
Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM), … kurumun çatı örgütü. Resmi üye sayısı 13 bin olsa da, kapsadığı kurumlara emek veren, etkinliklerini takip eden ve çağrısıyla sokaklara çıkan kitle çok daha büyük. Almanya’daki Kürdistanlıların siyasal, kültürel, sosyal haklarını ve mücadelesini NAV-DEM temsil ediyor.
Geçtiğimiz günlerde ikinci olağan kongresini gerçekleştiren NAV-DEM, yeni yönetimini belirlemiş, ayrıca yeni dönemin çalışma programını ilan etmişti. Kongrede merkezin eşbaşkanlıklarına ise daha önceki eşbaşkan Yüksel Koç ve Fatoş Yener Göksungur seçildi.
Kongrenin çok nitelikli tartışmalarla geçtiğini belirten Göksungur, “Değişimler yaşanacak. Fakat bunun en önemli koşulu, kamuoyunun kararlarımızın takipçisi olması ve yerellerimizin de kararlara sahip çıkan bir örgütlenme anlayışıyla hareket etmesi” dedi.
Göksungur’la kongrede tartışılan ve karar altına alınan konuları ve güncel mücadele başlıklarını konuştuk.
Başta, tekrar olması pahasına: NAV-DEM nasıl bir örgüt? Hangi alanlarda, ne kadar kurumu kapsıyor?
NAV-DEM, birkaç hafta önce ikinci olağan genel kurulunu yaptı. Daha önce YEK-KOM adıyla Almanya’da örgütlenen kurumsal kimliği vardı. Özellikle demokratik ulus perspektifi çerçevesinde meclisleşme anlayışımız doğrultusunda yeniden yapılandı. Toplumun sorunlarını, ihtiyaçlarını yerelden örgütleme anlayışıyla Demokratik Kürt Toplum Merkezleri ortaya çıktı. NAV-DEM’in iki yıllık bir geçmişi var ama tabii devraldığı bir kimlik de var.
Burayı biraz daha açalım: YEK-KOM’dan NAV-DEM’e evrilişin gerekçeleri nelerdi?
Kürt toplumunun mevcut sorunlarına, gelişen mücadeleye, YEK-KOM’un eski örgüt modeli artık cevap vermiyordu. Hem Avrupa’da yaşayan Kürtlerin hem de dört parça Kürdistan’ın geleceği için Önderliğin sunduğu bir demokratik ulus perspektifi var. Bunu Demokratik Konfederalizm sistemi içinde de düşündüğümüz zaman, herkesin bulunduğu yerden kendi sorunlarını dillendirebileceği, çözebileceği bir model bulmak zorunlu hale geliyor. Merkezi anlayışın, merkezin iktidarlaşmasının kırılması ve yerellerin kendini var etmesi, örgütlemesi… Perspektifimiz bu.
NAV-DEM, Demokratik Kürt Toplum Merkezleri başta olmak üzere Kürdistan toplumu içindeki bütün farklılıkları kapsamayı hedefliyor. Örneğin Demokratik Alevi Federasyonu’nun, Kürdistan İslam Toplumu’nun, Êzîdîlerin, diğer bütün kimliklerin meclisleşmesi ve kendi kurumsal kimliklerini, temsiliyetlerini kendi temsilcileriyle var etmesi anlayışına dayanıyoruz. Kadın meclisleri, gençlik meclisleri… Yine en önemli çalışma alanlarımızdan biri olarak dış ilişkiler… Çok önemsediğimiz bir başka alan, şehit aileleri… Bütün bu alanlarda çalışmalar yapıyoruz.
Diplomasi, NAV-DEM’in özellikle çok önemli bir yanı… Kürtlerin sorunlarının ve taleplerinin Avrupa halkları ve kurumları tarafından öğrenilmesi için bulunduğumuz bütün kentlerde kamuoyu yaratma çalışması yapıyoruz.
Bunun dışında, toplamda Demokratik Özerkliğin tarif ettiği sekiz alan üzerinden örgütlenme modelimizi oturtmaya çalışıyoruz.
Sizin de eşbaşkanlığı devraldığınız son kongre üzerinden henüz çok vakit geçmedi, tartışmalar hala canlı. Öncelikle, bu kongrenin özel anlamı neydi, ne değişti?
Kongreler, kurum temsiliyetinin en üst organıdır. Faaliyetlerimizin eleştirisini, özeleştirisini yaptığımız yerlerdir. Önümüzdeki döneme dair yapacaklarımızın da kamuoyuna ilanıdır. Yeni yönetimle, yeni insanlarla yola devam edileceğinin duyurulmasıdır. Bu anlamda zaten bütün kongreler, oldukça önemli.
NAV-DEM İkinci Olağan Kongresi’nde gördük ki, artık yavaş yavaş taşlar yerine oturmaya başlıyor. Çok düzeyli, nitelikli tartışmalar yaşandı. 850’ye yakın delegenin katılımıyla gerçekleşen bir kongreydi. Bütün bileşenlerden ve sekiz alandaki meclislerimizden arkadaşlarımız katıldı.
Kongrede herkes, örgütlendiği alanla ilgili sorunlarını dillendirdi. Ülkemizin gündemini de tartıştık.
Değişimler yaşanacak. Fakat bunun en önemli koşulu, kamuoyunun kararlarımızın takipçisi olması ve yerellerimizin de kararlara sahip çıkan bir örgütlenme anlayışıyla hareket etmesi…
Kongre’nin hemen ardından bir de Yürütme Kurulu toplantısı gerçekleştirdiniz ve bir dizi karar deklare ettiniz. Bunları madde madde konuşmak istiyoruz. Kararlardan ilki, 50 bin üye hedefiydi. Neden önemli bu? Ne olur 50 bin üyeniz olsa?
Bu karar kongrede alındı. Biliyorsunuz, bütün dünyada artık temsiliyet ilişkilerinde üye sayısı çok önemli. Resmi anlamda kendini var edebilmek, muhatap alınabilmek, üye sayısı üzerinden gerçekleşiyor. Özellikle Avrupa sisteminde böyle.
35-40 yıllık, milyonları kapsayan bir mücadelenin en güçlü olduğu dönemde NAV-DEM’in varmış olduğu üye sayısı gerçekliğimize denk düşmüyor. 13 bin üye, hareketimizin gerçekliğine yakışmıyor.
Avrupa’da NAV-DEM olarak diplomatik bir faaliyet yürüttüğümüzde, 13 bin üyesi olan bir kurum olarak görülüyoruz; çünkü resmi rakamlarla konuşuluyor. Bu, işin bir boyutu.
İşin asıl önemli boyutuysa sahiplenmeyle ilgili. Bu duygunun yaratılması gerekiyor. Kürt halkının artık kendi kurumlarına üye olması, buralarda kendini var etmesi ve bu kurumları sorunlarının çözüm gücü olarak görmesi gerekiyor. Bizim için asıl önemli nokta bu.
İlk hedefimiz 50 bin. Tabii ki Almanya’daki Kürdistanlı nüfusunu düşündüğümüzde bu sayı yine düşük. Ama ilk aşama için güçlü bir hamle olacak.
Üyelik kampanyası önümüzdeki dönemde üzerinde en fazla duracağımız konulardan biri olacak. Broşürler, afişler ve başka materyallerle bu kampanyayı, seçim dönemindeki gibi yoğun bir tempoyla sürdüreceğiz. Yine evlere gideceğiz, tek tek görüşeceğiz. Toplumun tanıdığı bazı simalar üzerinden televizyon ve gazete reklamları da hazırlayacağız.
Ayrışmaya geçit yok
Önemli gündemlerinizden biri demokratik ulus perspektifine göre örgütlenme… Ne demek bu?
Ulus-devlet modeli, tektipleştiriyor. Halen bu politikalar en azgın biçimde sürdürülüyor. Demokratik ulus, buna karşı tek panzehir.
Kürdistan’da yaşayan çok farklı renkten insanlar var. Sadece Kürtler yaşamıyor. Biz de tekçi zihniyetteki gibi bunların hepsini Kürt kimliği üzerinden var etmeye çalışırsak, karşı çıktığımız anlayışa benzeriz. Tam da bu noktada demokratik ulus perspektifi, bizim için gerekli. Bu kapsamda bizim çağrımız da, bütün farklı kimliklerin kendi örgütlülükleriyle, temsilcileriyle, demokratik ulus bilinciyle NAV-DEM çatısı altında buluşmasıdır.
HDP çalışmaları sırasında Avrupa’da da birlik ruhu oluştu; çok farklı kesimler bir araya geldi. Bunun kurumsallığa kavuşturulması yönünde bir çalışmanız olacak mı?
Buna dair tartışıyoruz, önümüzdeki dönem gelişmeler yaşanacak. Halihazırda Demokratik Güç Birliği Platformu da zaten güçlenerek sürdürüyor çalışmalarını. Fakat bu çalışmaları daha da boyutlandırmak gerekiyor elbette. Suruç Katliamı ardından yapılan eylemlerde de renkliliğimizin, dayanışmamızın, birliğimizin büyüdüğünü gördük. Artık parçalı duruşa kimse izin vermez. Birliği geliştireceğiz.
Pilot bölgede kreş açılacak
Herkesin dert ettiği bir konu var. Birçok insan diyor ki, “Derneklerimizi gerçek birer toplum merkezi gibi örgütleyemiyoruz, sadece eylem organizasyonları ve sınırlı etkinlikler için kullanıyoruz.” Özellikle sosyal, kültürel alanda yetmezlikler dillendiriliyor. Bunu değiştirmek konusunda somut iddianız var mı?
Zaten tam da bu eleştiriler üzerinden NAV-DEM’in örgütlenme modeli kendisini dayatıyor. Toplumun her kesiminin ihtiyaçları var. Yalnızca bir savaşa atıfta bulunarak örgütlenemeyiz. Avrupa’daki Kürdistanlıların artık oturmuş bir yaşamları var. Çocukları var, işleri var. Sosyal alanlara, kreşlere, kurslara, spor kulüplerine, inanç merkezlerine, kadın merkezlerine ihtiyaç var. İhtiyaçlar sınırsız. Yeni bir sistem inşa ederken bunları da göz önünde bulundurmak zorundayız. NAV-DEM örgütlülüğü tam da bu noktada devreye giriyor. İki yıllık sürecimizde elbette eksikler var. Kongrede de bunlar tartışıldı. Mesela bir kreş tartışması yapıldı.
Hemen soralım o halde: Mesela NAV-DEM’e bağlı hiç kreş var mı?
NAV-DEM’in örgütlediği bir kreş yok. Ama biz kongrede karar aldık, karar tasarımıza girdi. Kürt Kadın Hareketi de kurultayında aynı kararı almıştı. Önümüzdeki dönemde bir pilot bölge seçilecek ve kreş açılacak. Bir yere öğretmen konularak da olmuyor. Fiziki koşullardan eğitime kadar her yönüyle çocukların sosyal, ruhsal gelişimine katkı sunmalı ve anadilde olmalı. Gelecekte daha da geliştirilebilecek bir örnek yaratması amacıyla böyle bir kreş açacağız.
Biz sorunların merkeze iletilmesini ve merkezin insafına bırakılmasını reddediyoruz. Diyoruz ki, yereldeki meclis sorunları tespit etmek ve çözüm üretmek konusunda da iradedir. Kimseyi beklemeleri gerekmiyor.
PKK yasağı mahkum oldu
NAV-DEM’in toplumsal meşruiyeti tartışılmaz elbette ama yasal meşruiyeti önündeki en ciddi engel, üye sayısından da çok herhalde PKK yasağı. Bu dönemki mücadele başlıklarınızdan biri de bu ama bu dönemin farklı bir yanı da var. Özellikle Rojava sonrasında PKK yasağı, çok daha tartışmalı bir hal aldı. Nasıl bir mücadele planlıyorsunuz? Eskiyi aşan bir hat, nasıl izlenecek?
Eskiyi aşmak zorundayız, öbür türlüsü mümkün değil. Rojava Devrimi’yle birlikte PKK’nin mücadelesi, bütün dünya halklarının örnek aldığı bir mücadeleye dönüştü. PKK hala ‘terör örgütleri listesinde’ olsa da, mücadelesinin meşruluğunun tartışılabilir yanı bile kalmamıştır. Halklar nezdinde PKK yasağı da aslında artık mahkum edilmiş, gayrimeşru bir karardır.
Yasağın bir gerekçesi de aslında, PKK’nin kapitalist modernite karşısındaki duruşudur. PKK, yeni bir yaşam modeli, yeni bir sistem sunuyor. Sadece elinde silah olan, silahla savaşan bir örgüt değil. PKK’nin sistemini görüyorlar ve diyorlar ki, “Böyle bir sistem bütün Ortadoğu’ya yayılırsa, yapmak istediklerimizi o kadar rahat yapamayacağız.” Almanya, İngiltere, Fransa… Hepsi böyle düşünüyor. Dolayısıyla yasağı sadece Avrupa devletlerinin Türk devletiyle ilişkileri üzerinden okumak da doğru değil. Kapitalist devletler, yüz yıllardır Ortadoğu politikalarını rahatlıkla sürdürüyor. PKK ise şimdi buna dur diyor; “Hayır, artık istediğiniz gibi Ortadoğu’da at koşturamayacaksınız” diyor.
NAV-DEM de Almanya’da meşru ve yasal zeminde örgütleniyor. NAV-DEM’in varlık nedeni, Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi, felsefesidir. Gıdasını buradan alıyor. Öyle olmak da zorunda. Dayandığı kitle de, düşünce de burası. Dolayısıyla önümüzdeki dönem daha aktif biçimde yasak karşıtı mücadele edeceğiz. Bir yandan Avrupa halklarını PKK yasağına dair bilgilendirirken, diğer yandan yasak uygulayıcısı kurumları zorlayacak, demokrasi karşıtı bu tutumu teşhir edeceğiz.
Evet, elimizde artık çok daha güçlü argümanlar var. Rojava Devrimi gibi güçlü bir argümanımız var. DAİŞ gibi bir belaya karşı insanlık adına savaşıyor Kürtler. PKK’nin tehlikeli bir örgüt olduğunu yaymaya çalışanların yalanlarını bertaraf etti; PKK’nin halkları, inançları, renkleri koruyan bir örgüt olduğunu gösterdi. Bu nedenle işimizin daha kolay olacağını düşünüyorum.
Tecrite karşı kaygısız olamayız
İlan ettiğiniz mücadele başlıklarından biri de Öcalan’ın özgürlüğü… Bu kapsamda ne yapacaksınız?
Evet, biliyorsunuz bu dönemde tecrit politikası yine gündemde. Önderlik ne avukatlarıyla ne de heyetlerle görüştürülüyor. Bu durum karşısında elbette kaygısız olamayız. Kürdistan halklarının özgürleşmesi, Önderliğin özgürleşmesiyle bağlantılıdır. Önderlik özgürleştiği takdirde ancak Kürdistan halkı kendini özgür, irade sahibi görecektir. Felsefesi, düşüncesi bugün hayat buluyor. Milyonlarca Kürt, onun tarif ettiği sistemi oluşturmaya çalışıyor. Artık Önderliğin fikirleri, somuttur, hayatın içindedir. Kimse inkar edemez.
Düşüncesi, felsefesi hayat bulan Önderliğin fiziki anlamda rehin tutulması, Kürt halkının kabul edebileceği bir durum değil. Şimdi tecrit politikası yeniden dayatılıyor. Bu yöntemle Kürt halkına, “Bakın, siz dediklerimizi yapmazsanız biz de Önderliğinizi kimseyle görüştürmeyiz” mesajı verilmeye çalışılıyor. Fakat herkes bilmelidir ki bu halk, geçmişte olduğu gibi Önderliğine sahip çıkacaktır.
NAV-DEM olarak, ülkedeki çalışmalarla eş güdümlü olarak tecrite dair çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar olarak yapmamız gerekenler var.
Bu konuda Avrupa’dan başlayan bir imza kampanyası düzenlenmiş, 10 milyon imza toplanmıştı… Bu kampanya hedefine ulaştı mı?
10 milyon imza çok önemli. 10 milyon insan, Öcalan’ın tecrit altında kalmasından yana değil. 10 milyon insan, Öcalan’ın halkıyla birlikte özgürce yaşamasını istiyor. Elbette ortaya çıkan bu irade, elimizi güçlendiriyor.
Şimdi, geçmişte yaptığımız çalışmaları, denediğimiz yöntemleri tartışıyoruz; nerede hata yaptığımızı, eksiklerimizi tespit ediyoruz ve edindiğimiz derslerle yeni kampanyalar başlatacağız.
Savaş konseptine direneceğiz
Suruç Katliamı ertesinde boyutlanan bir savaş konsepti var. Erdoğan ve AKP, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine her alanda saldırmayı sürdürüyor. Buna dair siz de eylemler örgütlediniz. Ne planlıyorsunuz?
Evet, özellikle seçimlerden sonra AKP, HDP’nin barajı aşmasını ve Kürtler ile demokrasi güçleri arasındaki birliğin bu düzeye ulaşmasını hazmedemiyor. Kriminalize ederek dağıtmak istiyor. Almanya’daki meclislerimiz de ilk günden bu yana önemli eylemlerle tepkilerini gösteriyor ve katliamları, baskıları teşhir ediyor. Aynen devam edeceğiz. Her yerde AKP’nin antidemokratik uygulamalarına karşı koyacağız. AKP, tam bir darbe mantığıyla hareket ediyor; buna karşı çağrımız elbette topyekün direniştir.
Eylemlerimizde saldırdıkları ruhu da görüyoruz aslında. Suruç’ta yitirdiğimiz gençlerimiz de halkların birliğinin ne kadar somutlandığının göstergesi. Son yaptığımız eylemlere bu birliğe yaraşır bir renklilik, dayanışma hakim oldu. Bundan sonra parçalı duruşa geçit yok. Hep birlikte direnip Erdoğan’ın, AKP’nin hayallerini suya düşüreceğiz.
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ