Dicle Üniversitesi’nde Hizbullah, polis desteği ile Yurtsever öğrencilere saldırdı. Hizbullah’ı anımsayalım; “Hizbullah” kelimesi, Allah’ın yolu, taraftarları, Allah’ın safında yer alanlar, Allah’ın partisi gibi anlamlar taşımakta olup, “Hizb” ve “Allah” kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Hizbullah, örgütsel anlamda Allah adına, İslam uğruna gruplaşma olarak da ifade edilmektedir. Örgüt mensupları, kendilerini Allah’ın askerleri olarak da tanımlamaktadırlar.”

Hizbullah’i örgütlerini, diğer ideolojik örgütlenmelerden farklı kılan dini temeller üzerinden şekillendiğidir. Hem İslamcı- cemaatçi hem de siyasi yanı vardır. 12 Eylül’ün en iyi beslediği örgütlerden biridir. Kuruluşundan 1990‘a kadar kendi ifadeleriyle; “Kürdistan’da cemaatleşme, tebliğ, davet ve eğitim” dönemi geçirmiş, örgütlenme, kadro yetiştirme ve etki alanını genişletmekle uğraşmıştır. Kurucu kadroları Kürtlerden oluşmaktadır.
Doksanlı yıllar Kürtler açısından zor yıllardı, acı, kan gözyaşı. Sürgünler katliamlar, faili meçhuller. Bütün bunlar Hizbullah ve JİTEM işbirliği ile gerçekleşiyordu. Hizbullah bu işbirliğini gizlese de, uzun yıllar JİTEM içersinde üst düzey görevlerde bulunan, katillerin itiraflarından bunu görmek mümküdür.
Ve yine o dönem. Eski MİT Müsteşarı olan Teoman Koman’ın, Hizbullah’ı: “PKK’nın baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar” diyerek meşrulaştırmasından… Yine Olağanüstü Hal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun Zaman gazetesine JİTEM ve MİT’in Hizbullah’la 90’lı yıllarda istihbarat paylaştığını itiraf etmesinden. Hem de açıkça itiraf etmesinden anlıyoruz.
Evet, Hizbullah’ın kurucu kadroları Kürtlerden oluşmasına karşın, devletle el –ele Kürtlere karşı savaşmışlardır. Çığırından çıkan Hizbullahla işi biten devlet, önce liderlerini öldürmüş,  kalanları yakalamış, örgütü deşifre ederek işbirliğini örtbas etmeye çalışmıştır. İşte o dönemde mezar evler, domuz bağı ile adam öldürmeler gündeme gelmiştir. Cezaevlerine konulan Hizbullahçılar afla yeniden ortaya çıkmış yurt dışına gittiler şu bu derken şimdi Dicle Üniversitesi’nde yeniden boy göstermişlerdir. Hem de polis desteğiyle, yapılan saldırıyı, yandaş medya kanalıyla sıradan bir öğrenci çatışması gibi sunarak.
‘Diyarbakır Dicle Üniversite’sinde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan sıradan bir öğrenci çatışması‘ diye duyurulan habere inanabilirdik. Ancak havadan biber gazı desteği ile, tekbir sesleri, bıçak, satır vs ile saldırıya geçenleri görünce ve de bu saldırganların öğrenci değil, bürokrasinin nimetlerinden yararlanan, polisle el ele verenlerin “Hizbullah” örgütünden oldukları ve çözüm sürecinde ben de buradayım mesaji verdikleri anlaşılmasaydı. Üstelik ele başılarının Hizbullah’ın yasal parti üyeleri olduğu da gelen haberler arasında olmasaydı
Sonuçta yıllar hiçbir şeyi değiştirmemiş, dün JİTEM, Hizbullah el eleydi bugün polis (hadi YÖK demeyelim) Hizbullah… Üstelik, bu saldırılar sadece Dicle Üniversite’sinde gerçekleşmemiş, kendilerine Müslüman Gençlik diyen Hizbullahçılar, İstanbul Üniversitesi’nde de Yurtsever öğrencilere saldırmışlardır.
Erdoğan’ın “bu ülkede hala derin devlet var ve görevine devam ediyor” demesi, İktidarın, derin devletle iç içe olmadığı anlamına gelmez. Hizbullah’a destek veren vekillerin varlığını da gizleyemez. Biliniyor ki! Bu söylem halkın gözünde meşruiyet kazanma çabasında başka bir şey değildir. Hizbullah’ın hem örgütleyicisi hem de aklayıcısı oldukları gerçeğini de göz ardı edemez. Allah’ın askerleri olduklarını her vesile ile tekrarlayanların kime yakın kiminle işbirliği içinde olduklarını iktidara bakarak anlamak mümkün. Bunlar, sadece Kürtlere değil demokrasi yanlılarının da düşmanıdırlar. Erdoğan çözümde kararlılığını “baldıran zehiri de olsa içeceğiz” diye açıkladığı çözümde ısrarlıysa, Bu süreçte kararlılığın ilk göstergesi, ilk sınavı Dicle Üniversitesi olacaktır. Bu tutumu devlet-polis-Hizbullah işbirliğini de boşa çıkaracaktır.