Görünen o ki, yeni sürecin yaşanan bazı sancıları var. Bunları irdelemek ve eleştirmek gerekiyor. Çünkü demokratik çözüm sürecinin başarısı yanlış anlayışları eleştirip aşmakla ancak mümkün olur.

Öncelikle kendilerine ulusalcı denen CHP ve MHP’nin gösterdiği karşıtlık ve oluşturduğu engelden söz etmek lazım. Bunlar “Biz sürece katılmıyoruz” diyorlar, fakat duruşları bununla sınırlı kalmıyor. Söz ve eylemleri demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü önünde çok ciddi engel oluşturuyor.
Bu konuda MHP için söylenecek çok fazla söz yok. Aşırı milliyetçi ideolojik-politik çizgisi zaten biliniyor. Bu nedenle demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüne karşıt olması anlaşılırdır.
Fakat CHP’nin MHP çizgisinde gösterdiği tavır herkesçe anlaşılır ve kabul edilir değil. Aslında CHP milliyetçiliğinin de MHP’ninkinin ikiz kardeşi olduğu tarihsel olarak biliniyor. Hatta mevcut sorunlara yol açan sistemin ve rejimin kurucusu olması CHP gerçeğini daha anlaşılır kılıyor.
Kuşkusuz bu durumu herkes biliyor. Fakat CHP’nin böyle kalmasını insanlar kabul etmiyor. İstiyorlar ki, geçen tarihi süreç içinde CHP değişmiş olsun. İlan etmiş olduğu “Sol ve sosyal demokrat parti” pratikte hayat bulsun. Kendisi Kürt ve Alevi olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı ile CHP aşırı milliyetçiliği aşsın!
Ancak pratik böyle olmadığını gösteriyor. CHP’nin bugünkü politik çizgisine sol ve sosyal demokrat demek mümkün değil. Tümüyle MHP çizgisiyle örtüşüyor. Kurulduğu süreçteki CHP’nin olduğu gibi devam ettiği, ne kadar solculuktan dem vurulsa da CHP’nin hiç değişmemiş olduğu ortaya çıkıyor.
Yine Kemal Kılıçdaroğlu kişiliğinin Kürtlük ve Alevilikle hiçbir bağının olmadığı görülüyor. Başbakan’ın sevdiği deyimle kökeni öyle olabilir. Fakat bugünkü söz ve davranışlarının his ve yaşamda K.Kılıçdaroğlu’nun bu kökenden tümden kopmuş olduğunu gösteriyor.
Kemal Kılıçdaroğlu kişiliği yıllardır yürütülen Kürt ve Alevi asimilasyonun ne kadar etkili olduğunun açık kanıtı oluyor. Tam bir asimilados. Kraldan daha kralcı davranıyor. En başta da yazmıştık, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi aslında tam bir talihsizlikti. AKP ve Tayyip Erdoğan’ı güçlendirme operasyonunun etkili bir parçasıydı. Böyle olduğunu artık herkes görüyor ve kabul ediyor. AKP, Kılıçdaroğlu’nun koltuk değnekliğinde zayıflamadan yürüyor.
Bunlarla birlikte AKP politikalarının yeni süreçte yarattığı sancılar da var. AKP’nin ağırdan aldığı ve sürece göstermelik yaklaştığı ifade ediliyor. Demokratikleşme adımlarını hep ertelediği ve geciktirdiği, içini boşaltmaya çalıştığı belirtiliyor. AKP’nin üslûp ve davranışlarında ciddi değişikliğin olmadığını söyleyenler bile var. Kandil’de yaptıkları açıklamalarda PKK yöneticileri de bundan rahatsız olduklarını ifade ediyorlar.
Bu belirtilenlerden “AKP sürece ciddi yaklaşmıyor” sonucu çıkartılabilir mi? Kuşkusuz tam böyle söylemek için henüz erken. Fakat birçok çevrede ciddi kuşkuların var olduğu da bir gerçek. Bu da yeni çözüm sürecinin ciddi sancılarından biri oluyor. Dolayısıyla AKP’nin bu tür eğilim ve tutumlarını sürekli eleştirmek gerekiyor.
Bunlar dışında “Süreci sabote etmeye dönük” olduğu söylenen birçok olay yaşanmış durumda. En başta 9 Ocak Paris Katliamı yaşandı. Devrimci üç Kürt kadını güpegündüz Paris’in göbeğinde katledildi. Olayın üzerinden dörtbuçuk ay geçmiş olmasına rağmen Fransa yönetiminin yaptığı ciddi bir aydınlatıcı açıklama yok. Bu da Fransa ve müttefiklerinin süreç karşısındaki sancı yaratan tutumlarını oluşturuyor.
Sürecin başında Paris Katliamı varken, geldiği en son noktada da Reyhanlı Katliamı var. Onlarca insan vahşice öldürüldü ve yaralandı. Olayın arkasında Suriye yönetiminin olduğu ve bazı örgütlere yaptırıldığı ifade edildi. Ancak henüz tam bir netlik oluşmuş değil. Bu da önemli bir sancı durumudur. Bu tür olaylar önlenemezse demokratik çözüm sürecinin başarıyla yürümesi zordur.
Yine Dicle Üniversitesi olaylarından Rojava’da yaşananlara kadar uzanan bir dizi olaylar zinciri söz konusu. Örneğin, son haftalarda Suriye savaşı Halep’te rejim ile Kürtler arasında yoğunlaştı. Yüzbinlerce Kürdün Halep’ten göç ettirildiği belirtiliyor. En son olarak da KDP-PYD sınır gerginliği ortaya çıkmış ve Başur-Rojava sınırı KDP tarafından kapatılmış bulunuyor. Başur’daki KDP Yönetimi Rojava’daki PYD Yönetimini açıkça tehdit edip üzerinde baskı uyguluyor.
Bu olayların birbiriyle ne bağı var, yerler ve yapanları çok ayrı denebilir. Elbette böyle olduğu açık. Fakat bunların kendi özgünlüklerinde taşıdıkları farklılıkla birlikte bir de ortaklıkları var. Ortaklıklarını arkalarında İran’ın olması oluşturuyor. İran bir yandan Hizbullah’ı kullanarak, diğer yandan Rojava’daki çatışmaları yayarak yeni demokratik çözüm sürecini sabote etmek istiyor.
Belliki bu da yeni süreç içinde yaşanan ciddi bir sancı oluyor. CHP, MHP, AKP ve Fransa gibi İran ve KDP’den kaynaklanan engelleri de aşabilmek gerekiyor. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü açık ki ancak böyle gerçekleşebilecek.
Bütün bu karşıtlıkların varlığı ve sürecin sancılı yürümesi, doğal olarak bazı çevrelerde karamsarlık, kaygı, kararsızlık oluşturuyor. Zaten bu tür tutum ve davranışlar da bunun için gösteriliyor. Bu biçimde toplumda kaygı ve kararsızlık yayılmak isteniyor. Bu nedenle, tüm bu tutumlara karşı uyanık olmak ve bunların toplumda yol açtığı karamsarlık, kaygı ve kararsızlığa karşı mücadele etmek gerekiyor. Kuşkusuz böyle bir mücadele de ancak demokratik çözüm sürecini doğru anlama ve kararlı olma temelinde yürütülebilir. Anlam derinliği ve kararlılık ancak bu sürecin başarısını sağlayabilir.
Bu noktada BDP’nin yeni demokratik anayasa hazırlama yerine son günlerde ifade ettiği mini anayasa değişikliği paketi de bu kararlı duruşu kısmen zayıflatan ve muğlaklaştıran bir husus olmaktadır. Halbuki yeni sürecin özünü tam demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü oluşturuyor. PKK de silahlı güçlerini bu amaçla sınır dışına çektiğini her fırsatta ifade ediyor.
Tam demokratikleşme ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü yönünde adımlar atılmazsa bu duruma PKK itiraz etmez mi? Böyle bir durum temel sorunların çözümünü isteyen ve bekleyen geniş toplumsal kesimlerde hayal kırıklığı ve umutsuzluk yaratmaz mı? Demekki tam demokratikleşme ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü konusunda net ve kararlı olmak gerekiyor. Bunun anayasal düzeyde gerçekleşmesi de her şeyin başında geliyor.
Peki sürece böyle olumlu yaklaşım örneği hiç yok mu? Olmaz olur mu? İşte Ankara’da yapılan Türkiye Demokrasi Konferansı! Diyarbakır’da hazırlıkları yapılan Kürt Birliği ve Dayanışması Konferansı! Bunlar süreci derin anlamanın ve kararlı yürütmenin en somut örneği oluyor. Tüm Türkiye toplumunda yeni bir ufuk ve umut oluşturmuş bulunuyor.
Açıkki Demokrasi Konferansının kararlarını etkin bir biçimde hayata geçirmek ve bu platformu sürekli kılmak gerekiyor. En azından demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü sağlanana kadar. Hatta bir Demokrasi Meclisi olarak sürekli bile kılınabilir. Yine demokrasi konferansı gibi süreci geliştirecek pratik adımları çoğaltmak gerekir.
Belliki yeni süreçte sancılar kadar olumlu adımlar da var. Sancıların yarattığı karamsarlığı olumlu adımların ortaya çıkardığı umut ve kararlılık yıkıyor. Başarı için çok daha umutlu ve kararlı olmak ve olumlu pratik adımları peş peşe atabilmek gerekiyor!..