Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri’nde der ki “Sömürgecisine itiraz edemeyen, kardeşine düşman kesilir ve gücünü ona göstermeye çalışır."
Dêralok’ta 6 sivilin Türk savaş uçaklarının bombardımanında hedef gözetilerek katledilmesini protesto etmek için Türk ordusunun Şeladizê’deki üssüne yürüyen halka ateş açılması sonucu 2 sivil daha katledildi. Halihazırda Kürdistan Bölge Hükümeti Başbakanı olan, yeni dönemde Bölge Başkanı olması beklenen Neçirvan Barzani’nin son bir haftada Başûr’da toplam 9 sivilin Türk ordusunca katledilmesine verdiği ibretlik – ancak pek de şaşırtıcı olmayan – tepki şöyle: “Şeladizê’de yaşananlar üzücü. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum. Ancak bir kez daha söylüyorum. Hiçbir şekilde topraklarımızın kullanılarak komşularımızın güvenliğinin tehdit edilmesini kabul etmiyoruz.”
13 yaşındaki bir çocuğun protesto esnasında katledilmesini kınayan tek bir söz yok. Son bir yılda sadece Amêdî’de 23 sivilin katli ile sonuçlanan TC’nin hava saldırılarına karşı tek bir itiraz yok. Bari bununla kalınsaydı, sadece sessiz kalınsaydı Başûr topraklarında da yürütülen TC’nin Kürt soykırım saldırılarına. Ama yok, gerekçelendiriyor: “Maalesef bazı vatandaşlarımız Türk uçaklarının bombardımanı sonucu ölmüş. Fakat nerede ölmüşler? Köylerinde mi? Hayır, PKK’nin bulunduğu bölgede. PKK’nin varlığı buna sebeptir. Bu bombardımana neden olan sebepleri ortadan kaldırmamız gerekiyor.”
Bir Kürt örgütü olan PKK Kürdistan’da olmasaydı bir dış devlet olan Türkiye de saldırmazdı, siviller de ölmezdi. Bu kadar basit yani! Kürt halkının dört parçadaki özgürlüğü için mücadele yürüten PKK gitsin Antarktika’ya, komşu devlet Türkiye ile ilişki bozulmasın. Daha doğrusu Türk devletinin çıkarları zarar görmesin. Mühim olan zaten o. Onun ne istediği. O yüzden Türk ordusunun Sire’deki üssüne yürüyen öfkeli halka ateş açılmasını kınamak ve katledenlerden hesap sormak yerine katilden özür dileniyor. Öfkeli halkın protestosunu değil, TC’nin onlara silahla saldırmasını meşru görüyor veya göstermeye çalışıyor. “Huzuru bozmadan gösteri yapmak elbette haktır ancak biz gösterilen yönünü değiştirip şiddete başvurulmasını kabul etmiyoruz” diyor, gösteriye katılanlara dönük gözaltı operasyonları başlatıyor ama Türk ordusunun Başûr topraklarındaki sürekli hale gelmiş şiddetinden söz etmiyor bile.
Edemez de. Çünkü zaten onun ağzıyla konuşuyor. Bir dış gücün bombardımanları sonucu kendi topraklarında artık koyun otlatamaz, balık tutamaz, bal toplayamaz, kısacası hareket edemez duruma gelen halkın başbakanı olarak konuşmuyor. Onların bir kardeşi olarak da konuşmuyor. Çünkü komşuluk daha mühim.
Komşuluk da komşuluk olsa. Komşusu ona kiracı gözüyle bakıyor. Hatta kapıcı. Ama o buna rağmen komşuyu kardeşe yeğliyor. Oysa komşunun derdi aileyi dağıtmak, parçalamak, böylece güçsüz bırakıp onun evine sahip olmaktır.
Şêladizê halkının ayaklanmasını bir de böyle okumak mümkün: Komşuluk adına işgal eden, katledene karşı kendi evini savunma gösterisinde bulundu. Önce kardeşlik dedi. Komşuluğunsa bir düzeyi olmalı. Yoksa bunun adı komşuluk olmaz. Kürtler bunu anlayamayacak bir halk değil.