Ama asıl sürpriz, tam o anda başlamıştı. Brando salonda yoktu ve adı anons edildiğinde, onun yerine üstünde Apaçi kıyafeti ve asil adımlarla Sacheen Littlefeather (Küçük Tüy), sahneye doğru yürüdü.


Genç kadın, mikrofonu eline aldı ve gururla bir Apaçi olduğunu söyledikten sonra, şöyle dedi: “Marlon Brando, benden zaman darlığı ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki, kendisi, çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de, günümüz film endüstrisinin ve televizyonlardaki filmlerin Amerikan Yerlilerine yaptıkları ve Wounded Knee’deki katliamdır... Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim.”


Salondan büyük bir alkış koptu o anda ve tabii ki çatal bıçak fırlatılmadıysa da hoşnutsuz mırıldanmalar eklendi buna. Littlefeather’ın o gece engellemeler ve zaman darlığı nedeniyle okuyamadığı ama basına dağıtılan Marlon Brando’nun tarihsel mesajı aynen şöyleydi:


‘Tarih bizi yargılayacaktır’

“200 yıl boyunca toprağı, yaşamı, ailesi ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: ‘İndir silahını arkadaş, gel beraber oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş, barıştan söz ederiz senle, anlaşırız senin hayrına.’

Silahlarını indirdiklerinde ise onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkûm ettik ki, hiçbir zaman sadık kalmadığımız ve adına antlaşma dediğimiz o kâğıtları zorla imzalasınlar. Onları, bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi nasıl yorumlarsanız yorumlayın, ne kadar çarpıtırsanız çarpıtın, biz doğru davranmadık. Ne adil davrandık, ne de dürüst. Çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gasp etme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu. Onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

Fakat bu sapkınlığın ulaşamayacağı bir şey var, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? Bu nasıl bir ahlaki şizofrenidir ki, tüm dünyanın işitmesi için ciğerlerimiz patlayana kadar taahhütlerimizi yerine getirdiğimizi haykırırız da, tarihin tüm sayfaları ve Amerikan Yerlilerinin son 100 yıl boyunca geçirdiği tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam tersini söyler.


Sözümüzü hiç tutmadık

Görülen o ki, bizim ülkemizde ‘komşunu sev’ ilkesi ve bu ilkeye saygı artık işlemez hâle gelmiş ve tüm yaptığımız, ancak ve ancak, dost da olsa düşman da, yeni doğan ülkelerin umutlarını yok edecek şekilde onlara bizim insancıl, uygar olmadığımızı ve sözümüzü tutmadığımızı göstermek olmuştur.

Belki de şu anda kendi kendinize, ‘Hay aksi şimdi bunun Akademi Ödülleri ile ne ilgisi var canım!’ diyorsunuz. ‘Bu kadın burada ne arıyor, hem akşamımızı berbat etti, hem de bizi ilgilendirmeyen konularla yaşamlarımıza girdi, üstelik umurumuzda bile değil. Zamanımızı ve paramızı harcadığı gibi bir de evlerimize istemeden girdi.’

Sanırım bu sorulmamış soruların cevabı, sinema dünyasının da en az diğerleri kadar Yerlileri küçük düşürmekle, onları vahşi, düşmanca ve kötü göstererek karakterleriyle alay etmekle sorumlu olmasında yatıyor. Bu dünya çocukların büyümesi için zaten yeteri kadar zor. Yerli çocuğu televizyon izlerken film de izler ve soyunu filmlerde anlatıldığı gibi görünce o zihinlerin nasıl zedelendiğini bilmemiz mümkün değildir.

Öyle düşünüyorum ki bu ülkede şu anda ödül almak ya da vermek, Amerikan Yerlilerinin durumları önemli oranda düzeltilmediği sürece uygun değildir. Eğer kardeşimizden sorumlu olamıyorsak en azından celladı olmayalım. Bu gece doğrudan sizinle konuşuyor olabilirdim ancak Wounded Knee’ye gidip, ırmaklar aktıkça ve otlar büyüdükçe onursuz kalmaya devam edecek bir barışın kurulmasını engelleyebilmek için elimden gelen yardımı yapmakla daha yararlı olabileceğimi hissettim.

(...)

Bayan Littlefeather’a gösterdiğiniz incelik ve nezâket için teşekkür ederim. Hepinize teşekkür ederim ve iyi geceler dilerim.”

Marlon Brando


Yaralı Diz Katliamı

ABD ordusu, 29 Aralık 1890’da Wounded Knee (Yaralı Diz) Deresi’nde, çoğu kadın ve çocuk en az 153 Kızılderiliyi katletmişti.



M. ENDER ÖNDEŞ