Cemal Kobanê ve Ömer Bağdur Almanya’nın Kassel kentinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemlerinin 49. gününde. Rojava’da birçok cephede mücadele eden ve ardından Almanya’ya gelen Cemal Kobanê, "Eylemimizi sürdüreceğiz. Kararlıyız ve irademiz ile Başkanımızı özgürleştireceğiz" dedi.

YILMAZ ROJ/KASSEL

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a uygulanan ağırlaştırılmış tecride karşı Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve başta cezaevleri olmak üzere birçok merkeze yayılan açlık grevi eylemine Kassel'den ses veren 2 yurtsever devrimci Cemal Kobanê ve Ömer Bağdur süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemlerinin 49. günündeler. Dönüşümlü başladıkları açlık grevini süresize çeviren Cemal Kobanê ve Ömer Bağdur'un eşleri de, eylemi desteklediklerini ve sonuna kadar eşlerinin yanlarında olacaklarını dile getiriyor.

Cemal Kobanê (39), isminden anlaşılacağı üzere Rojava'nın Kobanê kentinde dünyaya geliyor. Kobanê'den Qamişlo'ya, oradan da Minbic'e göç eden Cemal Kobanê, çatışmaların başladığı 2011 yılına kadar Minbic'de ikamet ediyor. DAİŞ'e esir düşen Kobanê, tünel kazarak kaçıyor. Günlerce dağlarda ve çöllerde kalan Kobanê, tekrar görev yerine ulaşıyor. DAİŞ'e karşı savaşta en önde yer alan isimlerden Ebu Leyla ile birlikte savaştıklarını da belirten Kobanê, bir anlık öfkeyle Avrupa'ya çıkma kararı aldığını söylüyor. 29 Ocak’ta başladığı dönüşümlü açlık grevini 5 Şubat’ta süresize çeviren Cemal Kobanê’den dinliyoruz hikayesini.

'Kendimi bildim bileli PKK’yi tanıyorum'

"Adım Cemal Kobanê. 1 Ağustos 1980 yılında Kobanê'ye bağlı Kunci Köyünde dünyaya geldim. Çok fakir bir aileden geliyorum. 8 erkek, 4 kız toplam 12 kardeşin ortancısıyım. Sadece 2 yıl okul okuyabildim. Okullar bizden uzaktı, fakir olduğumuzdan mecburen ailemize ekonomik işlerde yardımcı olmamız gerekiyordu. Qamişlo taraflarına pamuk toplamaya gidiyorduk. Sadece pamuk değil ama en çok pamuk toplardık. Sonradan ailece Minbic'e taşındık, orada yaşamaya devam ettik. Kendimi bildim bileli PKK’yi tanıyorum, ailemiz bize PKK’yi anlatırdı. Onun için ulusal kurtuluş mücadelesini iyi tanıyorum. Anne ve babam bize sürekli Serok Apo'nun Kürtlerin tek kuruluşu olduğunu ve şehitleri anlatırdı. Sadece küçük ailemiz değil, tüm aşiretimiz mücadeleyi tanıyor ve destekliyor.

1997'de Minbic'e yerleştik. Minbic, Arap şehriydi ama orada yaşamaya devam ettik. Küçük yaşlarda inşaatlarda çalışmaya başladım. Uzun süre briket fabrikasında çalıştım. Zamanla orayı tanıdıktan sonra taksicilik yaptım, kış aylarında evlere mazot dağıttım. 2000 yılında Suriye rejimi için iki buçuk yıl Şam'da askerlik yapmak zorunda kaldım. Askerlikten sonra evlendim. Eşim Arap ve Minbiclidir. Bizimle yaşadığı sürede Kürt kültürünü, dilini öğrendi ve şu an eşim benim kadar Kürtçe konuşabiliyor. Eşim aynı zamanda PYD üyesidir.

Ailemizde 10'dan fazla şehit var

Suriye savaşı başlayıncaya kadar yaşamımız öyle devam etti. 2009'du galiba Halkevi kuruldu Minbic’te. 2011'den itibaren yaşam koşullarımız değişti. YPG oluştu, ben ve 3 kardeşim YPG saflarına katıldık. Artık YPG savaşçıları idik. 2011'in sonunda Til Arab hamlesi vardı, oraya gittik. Halep'te ve sonra Serêkaniyê'de çatışmalara girdim. Kardeşim Mahmut şehit düştü. 15 yıldır Yunanistan'da yaşıyordu. Orada kültür çalışmalarında yer alıyordu. YPG kurulduğu zaman, "Benim artık Yunanistan'da işim kalmadı" dedi ve gelip YPG saflarına katıldı. Minbic’te şehit düştü. Çok şehidimiz oldu. 2011'den bu yana ailemden 10’dan fazla kişi şehit düştü. Sadece aileden değil tüm şehitler bizim şehitlerimizdir. Onların yolundan devam edeceğiz.

Ebu Leyla komutanımızdı

YPG'den sonra Cephed El-Ekrad kuruldu. Ben Halep'te onlarla DAİŞ'e karşı savaştım. Biz orada tabur kurduk, iki kardeşimde aynı saflarda savaşıyordu. Şehit Ebu Leyla da vardı, bizim komutanımızdı. İki kardeşim hala YPG saflarında savaşıyor. Halep'te 9 arkadaş ile esir düştük. 21 gün ellerinde kaldık. Aslında bizi öldüreceklerdi ama arkadaşlarımız onlar ile anlaşmaya gittiler. Esir takası yapıldı ve serbest bırakıldık.

Ondan sonra 3 ay boyunca Halep'te savaştık. Sonra Minbic'e döndük. Biz Minbic'te kaldık ama YPG'nin tüm savaşçıları Kobanê'yê gitti. DAİŞ oluşumu çıktı karşımıza, biz onlarla savaştık.

DAİŞ'e esir düştü

YPG orada yoktu. Ben o zaman örgütlenme çalışmalarını yapıyordum ve ajan olarak DAİŞ'in içine girdim. Onların içinde ama YPG için çalışıyordum, lojistik sağlıyordum. Qamişlo’dan Kobanê'ye lojistik sağlıyordum. DAİŞ'in onlarca kontrol noktasından sorunsuz geçebiliyordum. Yaklaşık bir buçuk yıl DAİŞ'in içinde onlar gibi yaşadım, onların kimliğini kullandım, onlar gibi giyindim, kuşandım. Kobanê'ye, Efrîn'e ve ihtiyaç olan her yere lojistik yardım sağlamaya çalıştım.

Onların içine girmeden önce komutanım, "Bak bu yolun girişi var, çıkışı yok, yakalanırsan seni keserler" dedi. Ben herşeye rağmen şehitleri düşünerek çalıştım. Ancak sonuçta yakalandım, 18 gün DAİŞ'in elinde kaldım. Yaptıkları kontroller sonucu ellerinde birşey olmayınca beni serbest bıraktılar.

Tabuta, tavuk kümesine koydular

Arkadaşlar, "Bundan sonra çok dikkatli olman gerekiyor, seni artık gözetim altına alacaklar" dedi. Ben herşeyi göze aldım ve çalışmalar yapmaya devam ettim. Yaklaşık iki, üç ay sonra tekrar yakalandım. Bir yıla yakın ellerinde esir kaldım. Günlerce ellerim bağlı tavana asılı kaldım, iki gün boyunca tabutun içinde kapalı kaldım. Günlerce tavuk kümesine koydular. Akıla gelecek her türlü işkenceyi yaptılar, çok arkadaş o işkencelerden öldü. Sonuç alamayınca hakkımızda kesme kararı alındı.

Yanımda 5 kişiyi kestiler

Bizi ilk kez kesmeye götürdüklerinde aralarında anlaşamadılar. İkinci defa bizi götürdüklerinde 8 kişiydik. Kırmızı giydirdiler, ellerimizi, ayaklarımızı zincirlediler. Yanımızda 5 kişi kesildi. Sıra bize geldiğinde bir komutanları geldi onları durdurdu. Ondan sonra bize yer değişikliği olacak, dediler. Bizi Minbic’ten Bab'a götürdüler.

Tünel kazarak kaçmayı başardı

Gittiğimiz yerde tünel kazarak, 92 kişi kaçmayı başardık. Onlardan 52'si Kürt, 40'ı Arap'tı. Ben tam bir hafta dağlarda, çöllerde kaldım. Ve bir şekilde Türkiye'ye kadar gittim. Oradan Qamişlo'ya, Qamişlo'dan Kobanê'ye görevimin başına geri döndüm. 2015’te bir arkadaş ile aramızda tartışma çıktı ve ben nasıl oldu bilmiyorum, Türkiye'ye oradan da Avrupa'ya geldim. Bir anlık öfke yüzünden buralara geldim. Çok pişman oldum ama geldim artık. Almanya'da ilk geldiğim yer Kassel'di. Orada bir Kürt ile karşılaştım ve ilk günlerden bu yana Kürt Kültür Merkezine geldim, o günden beri de burdayım. Yaklaşık 4 yıldır üstüme düşeni yapmaya çalışıyorum, kültür çalışmalarında yer alıyorum."

Sonuna kadar devam edeceğiz

Kürtlerin dört parça Kürdistan’da ezildiğini ifade eden Kobanê, "Avrupa’da gerçekten demokrasi vardır diye düşüyorduk ama maalesef burada da bir fark yok. Önderliğimizin üzerindeki tecridi protesto etmek istiyoruz, demokratik haklarımızı kullanmak istiyoruz ama onu da bize yasaklıyorlar. Önderliğimizin fotoğraflarını yasaklıyorlar, ne kadar amblemimiz varsa yasaklıyor Alman devleti" dedi.

Leyla Güven ışık oldu

Tecride karşı bedenini açlığa yatıran HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven için "Bize ışık oldu" diyen Kobanê açlık grevi eylemine nasıl katılma kararı verdiğini ise şöyle anlattı: "Strasbourg’ta başladıktan sonra bizler de bu haklı direnişe ilk başta süreli destek vermek istedik. Dört arkadaş ile süreli açlık grevine başladık. Bir haftamız geçtikten sonra kendi aramızda tartıştık ve ben ile Ömer arkadaş eylemimizi süresize çevirmeye karar verdik. Çünkü gerçekten bu süreçte en uygun eylem şeklidir ve biz de bu eyleme destek vermek için bedenlerimiz ortaya koyduk."

Geç bile başladık

Tecrit kalkana kadar bu direnişin süreceğinin altını çizen Kobanê, "Eylemimizi sürdüreceğiz. Biz kararlıyız ve irademiz ile Başkanımızı özgürleştireceğiz. Bize herşeyi yasaklayabilirler ama yüreğimizdeki Önderlik aşkını ve sesimizi susturamazlar. Belki biz biraz geç başladık. Leyla Güven'in başlattığı eylem şimdi binlere ulaştı ve bu daha da büyüyecek. Başkanımızın üzerindeki tecrit tamamıyla kırılmadan biz eylemimizden vazgeçmeyeceğiz" diyerek ekledi: "Halkımızdan da destek bekliyoruz."

Sonuna kadar destekleyeceğim

Cemal Kobanê'nin eşi Fatma İsa, ilk andan itibaren eşinin yanında. 16 yıldır Cemal Kobanê’yle evli olduğunu aktaran Fatma İsa, "Kürtlerin geliniyim. Önceden tek kelime Kürtçe bilmiyordum, 5 ay içinde öğrendim. Kendimi bir Kürt gibi hissediyorum. Zamanla siyasete girdim, PYD üyesi oldum ve siyaset yapmaya başladım" dedi. Eşi süresiz açlık grevine başlayacağını açıkladığında başta kabullenmekte zorlandığını ifade eden Fatma İsa, "İlk başta süreli başladı, 8 günden sonra da süresiz dönüşümsüz kararı verince kaygılandım ama her şeye rağmen onun yanındayım. Sonuna kadar onu destekleyeceğim" mesajı verdi. Kendisinin de 3 gün açlık grevinde kaldığını ifade eden Fatma İsa, "Ben de süresiz açlık grevine girmek istedim ama 4 çocuğum var. En büyüğü 13 yaşında. Bizden birinin çocuklara bakması gerektiği için ben katılamadım ama sonuna kadar eşimin yanındayım. Her gün aralıksız buradayım. Umarım bu eylem şehadetler olmadan başarıya ulaşır" dedi.


Direnişi borç bilirim

Kassel’deki süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemcilerinden Ömer Bağdur (54) ise Cizreli. 16 yıldır Almanya'da yaşıyor. Uzun yıllardır yaşadığı bölgede siyasal çalışmalar yürüten Bağdur, kendini sürekli olarak halka karşı borçlu hissettiğini belirterek, bu borcu ödemek için açlık grevi eylemini bir fırsat olarak gördüğünü ve bunu değerlendirmek istediğini dile getirdi.

1964 doğumlu olan, 6 kızkardeşi bulunan Bağdur’un ilk eşi Cizre’de öz yönetim direnişleri sürecinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiş. 8 çocuğu ise Cizre’de yaşıyor. Bağdur, kendisi ve açlık grevi direnişiyle ilgili şunları anlatıyor: "Özgürlük hareketini tanımadan önce, esnaflık yapıyordum, kömür ticareti ile uğraşıyorduk. Şırnak köylerinden kömür alıp, satıyorduk. 90'lardan sonra 4 yıl da memurluk yaptım. Uzun zaman Özgürlük Hareketi nedir, bilmiyordum. 1992 yılında babam tutuklandı. Biz de Amed cezaevine gidip gelirken arkadaşlarla tanıştık. Daha sonra ben de çalışma yürütmeye başladım. Deşifre olunca da Maxmur kampına geçmek durumunda kaldım. 2002 yılına kadar da orada kaldım. Sonra Almanya'ya geldim ve yaklaşık 16 yıldır da Almanya'dayım.

Kendimi suçlu görüyorum

Önce bu açlık grevine katılma gücünü kendimde görmedim. 10 gün dayanabileceğimi düşündüm. Sonrasında bir irade, bir güç olduğunu gördüm. Eyleme girme sebebim doğrusu kendimi suçlu görmem nedeniyledir. Benden önce ve benden sonra bu mücadeleye katılan birçok arkadaşım şehit düştü. Ben kendimi suçlu görüyorum. Umarım onların duruşuna layık olabilirim. Tecrit kalkana kadar ne pahasına olursa olsun açlık grevine devam edeceğim. Kürdistan’da birçok yerde, Cizre, Şırnak, Diyarbakır, Gever, Silopi gibi yerlerde uygulanan katliam politikası öfkemi çok büyüttü. O nedenle açlık grevine girmeyi kendime borç olarak görüyorum. Ölürsem başım dik öleyim istiyorum. Şehit olursam, tabutumu mezara dik koysunlar, mezarda ayakta olmak istiyorum."

Tüm direnenleri kutluyorum

Bağdur’un ikinci eşi Emine Bağdur, Rojavalı. "Eşimi ve grevde bulunan tüm arkadaşları kutluyor ve sonuna kadar onları destekliyorum" diyen Emine Bağdur gazetemize şöyle konuştu: "Özelikle Leyla Güven ve zindandaki arkadaşların önünde saygıyla eğiliyorum. Şu an ne desem az. Aslında Ömer Strasbourg'daki eyleme katılmak istemişti. Ama olmadı. Sonra eşim üç arkadaş ile 10 günlük destek amaçlı açlık grevine başladı. Eşim Ömer Bağdur ve Cemal Kobanê 8. günde süresiz dönüşümsüz kararı aldılar. İlk başta benim için zor da olsa kararına saygı duydum. Ben de katılmak istedim ama bazı sorunlardan dolayı katılamadım. Ama eşimin verdiği kararı saygı ile karşılıyorum ve sonuna kadar da destekliyorum. Eşimi günlük olarak burda ziyaret ediyorum ve ona moral veriyorum."