
BDP’li Amed Belediyesi Eşbaşkan adayları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, Amed halkına sormadan bir çivi bile çakılmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Eşbaşkanlar, “Kimsenin aç ve açıkta kalmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
Tüm Amed çapında önümüzdeki 5 yıl içinde yapılacaklarla ilgili kamuoyuna ilan etmek üzere bir hazırlık içinde olduğunuzu biliyoruz. Taslak halinde olan çalışmanın kesinleştirilerek önümüzdeki günlerde açıklanacağını da duyduk. Bize bazı ipuçları verebilir misiniz? Amed’de önümüzdeki döneme ilişkin öne çıkan projeler ne? Bunları konuşabilir miyiz?
Gültan Kışanak: Size bazı öne çıkan başlıklardan söz edebiliriz. Kesinleşince zaten ilan edeceğiz.
Birincisi, artık Diyarbakır Belediyesi merkezdeki 4 ilçe ile sınırlı bir hizmet alanı değil tüm il sınırlarını kapsayan bir hizmet üretecek. Bu nedenle de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi artık 17 ilçe beledeyisiyle ortak hizmet üretmesi gerekiyor. Köy ve mezralarla birlikte toplam 2000’i aşkın yerleşim birimi var. Eskiden sadece 94 yerleşim birimine hizmet götürüyordu. Eskiden 1500 km kare olan alan şimdi 15 bin km kareye çıktı. O nedenle önümüzdeki dönem bizim temel çalışma alanlarımızdan birisi dış ilçelerimiz olacak. İkincisi, köylerimizle dış ilçelerimizde tarım ve hayvancılığı geliştiren politikaları ön plana alacağız. Çünkü, kenttedeki aşırı göçün, yığılmanın kentte yaşanan işsizliğin istihdam sorunlarının, yoksulluğun nedeni; toplumun üretimden kopması. 90’lı yıllarda yaşanan savaşla birlikte köylerin yakılıp yıkılması ve kapitalizmin tarımı ve hayvancılığı sanayileşmeye kurban eden yaklaşımlarının sonucu olarak şu anda köyler ekonomik birim olmaktan neredeyse çıkmış durumda Bu nedenle biz önümüzdeki dönem köylerde köy ekonomisi oluşturacağız.
Yani köyler yeniden ekonomik birim haline gelecek...
Evet. Ekonomik birim haline getirmek, tarım ve hayvancılığı güçlendirmek, boşaltılmış harap olmuş köylerimizi imar etmek, insanların yeniden oralara dönmesinin koşullarını imkanlarını yaratmak, bu da öncelikli çalışma alanlarımızdan birisi olacak. Biz alternatif ekonomik modeller geliştirmeye çalışıyoruz. Bunu da şehirden çok köyde daha kolay hayata geçirebileceğimizi düşünüyoruz. Köyde yaşayan insanlarımız imeceye, ortak hareket etmeye, ortak üretim yapmaya daha yatkınlar, kolaylıkla köylerde kooperatifçiliği geliştirebiliriz.
Buraya kadar anlatılandan öncelikle bütün köylerin yeniden ekonomik birim haline geleceği, bütün ilçelerin de merkezdeki 4 ilçe gibi olacağı anlaşılıyor. Sizin bunlara ekleyeceğiniz var mı?
Fırat Anlı: Şimdi şöyle ikiye ayırmak gerekiyor. 1- Diyarbakır şehir merkezi dediğimiz alanda, resmi rakamlara göre 1 milyon insan yaşıyor. 600 bin kişi dış ilçe ve köylerde yaşıyor. Dış ilçelerde ve köylerde büyük bir beklenti var. İşte “biz Büyükşehir’in şemsiyesi altına girdik, bundan sonra yolumuz, suyumuz, kanalizasyonumuz, parklarımız, kadın merkezlerimiz olacak.” Çünkü, Diyarbakır’a geldiklerinde bunları görüyorlar ve kendileri için de istiyorlar. Bu çok iyi bir şey, bir düzeyi gösteriyor. Kent merkezinde yaşayanlar da daha rahat, daha sakin, daha huzurlu bir şehir istiyor.
75 km bisiklet yolu ve raylı sistem
Anlı: Böyle olduğu için de 1 milyonluk şehirde biz her gün sanki İstanbul’da karşıya geçip geri geliyormuş gibi bir trafiğin içindeyiz. Mutlak alternatif ulaşım mekanizması kurmak lazım. Hafif raylı sistem gibi. Bu artık Diyarbakır açısından kaçınılmazdır. Metro Diyarbakır için gerçekçi değil. Çünkü Diyarbakır’ın altı olduğu gibi bazal, onun kırılması çok çok maliyetli. Ancak buna karşın Diyarbakır düzlük bir şehir. O nedenle 75 km bisiklet yolu yapacağız. Bisiklet yolları ve yaya yolları bu akstaki trafiğin akması için de şart.
Turizm cenneti olacak
Bir diğer nokta burada ciddi bir turizm potansiyeli var. Bunun değerlendirilmesi lazım. Yani hem inanç, hem kültür, hem de tarih turizmine yönelik çok ciddi bir hazinesi olan bir şehir Diyarbakır. Karacadağ bir hazinedir. Kent maalesef 1. sınıf tarımsal arazi üzerine genişlemeye devam ediyor. Biz buna dur diyeceğiz. Bundan sonra 1. sınıf tarım arazilerinin imara açılmasının engellenmesi için gerekli çalışmaları yapacağız. Halk Meclisleri’nin en önemli gündemlerinden biri de bu olacak. Örneğin Çermik sıcak su şifalı su diyarı ama ciddi bir tane tesis yok. Ergani-Çayönü Hilal Mağraları şuana kadar Göbekli Tepe ile birlikte bulunmuş en eski yerleşim yeri 12 bin yıllık bir yerleşim yeri buğdayın tarımın başladığı hayvanların evcilleştirildiği bir yer. Silvan’daki Hasuni mağaraları yine öyle. Elbette Amed surlarını söylemeye bile gerek yok. Tek tek ilçeleri saysak sayfalarca tutar. Bu bakımlardan Diyarbakır muazzam zengin bir diyar. Bunu değerlendirmek lazım.
Kimse aç açık uyumayacak
Bir diğer boyut, insanlarımız sağlıklı olmayan koşullarda yaşıyor. Savaşın etkileri, kentsel dönüşüm yoksulluk gibi nedenlerden bu böyle. TOKİ’nin yaptığı gibi bir kentsel dönüşüme karşıyız. Biz yerinde dönüşüm istiyoruz ve böyle uygulayacağız. İnsanlarımız tapulu bir evde, içme suyu kanalizasyonu, sosyal donatıları, eğitim merkezleri, kadın merkezleri olan bir yeni kentsel yaşam alanlarına kavuşturulması lazım. Bu da bizim temel çalışma alanlarımızdan biri olacak. Tabi en önemli boyutu şu, belediye kimsesi olmayanın kimsesidir. Ve bu şehirde bir tek kişinin aç uyumasına izin vermeyeceğiz. Bir insanın bile açıkta kalmasına izin vermeyeceğiz. Dayanışma ağlarını genişleteceğiz. Elimizdeki iki kazağımızdan birisini insanımızla paylaşacağız. Bu şehir bunu peşmergelere, Rojavalılara yaptı.
Ve şunu yapmaya çalışacağız. Bağdat, Tahran, Şam, Erivan, Ankara, Ramallah, Beyrut... Diyarbakır bunlarla çok güçlü bağları ve paylaşımı olan bir şehirdir. Bütün dünyadaki ulus ötesi devrimci hareketlerle mazlumlarla başka bir dünya mümkün olduğuna inananlarla küreselleşmeye karşı küresel çapta direnenlerle hep birbirimizden haberdar olacağız, birbirimize güç vereceğiz katkı sunacağız.
Ekolojik enerji kullanacağız
Kışanak: Ben bir iki bir şey daha ekleyeyim. Biz temiz yenilenebilir enerji konusunda da kesinlikle kararlıyız. Bu önümüzdeki 5 yıllık dönem içerisinde bu kente temiz enerji gelecek.
Sömürgeci zihniyetin bir uzantısı olarak madde bağımlılığı teşvik ediliyor, organize edilip önü açılıyor. Biz buna karşı büyük bir kampanyayla seferberlik ruhuyla karşı duracağız. Daha işin başındayız biz şimdi bu işe ciddi eğilirsek bunu ortadan kaldırabiliriz. Genel olarak sosyal politikalar ama özel olarak bu madde bağımlılığına karşı kampanyayı ön plana alacağız.
Eşbaşkanlık sinerji yaratacak
Diğer taraftan kadınlara yönelik olarak şöyle diyoruz. Toplumun yarısı kadın, Amed’in de yarısı kadın. Kadınlar artık kendi güçlerini kendi imkanlarını bu toplumsal inşa sürecine katmak istiyorlar. Bu nedenle de kadınların seçim sloganı, “Özgür Kadınla Demokratik Ulusa” bizim sloganımız budur. Kadın özgürleşirse irade haline gelirse demokratik ulus inşası daha kolay olacaktır. Diyarbakır’da 18’e 0. Diğer partilerin bir tane kadın adayı yok.
Eşbaşkanlık yasalarda yer almıyor. Bu mekanizma nasıl işleyecek. Nasıl olacak bu biraz anlatabilir misiniz?
Bu konuda aslında başarılı bir örneğimiz var. Biz siyasi partide uygularken de yasal bir zemini yoktu. Yasal olarak eşbaşkan seçilemiyordu. Ama biz kongrelerimizde listeyi sunarken kadın arkadaşımızı da eşbaşkan olarak delegenin huzuruna çıkarıyorduk. Delegeler bu durumu bilerek oylarını kullanıyordu. Yani eşbaşkanlık meşruiyetini halktan alıyordu.
Anlı: Halk çabuk benimsedi 1 ayı aşkındır sahadayız. Hiçbir yerde bir tepki olmadı. İlk başta hani “nasıl olur nasıl uygulanır” diye soru işaretleri oluşsa da bu 1 hafta bile sürmedi.
Kışanak: Tam tersine halkımız şimdi diyor ki iki tane başkan var daha kolay ulaşacağız onlara diye düşünüyor. Daha çok tartışacağız daha çok konuşabileceğiz diye bakıyor.
Anlı: Bize bununla ilgili bir dernek başkanı Saidi Nursi’nin bir sözüyle destek çıktı. “1 ile 1 yan yana geldiğinde 2 etmez 11 eder” dedi. Yani buradan doğacak sinerjiyi kastederek bunu söylüyor. Durum da bu zaten.
Bin genç on bin ağaç
G. Kışanak: Gençlerin çok önerileri oldu. Biz onların hepsini tek tek not aldık. Ekolojiyle ilgili öneri getirenler, ağaçlandırmayla ilgili öneri getirenler, işte bu güneş enerjisi ve sulamayla tarım arazilerinin daha verimli hale getirilmesi konusunda öneri getirenler bütün bu arkadaşlarımızı bir araya getireceğiz ve önümüzdeki dönem Kent Ormanı ile ilgili sorun en öncelikli çalışmalarımızdan birisi bu olacak. Biz birkaç yıl içerisinde Kent Ormanı’nı binlerce ağaçla donatacağız. Ben aslında Genç Amed toplantısında söyleyecektim ama söyleyemedim şimdi söyleyeyim gençler de buradan duysun. İlk etapta “1000 genç 10 bin ağaç” diyerek kampa kampanyayı başlatacağız.
Ölümüne direniriz
F. Anlı: 5 bin dönüm TOKİ’nin elinde arsa varsa Büyük Şehir Belediyesi’nin 5 dönüm. Hewsel’i talan edeceğiz diyorlar. Hewsel’e çadırları kuracağız. Hewsel Bahçeleri’nin bulunduğu alan “Konut rezevr alanı” olarak ilan edilmiş buna izin vermeyiz. Eski stadyumun olduğu alan, Kent Ormanı’nın bulunduğu alan ve Dicle Vadisi de aynı şekilde. Konut yapmaya kalkarlarsa buraları işgal ederiz. Örneğin Kent Ormanı alanını ihaleye çıkardılar. Amed halkı öyle bir tepki gösterdi ki ihaleye kimse giremedi. Aynı şekilde şimdi de Dicle Vadisi’ni ihale edeceğiz diyorlar ölümüne direniriz. Oraların talan edilmesine izin vermeyiz. Bizim onaylamadığımız hiçbir projeyi uygulatmayacağız.
Özyönetimle özgür kimliğe
Amed’in Dicle İlçesine adımımızı atar atmaz, tuhaf bir enformasyon alıyoruz: Bir gün önce BDP’nin Kaymakamlık lojman binasına yakın yere üçgen biçimli seçim bayraklarının asılması Kaymakamlık tarafından önlenmiş, biz oraya ayak bastığımız sırada ise, Dilce Kaymakamlık lojman binasına AKP bayrağının çekilmiş olduğunu gördük.
Yolda rastladığımız ilk Dicleliliye soruyoruz: Dicle kaymakamı neden AKP bayrağını resmi binaya çekiyor.
“Çünkü diyor Dicleli yaşlı yurttaş, o gördüğünüz Kürdistan’daki devlet bayrağıdır, Kaymakam da devletin kendisidir, o nedenle AKP bayrağını çekmiştir...”
Bu açıklama, “öz yönetimle özgür kimliğe” sloganının tam bir açıklaması oluyor. Eğer şu valiler ve kaymakamlar demokratik özerk Kürdistan’da “seçimle” gelecek olsalardı, halkın iradesine karşı hiç bir bayrağı kamu binalarında sallandıramazlardı. O zaman bütün kamu binalarında “ortak kırmızı beyaz ayyıldızlı bayrak” ile, demokratik özerkliğin ve Kürdistan halk kimliğinin “kırmızı yeşil sarı” bayrağı birlikte ve nazlı nazlı sallanırdı. Dinleyenler “inşallah” diyorlar...
Üçü bir yerde...
“Kuyumculuk terimi gibi bir şey” demeyin. Şu anda Kürdistan’ın pek çok kentinde “Belediye” denince akla “üçü bir yerde” terimi geliyor. Bu durum hiç bir parti için söylenemiyor. Bir tek BDP’li belediyeler söz konusu olduğu zaman dile geliyor.
Uzatmayalım: Üçü bir yerde demek, “şimdiki belediye başkanı” ile, bu seçimde aynı belediyenin başına geçecek olan “birisi erkek”, “diğeri kadın” olan “iki eşbaşkan”ın “birlikteliği” demek.
Bu seçimlerde birçok belediyede görev değişimi yaşanacak. “Görev değişimi” AKP’de olsun, CHP’de olsun, başka partilerde olsun, o partileri temllerinden sarsıyor. Şimdi belediye başkanı olup da yeniden aday gösterilmeyenler partilerine karşı isyan bayrağını açıyor, onların taraftarları kitleler halinde partilerinden istifa ediyor, baskınlar, kavgalar gırla gidiyor.
Neden? Çünkü bu partilerin Belediye Başkanları için “makam” demek, “rant” demek. Yalnız kendi nefsi için değil, kendi taraftarları için “yağma” demek. Öyle olunca “rant kapısı kapanan” başkan ile avanesi dün kendisini o rantın göbeğine oturtanları topa tutuyor.
BDP’de ise durum tam da “üçü bir arada” durumu... Biz başından beri bu “üçü bir arada” durumunu yansıtmak için çalmadık kapı bırakmadık. Ama, ne yaptıysak, bugünkü belediye başkanı ile seçimden sonra belediye başkanı olacakları bir türlü “bir arada” yakalayamadık. Onlar da AKP’liler ve CHP’liler gibi “kavgalı” olduğundan değil, “eskiler” yenilerin başarısı için, “yeniler” eskinin devrettiği hizmetleri daha yüksek bir aşamaya çıkarmak için “üç bir tarafa” dağıldıkları için.
“Başarısızlığımıza” Dicle’de son verdik ve “üçünü bir arada” yakaladık. Geçen seçimde görev başına gelen Mustafa Uyguner ile, bu seçimden sonra görevi devralacak olan Abdülsamet Bilgin ve Fevziye Arukan’la Seçim Bürosu’nda bir araya gelebildik. Eğer bir saat sonra gelseymişik, onlar da “üç tarafa” dağılacaklarmış.
Belediye Başkanı’na soruyoruz: “Bu eşbaşkanlara enkaz mı bırakıyorsunuz?”
Başkan gülüyor. “Enkaz değil, temelleri atılmış, duvarları çatılmış bir inşaat bırakıyoruz, böyle bir inşaatı devralmıştık, katları çıktık, şimdi de iki eşbaşkan inşaatı devam ettirecekler...”
Çok güzel bir benzetme diyoruz.
“İnşaatı tamamlayacak mısınız?”
Tamamlamayacaklar. Çünkü Kürdistan’ın inşaası muazzam bir süreç... Düşünün, “demokratik ulusun inşaasını“...Kimbilir kaç aşamalı bir süreç? Sonra “demokratik ulus” temelinde “Demokratik Özerklik”… Ya da “öz yönetimle özgür kimliğe” yürüyüş... Kuzey’in “suyu”, Güney’in ve Rojava’nın petrolü, Doğu’nun büyük Mahabat kültürü sayesinde Ortadoğu’da Ortak Evi kurmak...
Daha önce bir Dicleli’ye sormuştuk: Nasıl kamyoncular “ömür biter yol bitmez” derlerse, Kürdistan ve Ortadoğu Konfederalizmi de öyle... Bu inşaatta her koyduğumuz taş, bir başka taş daha koymayı getirecek... Gelişmenin sonu yok... İbadet sayesinde Cennete, mücadele sayesinde özgürlüğe yürüyüş bitmez tükenmez heyecanlı bir yürüyüş... Allah dizimize derman, gözümüze fer, aklımıza bilinç ve kalbimize inanç ve cesaret versin...
Amin...
Dicle “kötü ruhları” çoktan kovmuş. Tarihin iyi ruhlarıyla, zamanın devrimci ruhlarını şimdi yaşayan kuşakların ruhunda sentez haline getirmiş. Bu ilçe Şeyh Sait Hazretlerinin kuşağından gelen insanların ilçesi. Kuşaktan kuşağa Şeyh Sait’in torunları ilçeyi, sömürgeci zorbalığa rağmen başkalarının yönetmesine bırakmamış. Bu ilçede devlet bir yanda kalmış, yerel yönetim öte yanda olmuş. Ve sonunda Şeyh Sait ayaklanmasının geleneği ile 29’uncu isyanın demokratik gelenekleri tek bir potada sentezleşmiş. Evlerde Şeyh Sait posterleriyle “Serok”un posterleri yanyana...
Şeyh Sait’in torunu Abdülsamet Bilgin’le konuşuyoruz. Onun anlattıklarından anlıyoruz ki, Dicle, “demokratik ulus ile Kürt ulusal birliği” düşüncesini ahenkli bir hale getirme yolunda kararlı. Demokratik Ulus paradigmasının en büyük boyutlarından birisi olan “eşbaşkanlık” Dicle halkı tarafından benimsenmiş. Yerel yönetimlerin yarısında “kadının” varlığı, her türlü ayrımcılığa, milliyetçiliğe ve dini bağnazlığa karşı müthiş bir engel oluşturacak. Dicle bu bilinçle adım adım tanışıyor.
Şeyh Abdürrahim ve Seyit Rıza
Dicle halkının tarihi, aynı zamanda şimdi büyük bir devrim süreci yaşayan Rojava’yla iç içe...
BDP adayı Bilgin’in dedesi Şeyh Abdürrahim Şeyh Said’in küçük kardeşi. Ayaklanmada askeri kanadın komutanı. Şeyh Sait serhıldanı yenilgiye uğradıktan sonra, Ergani-Maden kırsalında Şeyh Abdürrahim tam 7 yıl “gerilla” olarak savaşmış. 1933 yılında Rojava’ya geçmiş. Sonra?...
Sonra bu Nakşi ailenin Şafi mezhebinden Şeyhi, büyük Alevi isyancı Seyit Rıza’nın “yardımına koşmak” üzere Rojava’dan 18 kişilik bir grupla birlikte Türkiye’ye girmiş.
Sonra, Kürdün en büyük düşmanı harekete geçmiş. “İçeriden ihanet...” Ve Şeyh Abdürrahim ve 16 arkadaşı Seyit Rıza’nın yardımına yetişemeden orada şehit düşmüş.
Eğer bu “şafi islami, Kürdistani” grup Dêrsim isyanında Alevi Kürdistani güçlerle birlikte savaşma imkanı bulsaydı, “demokratik ulus” paradigmasının bir önemli halkası daha o günden gerçeğe dönüşmüş olacaktı; “mezhepler arasında birlik” Kürt ulusal demokratik birliğini güçlendirecekti.
Bu görev, Öcalan’ın başında bulunduğu harekete düştü. Şimdi Yerel Seçimlere katılan BDP bu tarihi eğilimi adım adım güçlendiriyor... Bu defa “silahsız yolda” “Alevi ve Sünni, laik ve mütedeyyin” adaylar Kürdistan halkının hizmet mücadelesinde omuz omuza çalışıyor. YARIN: * Yenişehir, Bağlar ve Genç Amed toplantısı...
OÐUZ ENDER BİRİNCİ/VEYSİ SARISÖZEN