avrupa’dan DAİŞ’e katılımların sebepleri üzerinde duracağım.
DAİŞ her ne kadar daha çok 2011 yılından sonra isminden söz ettiren bir örgüt olsa da, “ideolojik” geçmişini örgütün kurucusu Ebu Musab Zerkavi’nin Sovyetler’e karşı savaştığı yıllara kadar götürmek mümkündür. Sovyetler’in Afganistan’dan çekilmesinden sonra Zerkavi, 1993 yılında Ürdün’e dönerek dini örgütlemesinin temellerini attı. Zerkavi, Amerika’nın Irak işgali ile birlikte 2003 yılında Irak’a gelip burada Irak El-Qaidesi ismi ile faaliyetlerini sürdürdü. Buna rağmen Zerkavi’nin siyasal ve ideolojik çizgisi, El-Qaide’yle hiçbir zaman tam olarak örtüşmemiştir.
DAİŞ, 2003 yılından Zerkavi’nin öldürüldüğü 2006 yılına kadar bu isimle devam etse de, daha sonra 2011 yılına kadar farklı isimler ile Irak’ta faaliyetlerini sürdürdü. Böylece bu süre zarfında bölgede önemli insan kaynağı ve lojistik ağlar oluşturdu. Buna rağmen örgütün savaşçı sayısı 2011’de 1500’lere kadar inmişti. Asıl olarak 2011 yılından sonra örgütsel yapısında ve siyasal hedeflerinde önemli yapısal ve stratejik değişikliklere giderek daha fazla güçlendi ve önemli bir güç olabilmeyi başardı. Bu kısa tarihsel süreci ele aldığımızda DAİŞ’in Irak’ta önemli bir “örgütsel” ağa sahip olduğunu ve bunu kısa sürede yok etmenin mümkün olmayabileceğini söylemek olanaklı. Nuri El Maliki ve sonrasında yerine getirilen Haydar El Ebadi’nin Şiilik üzerine kurulan mezhepçi politikaları, Suriye’de savaşın hala devam etmesi, Ortadoğu’nun yeniden etnik ve dini esaslar üzerinden dizayn edilmesi zorunluluğu gibi faktörleri de göz önüne aldığımızda DAİŞ’in bölgede belli bir süre daha kalabileceğini söylemek mümkün. Kobanê’de olduğu gibi örgüt, çok önemli ve stratejik yenilgiler yaşayabilir fakat bu durum örgütün çöktüğü veya kısa sürede çökeceği anlamına gelmez. DAİŞ’in bazı bölgelerde “alan daraltması” yaparken başka yerde “alan genişlemesi” yaptığını gözlemleyebilirsiniz. Bu noktada çok elastik bir stratejiye sahip.
DAİŞ’e katılımlar
Bölgede yaptığım gözlemler net bir şekilde gösterdi ki, örgüte katılımlar maalesef halen devam ediyor. Özellikle Irak ve Suriye’de bazı Sünni Arap aşiretleri, DAİŞ‘in bütün zulüm ve baskılarına rağmen örgütü Irak ve hatta İran Şiilerine karşı zorunlu bir koruyucu olarak görüyor. Irak’ta olduğu gibi diğer Ortadoğu ülkelerinden de DAİŞ’e katılımların (eskisi kadar yoğun olmasa da) devam ettiğini söylemek mümkün.
DAİŞ’e katılımları ele aldığımızda bunların büyük çoğunluğunun özellikle Avrupa ülkelerinden olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Suriye bu noktada Avrupa’dan yapılan katılımların adeta merkezi haline gelmiş durumda. Net bir istatiksel veri olmasa bile Avrupa’dan DAİŞ’e katılımların şu ana kadar 4 binin üzerinde olduğu, yaz aylarında bu sayının 5 bine, bu yılın sonuna doğru ise 10 bine ulaşmasının mümkün olduğundan söz ediliyor. Yukarıda da sorduğumuz gibi, peki Avrupalı Müslüman gençler neden insanlık değerlerini alt üst eden bir “şiddet” ile hegemonya kurmaya çalışan bu örgüte katılıyor?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Avrupa’dan DAİŞ’e katılanları çok “genel” bazı hipotezler üzerinden açıklamaya çalışmak yeterli olmayabilir. Elbette ki bu katılımların arka planında ortak bazı sebepler mevcuttur. Fakat derinlemesine bir analiz için katılımların “birey ölçeğinde” ele alınması çok daha derin ve sağlıklı cevaplar ortaya çıkarabilir. Katılımlar “grup ölçeğinde” ele alınsa bile, “genellemeci” bir yaklaşımdan kaçınmak için katılanların çok farklı sosyal, sınıfsal, siyasal hatta psikolojik kategoriler altında ele alınması gereklidir. DAİŞ’e katılanları daha “mikro” sınıflamalar üzerinden ele almak, derinlemesine anlaşılmasına daha çok yardımcı olacaktır. Çünkü katılanların arasında iyi bir eğitim alamayanlar ve işsiz olanlar olduğu gibi çok iyi eğitim alanlar da mevcut. Örneğin son günlerde İngiltere’den dokuz tıp öğrencisinin DAİŞ’e katıldığına dair söylentiler, bunu desteklemektedir. Veya çok yoksul olanlar ve geçmişte herhangi bir suça bulaşanlar olduğu gibi çok zengin ve kriminal geçmişi oldukça temiz olanlar da mevcut. Bu yüzden DAİŞ’e katılanları cahil, eğitimsiz, deli veya yoksul gibi genel(lemeci) değişkenler üzerinden ele almak, eksik bir değerlendirme olur. Fakat DAİŞ ile ilgili verilerin yetersizliği, örgüte katılanların katılım sebeplerinin çok derinlemesine bir analizinin yapılmasını ciddi anlamda zorlaştırmaktadır. Bu zorluklara rağmen Avrupa ülkelerinden DAİŞ’e katılanların sebeplerini genel hatlarıyla özetlemek mümkündür.
Kimlik arayışı
Avrupa’dan DAİŞ’e katılanların büyük çoğunluğu, Ortadoğu ve Afrika’dan Avrupa’ya göç eden ikinci ve üçüncü kuşak Müslüman göçmenlerin çocukları. Bu ailelerin çocuklarının çoğu, coğrafi mesafeden kaynaklı kendi kültürel, etnik veya ulusal kimliklerine ve değerlerine ciddi anlamda yabancılaşmışlar. Dışsal (fiziksel) anlamda atalarına benzerlikleri söz konusu olsa da, içsel anlamda (etnik kimlik, kültür gibi değerlerine göre) uzaklaşmışlar. Kendi etnik ve kültürel değerlerine olan bu yabancılaşmaya rağmen çoğu, Batı değerlerini de tam olarak benimseyememiş durumda. Batı, bu gençleri tam olarak “absorbe” edemiyor. Özellikle 20 yaş altı Müslüman gençlerde ciddi anlamda bir “kimlik arayışı” söz konusudur. Bu kimlik arayışı, olgunlaşma evresiyle beraber ciddi bir bunalıma dönüşebiliyor. Yani, “kimlik bunalımı”. Avrupa’da var olan İslami dernek veya vakıfların da Müslüman çocuklarda var olan bu kimlik arayışını doğru kanalize edememesi veya benzeri ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmaması, bu gençleri kendi kimliksel ihtiyaçlarını kendi yol ve yöntemleri ile aramaya yönlendiriyor.
Gençlerin önemli bir bölümü başta internet olmak üzere sosyal medya üzerinden bir arayış içerisine giriyor. Bu durumun çok iyi farkında olan DAİŞ, gençleri sosyal medya üzerinden kolayca devşirebiliyor. DAİŞ veya onunla paralel zihniyette hareket eden yapılanmalar, Avrupa’da sadece sosyal medya üzerinden değil cami ve benzeri ibadet yerlerinde de örgütlenerek bu gençleri manipüle ediyorlar.
Avrupalı Müslüman gençlerin kimliksel ihtiyaçlarını çok iyi algılayan DAİŞ, onların bu arayışını “din”, “cihat”, “şeriat”, “İslam devleti”, “şehitlik” gibi olgular üzerinden çok rahat manipüle edebiliyor. Böylece daha önceleri daha çok “kültürel düzeyde bir İslami bilince” sahip olan bu çocuklar veya gençler, DAİŞ tarafından kısa sürede “politize” edilebiliyor. Böylece bu gençlerde “kültürel” olan İslami kimlik kısa sürede “politik” hatta “cihadi” bir İslam anlayışına dönüşüyor. Bu dönüşüm rotasında DAİŞ, onlar için en ideal yer oluyor.
Anlam arayışı
Yine kimlik arayışı ile ilgili olarak Avrupalı Müslüman gençlerin DAİŞ’e katılımını tetikleyen diğer önemli bir neden ise bu gençlerde bu ve öteki dünyaya ilişkin bir “anlam” arayışının olmasıdır. Şu an yaşadıkları hayat onlara birçoğuna pek bir anlam ifade etmediği gibi mutlu veya huzurlu olmadıkları da görülmektedir. Bu durumdaki gençlerde, DAİŞ’in vaat ettiği “şeriat” kurallarının uygulandığı bir yerde yaşamak ve İslam uğruna “şehit” olma ve “cennete” gitme gibi olgular, aradıkları “anlamın” altını dolduran önemli nedenler olabilmektedir. DAİŞ’in İslam devleti ve uğrunda şehit olunması gerektiği vurgusunu bu noktada çok sık tekrarlaması, bu gençlerin duygularının ve anlam arayışının şekillenmesinde oldukça önemli olabilmektedir.
Kimliğin ötekileştirilmesi
Avrupa’da İslamofobinin ivme kazanması, Avrupalı Müslümanların kendisini “öteki” hissetmesinde ve radikalleşmesinde rol oynayan önemli bir etmendir. Batıda özellikle 11 Eylül olayından sonra Müslümanlara yönelik “ötekileştirme”, toplumsal bir zemin bulmaya başladı. Öyle ki bazı Avrupa ülkelerinde artık bazı sokaklar veya mahalleler büyük çoğunlukla sadece Müslümanlardan oluşmaktadır. Batı ile Müslümanlar arasında var olan sosyokültürel geçirgenlik, her geçen gün azalmaktadır. Müslüman kitle belli bir coğrafi alanda kümelenmeye başlamakta. Kimliksel anlamda bir ötekileştirilme durumu söz konusu. Avrupa ülkelerinin entegrasyon politikalarının başarısızlığı, bu ötekileştirmeye daha çok katkı sunmaktadır. Hatırı sayılır bir Müslüman kitlede kendini öteki hissetme ve dışlanmışlık duygusu yaygınlaşmaktadır. Bu durum bazı Avrupalı Müslümanlarda özellikle Batı’ya karşı bir tepkiye dönüşmektedir. Çok sayıda Müslüman, doğup büyüdüğü yere (Avrupa) kendini ait hissetmemeye başlıyor. Yaşadığı yere kimliksel olarak olduğu gibi coğrafi olarak da bir yabancılaşma söz konusudur. Bu yabancılaşma, özellikle gençleri kendi değerlerini yaşayabilecekleri ve kendilerini iyi hissedecekleri yeni bir anlam ve bu anlamı pratikleştirebileceği bir ülke arayışına itiyor. DAİŞ’in coğrafi kontrole dayanan devlet projesi, bu noktada Avrupalı bazı Müslüman gençler için önem ve anlam kazanıyor hatta bir sığınak oluyor.
Batı’yı sorumlu tutma ve intikam alma istemi
Avrupa’da yaşayan Müslümanların dini kimlikleri üzerinden radikalleşmeleri ve DAİŞ gibi insanlık dışı ölçütlerde şiddete başvuran bir örgüte katılmalarının diğer bir nedeni de bu gençlerin Müslümanların yaşadıkları sorunlardan Batı’yı sorumlu tutma duygusudur. Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanların önemli bir çoğunluğunda (Ortadoğu ve Afrika’da yaşayan Müslüman toplumlarda da bu böyledir), İslam dünyasında yaşanan çatışmaların ve şiddetin asıl üreticisinin Batı olduğuna yönelik oldukça güçlü bir kanı mevcut. Görüşme yaptığım birçok Müslüman siyasal elit ve sıradan gençler, “Batı olmasa Müslümanların kendi sorunlarını çözebileceğine” inanıyor. Onlara göre Batılı güçler, Ortadoğu’yu etnik ve dini temeller üzerinden parçalayarak ve çatıştırarak yönetmeye çalışıyor. Bu düşünceden kaynaklı özellikle Avrupa’dan DAİŞ’e katılanlar, Müslümanlar arasında barışın hakim olması ve İslam aleminin acılarının son bulması için Batı’nın Ortadoğu ve Afrika’dan çıkarılması gerektiğine inanıyor. Batı’ya duyulan bu siyasal tepki ve Müslümanların acılarına ortak olma düşüncesi, DAİŞ gibi bir örgütün de kendisine çok rahat zemin bulmasına yardımcı oluyor. DAİŞ’in Batı dünyasına veya onun müttefiklerine karşı geliştirdiği söylem ve çok sert cezalandırma yöntemleri (kafa kesme veya yakma), bu noktada Avrupalı bazı Müslüman gençlerin Batı‘dan intikam alma duygularını daha fazla okşuyor ve onları DAİŞ’e yaklaştırıyor. “Cihat” ise bu gençlerin ideolojik öfkelerinin DAİŞ ile buluşmasını meşrulaştıran en önemli ideolojik araç oluyor.
Avrupa’daki işsizlik ve DAİŞ’in ekonomik vaatleri
Diğer bir önemli sebep ise işsizliktir, gelecek kaygısıdır. Ekonomik sorunlardan kaynaklı bazı Müslüman gençlerin ciddi bir ümitsizliğe kapılması ve geleceği ile ilgili çok ciddi kaygılara sahip olması, DAİŞ’e katılımı kolaylaştırmaktadır. Avrupa kentlerinde bazı Müslüman elitler çok iyi ekonomik koşullara sahip olsalar da, hatırı sayılır bir kesimin ekonomik durumu oldukça kötü ve birçoğu devlet yardımlarına bağlı geçimini sağlıyor. Müslüman toplumların önemli bir kesimi kent merkezlerinden ziyade daha çok kentlerin kıyı kesiminde yaşamakta ve birçok imkandan yoksun. Fransız banliyöleri buna iyi bir örnektir. DAİŞ’in bu noktada katılanlara ev vermesi, ihtiyaçlarını karşılaması ve benzeri vaatlerde bulunması, bazı Müslüman gençler için oldukça cazip gelmektedir. DAİŞ bu gençlerin tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir devlet gibi kendisini sunarak onları çok rahat kandırabiliyor. Çünkü DAİŞ, kendisini bu gençlerdeki gelecek kaygılarının giderilebileceği bir örgüt olarak çok rahat sunabiliyor.
DENİZ ÇİFÇİ / Ortadoğu Analisti/Londra