Türkiye gibi bir ülke CPT’yi raporlarını açıklamaması konusunda durdurabiliyor. Hem Avrupa hem de Avrupa Konseyinin başkanı utanmalıdır. AP’na Norveç İşçi partisinden geliyor. İşçi partisinden gelen bir insanın Erdoğan’ın tarafında bu şekilde durmaktan utanması lazım.
ERKAN GÜLBAHÇE
AP’da bu yıl 15’incisi düzenlenen Kürt konferansı dört parça Kürdistan’daki bütün sorunların tartışıldığı oturumlarla gerçekleşti. Kürdistan, Avrupa ve Türkiye’den birçok isimin katıldığı konferansı organize eden isimlerden Kariane Westrheim, Kürt sorununun çözümü için Öcalan’ın kilit rolde olduğunu belirterek, PKK’nin ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılmasıyla çözümün de önünün açılacağını belirtti. PKK eğitim sistemine de değinen Westrheim, ‘PKK’nin eğitimle insana önce kendini tanıttığını’ belirtti.
15 yıldır Kürt konferansı düzenlemek bize büyük bir motivasyon sağlıyor. Kürtlerde olan enerji bize de geçiyor. Bu hem bana hem de bizlere büyük bir güç veriyor. Bu bir kişinin yaptığı bir şey değil. Bu birlikte oluşan bir şey. Güven, saygı ve arkadaşlıkla oluşan bir şey. Kürt Sorunu Ortadoğu’yu etkileyen bir sorudur. Bu da haliyle oldukça ilgi topluyor. Burada olmak bu çalışmaları yapmak ve buradaki isimlerle iletişim halinde olmak oldukça önemlidir.
Burada bulunanlar, katılanlar kendileriyle çıkardıkları sonuçları kendileriyle ülkelerine götürüyorlar. Tabi buraya gelen farklı ülkelerden enternasyonal gruplar çok önemli ama aynı zamanda Türkiye’de bunu takip ediyor. Türkiye burada olan her şeyi takip ediyor. Bazı gazetelerde çıkıyor haberler. Tabi PKK konferansı diye geçiyorlar ama onların da izlediğini biliyoruz. Bu konferans hem enternasyonal dostlar için hem de Türkiye de gelen ve Kürdistan’dan gelenler için de önemli. Birçok yönden diyalog gelişiyor ama bir sorun var. O da ağır bir problemi, siyasete doğrudan diyalog çağrısında bulunamıyoruz. Aslında onlar Kürt Sorununun çözümüne kapıyı açmıyorlar. Bu sorun da halen var.
Akademinin bir sorumluluğu var
Bir akademisyen olarak Kürt Sorunu ile ilgili konuşacaksak biraz da aktivist olmamız gerekir. Çünkü akademi bu sorun için bazen kısıtlı kalıyor. Çünkü birçok araştırmacı biraz yüzeysel ve tarafsız kalıyor. Ama benim için önemli olan aslında eğitim konusudur. Mesela PKK’nin eğitim mantığı ve eğitime yaklaşımını Maxmur’da, Gerilla’da bütün harekette görüyoruz. Belli bir eğitim mantalitesi var. Benim için de aslında bu eğitime olan yaklaşımı en önemli şeylerden bir tanesidir. PKK nasıl eğitiyor, nasıl eğitim veriyor anlamında düşünüyorum. Akademi bizim sandığımız kadar özgür değil. Akademi bir şekilde yönetiliyor. Mesela araştırmacılar bir şeyi araştırmak için belli fonlardan para bekliyorlar. O parayı aldıklarından dolayı da o çizgi üzerinde araştırma yapıyorlar. Örneğin aktivist damgasını yemek istemiyorlar, çok yaklaşmışlar damgasını yemek istemiyorlar falan filan derken bizim bakış açımıza göre, biz demokratlara göre böyle bir çalışma yapmak için bir akademisyenin doğru hareket etmesi için ne yaptığını çok iyi bilmesi lazım. Cesur olması lazım ve aslında buna daha çok ihtiyacımız var. Daha çok akademisyene ihtiyacımız var. Çünkü akademinin bir sorumluluğu vardır ve bu sorumluluğunu da almamız lazım.
PKK’nin eğitim bakış açısı önemli
Her şeyin anlamı aslında bu eğitim sisteminden geçiyor. PKK’nin eğitim bakış açısına bakarsak, PKK’nin eğitim bakış açısı sana bunu veriyor. Önce kendini tanıyorsun. Sonra tarihini tanımaya başlıyorsun. Bunu yapınca sen kendini değiştirmek durumunda kalıyorsun. Sen kendini değiştirdiğin zaman zamanla da toplumu değiştiriyorsun. Çünkü toplumu değiştirmen gerekiyor bu eğitimden sonra. Kadın hareketi de bu eksen içindeki en önemli yerde duruyorlar. Çünkü kadınlarda kendilerini tanıdıkça toplumu tanıdıkça hem kendilerini hem de toplumu değiştirmek durumunda kaldılar. Bunu hem gerilladan hem de Öcalan’dan doğal eğitim bakış açısından bakarsa ve sonra bütün hareketten görür isek, kadınlar buradaki en önemli perspektifleri almışlar diyebiliriz. Nasıl? Hem kadınlar bu eğitimden dolayı hem kendilerini hem de toplumdaki durumlarını göze almışlar, hem de özgürlük hareketindeki konumlarından dolayı kendilerini özgürleştirmişler. PKK’nin eğitim bakış açısı, kadın özgürlüğü için çok çok önemlidir bence.
Ayrıca dil konusuna değinmek isterim. Kürtçe bilmeyen Kürtler olsa da, eğitimle birlikte daha çok Kürtçeye ve düşüncelerini dile dökme süreci çok önemli. Eğer kelimeyi okuyabilirsen, dünyayı da okuyabilirsin. Dil aslında çok önemlidir. Siyasi dil dediğimiz bir şey de vardır. Dili kullanmak aslında, dili kullanarak siyasi aktif olabiliyorsun. Bu konuda dil, önemli bir rol oynuyor. Özellikle de siyasi dil.
Kürt hareketi Öcalan konusunda kararlı
Açlık grevlerine bakarsak Öcalan gibi önemli biri için insanların açlık grevine girmesi, ölümü göze alması bu konunun ve Öcalan’ın hem Kürt hareketi için hem de Kürtler için ne kadar önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Tabi ki de burada bir gücü hiç kimsenin durduramayacağını gösteriyor. İnsanların kendilerinin durdurabilmek için açlık grevine girmesi çok berbat bir durumdur. Bu aynı zamanda bize birşeyleri gösteriyor. Bu Öcalan’ın Kürt Özgürlük hareketi için ne anlama geldiğini gösteriyor ve bu Kürt hareketinin ne kadar kararlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu önemlidir. Ben kendim de Öcalan’ın durumu için çalışan bir delegasyon da yer aldım. Bu delegasyonda CPT ile birlikte Öcalan’ın durumunu öne çıkarmak istedik. Fakat CPT hiç birşey yapamayacağını söyledi. Çünkü Türkiye onlara raporu yayınlamayı yasakladıklarını söyledi. Türkiye raporu yayınlamalarına izin vermiyor. Bu da CPT’nin ne kadar çok sorumluluğunu yerine getirmediğini gösteriyor. Suç işleyen bir ülke yani Türkiye CPT’yi bu konuda durdurabiliyor. Ve aslında hem Avrupa hem de Avrupa Konseyinin başkanı utanmalıdır. Ve buraya Norveç işçi partisinden geliyor. İşçi partisinden gelen bir insanın Erdoğan’ın tarafında bu şekilde durmaktan utanması lazım.
MARGARET OWEN: Bu yaşımda açlık grevine girmeyi düşünüyorum
Kürt konferansı davetlilerden bir tanesi de uluslararası insan hakları avukatı İngiliz Margaret Owen’di. Özellikle çatışmaya maruz kalmış ülkelerdeki kadınlar üzerinde çalışma yapan Owen, Türkiye’ye sık sık giderek mahkemeler izliyor ve yapılan hak ihlalleri konusunda raporlar hazırlıyor. İngiltere’de devam eden “Kürtler için sürekli Adalet” kampanyasını yürüten Margaret Owen ile Efrîn’de göç etmek zorunda kalan mültecilerin durumunu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecriti ve Avrupa Adalet Divanı tarafında PKK’nin terör listesinde çıkarılması için verdiği kararı değerlendirdi.
Çok kalın çizgilerle vurgulamak istiyorum, PKK terör listesinde derhal çıkarılmalıdır. Nasıl çıkarılmalı asıl önemli olan budur. Bir yıl önce Belçika’da mahkemenin aldığı kararın uygulanmasını büyük bir umutla bekledik. Mahkeme aldığı kararın arkasını getirir diye. Maalesef daha sonra Avrupa’nın ekonomik çıkarları temelinde geliştirdiği politikaları ve Türkiye ile olan mülteci politikalarından dolayı Belçika mahkemesinin aldığı kararı dondurdu. Görmemezlikten geldi. Geçen Lüksemburg’da bulunan Avrupa Adalet Divanının aldığı karar tekrardan büyük heyecan ve umut yarattı. Ben bu bağlamda umutluyum. PKK’nin terör listesinde kalmaya devam etmesi Türkiye’nin daha hırçın ve uzlaşmadan uzak bir politika izlemesine sebep oluyor. Türkiye siyasi tutsakların büyük bir bölümünü PKK üyesi veya PKK sempatizanı diye haksız bir şekilde hapse atıyor. Bu nedenden dolayı Türkiye’nin elindeki bu silahı almamız lazım. PKK’nin terör listesinde çıkarılması demek siyasi zeminin güçlenmesi demek. PKK’nin terör listesinden çıkarılması barış sürecini güçlendirir ve Kürt sorunun çözümü noktasında çok büyük bir katkı sunacaktır.
Barış ancak Öcalan ile mümkün
Öcalan’ın Kürtler için ne ifade ettiğini çok iyi biliyorum. Öcalan’sız bir barıştan bahsetmek imkansızdır. Barış ancak sayın Öcalan’ın aktör olarak sahneye çıkması ile sağlanabilir. Açlık grevleri elbette ki çok ağır bir eylemdir. Ama ben bu yaşımda Sayın Öcalan için açlık grevi eylemini ciddi ciddi düşünüyorum. Çünkü durum çok tıkanmış durumda. Tıkanan bu durumu açmanın yolu da sayın Öcalan’dır. Bundan dolayı da tıkanan kapıların açılması için bir ses olmak istiyorum. Kamuoyu yaratma noktasında bir katkım olur düşüncesindeyim. Zaten Türkiye’nin gündemini yakından takip ediyorum. Sık sık Türkiye’ye gidip geliyorum. Eğer Öcalan için bir şeyler yapmak istiyorsak, Öcalan’a karşı geliştirilen komplodan başlamamız gerekiyor. Olayı sayın Öcalan’ın Yunanistan’dan çıkarılmasına kadar götürmemiz gerekiyor. Zaten daha önce Yunanistan’da böylesi bir girişim başlatmıştık. Yunanistan’a Uluslararası komplodaki sorumluluğunu kabul ettirip olaya tekrardan dahil ettirmemiz gerekiyor. Yani sadece Yunanistan’ın sorumluluğunu kabul ettirmekle kalmamalıyız. Diğer sorumluları da teşhir edip, hatalarını düzeltme fırsatı vermemiz gerekiyor.
Öcalan’ın Kürdistan ve Ortadoğu için önemi inkar edilemez. İçerde olmasına rağmen barış sürecine ve Kürt sorununa ilişkin üçüncü yol formülü ile barışa ne kadar katkı yaptığını gördük. Fikirleri ile ne kadar katkı yaptığına hepimiz şahidiz. Dolayısı ile Öcalan’ın önemi bilinmeli ve bu temelde çalışmalara yoğunlaşmamız lazım.
Sorun çözülmedikçe göç kaçınılmaz
Kürt sorunu çözülmediği sürece Kürtler de göç etmek zorunda olacak. En önemlisi bu göç etmelerinin sebepleri ve nedenleri iyi analiz edilmeli. Göç sorununa yaklaşım; göçleri ortaya çıkaran etmenlerle ortadan kaldırmakla uğraşmalıyız. Sorun olduğu sürece göç etmek zorunda olan insanlara kapıları kapatmamalıyız. Onları almaya devam etmeliyiz. Korkarım bu göçlerin yanına bir de iklim faktörlerinden dolayı göç etmek zorunda olanlar eklenecek. Açlıktan dolayı göçler olacak. Ama bütün bu göçleri durdurmanın yolları çatışmalı alanların yerinde müdahale ederek, direk oralara yardım etmekten geçer. En pratik örnek de zalim rejimlere silah satışının durdurulması. Bölgedeki devletlerin barış oyununu, barış tiyatrosunu oynamalarına hiç gerek yok. Özellikle sahneye koyulan sözüm ona İran, Rusya ve Türkiye’nin barış görüşmeleri tiyatronun ötesinde bir anlam taşımıyor. Barış gerçek çabalarla, samimi insanların samimi görüşmeleri ile sağlanır. Çıkar temelinde hareket eden çıkarlarını ön plana çıkaran güçlerin barışı getirme şansları kesinlikle yoktur.
Şehba ve Efrîn’in sesini duyuralım
İki hafta önce Oxford üniversitesinde benim de konuşmacı olarak katıldığım bir panel gerçekleşti. O panelde bazı fotoğraflar gösterildi. O fotoğraflarda gördüğüm kadarı ile Efrîn’de göç etmek zorunda kalan insanlar çok zor durumda. Durumlarında herhangi bir değişimin olmadığını gördüm. Önümüz kış. Kış mevsiminin gelmesi ile bu durumun daha da ağırlaşacağını düşünüyorum. Fotoğraflarda görüldüğü kadarı ile insanlar çadırlarda yaşıyor. Oysa ben biliyorum ki o çadırlarda yaşayan insanlar şanslı. Naylon dahi olsa çadır bulmayan birçok insanın olduğunu biliyorum. Şehba’da yaşayan insanlara yeterince yardım gitmiyor. Tabi Efrîn’in coğrafi konumunda ve iletişim yollarının kapanması noktasında zaten istense bile yardım ulaştırmak çok zor.
Yakın zamanda Kaliforniya ve Yemen’de olan durum ile Efrîn’i karşılaştırdığımızda çok büyük bir fark var. Yemen ve Kaliforniya’ya dünyanın çok büyük bir ilgisi var. Büyük yardımları var. Ne yazık ki Efrîn’de göç etmek zorunda kalanlara karşı kör sağır politikası uygulanıyor. Efrîn’e karşı bir çifte standart var.
Şu gerçeği de vurgulamak gerekiyor. Bu insanların Efrîn’de göç etmelerinin tek sebebi Türkiye’nin işgali. Ne yazık ki insanlar bunu bilmelerine rağmen görmek istemiyorlar. Benim için çok acı ama ülkem Britanya hala Türkiye’ye yardım eden devletlerin başında geliyor. Durumun vahametine baktığımızda Efrîn göçmenleri en az Yemen ve diğer yerler kadar haberlerde yer edinmelidir. Bir an önce Efrîn’e uluslararası yardımın ulaşması gerekiyor. Uluslararası güçler bu trajediye nasıl olur da ses çıkarmıyorlar, anlamaktan zorlanıyorum.