Nisan ayında Rojava'nın Cizîrê Kantonu'nu ziyaret etmek Kürdistan Federal Hükümeti'ne başvuruda bulundum. Uzun uğraşlar ve engellemeler ardından sınırı geçerek Dêrik'e ulaşabildim. Rojava ziyaretim esnasında bu engellemelerin sadece ziyaretler için değil, Rojava'ya yönelik yardım ve destekler için de olduğunu öğrendim. Güney Kürdistan yetkilileri, Newroz Kampı'na yardımı da içine alan sınır geçişlerine keyfi karar verir. Bu şekilde Rojava'daki insani felakete aktif katkıda buluyorlar. Kitap ve ilaç da dahil olmak üzere, temel insani yardımlar engelleniyor. 

Rojava her şeye rağmen umudunu ve direnişini büyütüyor. Burası hiçbir zaman pes etmeyen Kürtlerin ülkesi. Ataerkilliğe, ezilmişliğe baş kaldıran cesur kadınların ülkesi… 2011 öncesi Suriye’deki BAAS rejiminin uygulamalarıyla görünmez kılınan, susturulan Kürtler, Amerikali bilim adamı Michael Gunter'in de tanımıyla “yoktan” var oluyor.  

Kürdistan’ı ziyaret etmenin en güzel yanı nereye giderseniz gidin sizi karşılayan o özel sıcaklık ve misafirperverlik. Onları hiç tanımasam da arkadaşlarım olduğunu biliyorum. Bir saniye bile yanlız kaldığınızı hissetmiyorsunuz. Hemen yanıbaşınızda IŞİD vahşetinin kol gezdiği bu ülkede Kürtlerin yanında kendinizi güvende ve korunuyor hissedersiniz. Günlük hayatta ciddi zorluklarla karşılaşmalarına rağmen, insanlar inanılmaz derecede coşkulu ve kararlı. Nasıl başarıyorlar diye sormadan edemiyorum. Diğer günler hayallerimi bile aşan karşılaşmalarla doluydu ve devrimin önümde gercekleştiğini farkettim. Rojava Devrimi kadınların devrimi olarak biliniyor. Evet öyle ama aynı zamanda demokratik çoğulculuğun devrimi.

Rojava Devrimi kadının algılanışında, cinsiyetler arası ilişkilerde, farklı etnisiteler, dinler ve halklar -Türkmen, Süryani, Arap,  Kürt- arasında barışçıl birlikteliğe doğru ilerleyen ve bu konuda tüm toplumda değişimi hedefleyen bir devrim. Eşitlik, çoğulculuk, laiklik üzerine kurulan ahlaki, toplumsal bir devrim.  Özetle, Rojava Devrimi dünya çapında destek çağrısında bulunan bir insanlık devrimdir. 


YPJ toplumun değişim gücü 

Rojava’daki günlerim kültür kuruluşları, gençlik organizasyonları, kadın hareketi, Mezopotamya Hareketi, gazeteciler, medya, uluslararası ilişkiler bürosu ve hükümet temsilcileriyle olan toplantılarla geçti. En büyük rolü tüm bu yapılanmaların çatı örgütü niteliğindeki TEV-DEM (Tevgera Civaka Demokratik-Demokratik Toplum Hareketi) oynuyor. Şehir konseyleri ve meclislerde, doğrudan demokrasinin uygulandığı Demokratik Özerklik modelinde TEV-DEM temeli oluşturuyor. 

YPJ güçleriyle röportaj yapmak için bir Süryani ailenin oturma odasında toplandık. Birkaç sene önce PKK savaşçıları ile röportaj yapmıştım. YPJ’li kadınlarla olan konuşmalar da benzer özellikte. IŞİD saldırdığında yüzlerce PKK savaşçısı Rojava’yı savunmak için Suriye’ye geçti. YPJ'ye katılan kadınların çoğunun PKK’da aile üyeleri var ve Kürt Özgürlük Hareketi'ni geçmişten bugüne tanıyorlar. Tüm kadınların özgürlüğü, toprakları, kimlikleri ve hakları için savaştıklarını vurguluyorlar. Başta çocukları YPJ saflarına katıldığı için üzülen ailelerin, şimdi kızlarıyla gurur duyduğunu söylüyorlar. "Savaş bittiğinde kadın projelerinde yer alacağız. Kadınlar özgür değil. Buna sessiz kalmayacak, aileye, mutfağa ve kocaya bağlanmayacağız" diyorlar. 

YPJ’de geçirdikleri zaman onları çok değiştirmiş. Kendi hakları için savaşmayı öğrenmişler. YPJ bir okul olarak algılanıyor ve burada geçen bir haftada okudaki bir yıldan çok daha fazla şeyler öğreniyorlar. Toplumu ve toplu yaşamın önemini inanarak anlatıyorlar. En çok da nasıl güvenilmesi ve paylaşılması gerektiğini, arkadaşlığı ve yoldaşlığı anlatıyor, buna önem verdiklerini söylüyorlar.

Genç kadınların gelecek için temel umutları, özgür vatan ve Kürdistan’ın tüm parcalarının bir araya gelmesi, çocuklarını kaybeden annelerin acılarına son verilmesi. 


Demokratik Özerklik görünür kılınmalı 

IŞİD’e karşı savaşan Kürtler, Kobanê direnişiyle birlikte  dünyanın her yerinde neredeyse her ana akım medyada yer aldı. YPJ savaşçıları odak noktası olarak görünüyor. IŞİD’e karşı olan savaş, kadınların ezilmişliği ve kadınlar hakkındaki ataerkil algıya karşı bir savaştı. Oysa, dünyanın dikkatini Rojava'da inşa edilen Demokratik Özerklik, bu çerveçevedeki projelere -köy ve şehir konseyleri, sivil toplum kuruluşları, kooparatifler, okullar, akademiler, hükümet ve hukuk sistemlerine-  çekmek gerekiyor. Bu gerçekleşmediği takdirde Kürtlerin IŞİD'e karşı savaşı sona erdiğinde Rojava'ya ilgi de bitecek. Demokratik Özerklik Rojava'nın öz gücüyle gelişiyor olsa da dışardan desteğe de oldukça ihtiyacı var. Medya kurumları Rojava’daki demokratik devrim yönelik ilgimizi dağıtsa da toplumsal ve politik alanlarda bu konuyu ele almalı, tartışmalı, destek vermeliyiz. 


Kürtler'in mücadelesi model alınmalı  

Suriye kısa vadede çözümlenmesi zor çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya. Suriye'nin 2011 yılı halk ayaklanmaları öncesine dönmesi mümkün değil. Suriye halkları özgürlük, insan hakları ve demokrasi için ağlıyor. Sindirme politikasi, milli birlik ve ayrımcılık politikası çöktü. Sosyal grupların baskı altında olduğu genel kural Simmel yasası. En yalın haliyle bu bir grubun içsel uyumunun dış baskı ile arttığını belirtir. Grup ne kadar cok tehdit görürse, grup üyeleri o kadar çok grubu güçlendirmek ister. Fakat Kürtler bunun da ötesine geçtiler. Onların endişeleri Rojava diye adlandırdıkları bölgedeki tüm hakları ve azınlıkları içerir. Suriye’de köklü değişim yapılacaksa, tek opsiyon çeşitliliğin Kürtler‘in yeni toplum modelinde yaptığı gibi kalkış noktası olarak ele alınmasıdır. Suriye’deki vatandaşlık sadece BAAS rejimi tarafindan kabul edilenler içindi ve Kürtler kesinlikle onların arasında değildi.

 Tam tersine ülkenin kanun kaçakları, potansiyel suçluları, günah keçileri gibi yaşadılar. Mülk, eğitim, ve kimlik kartı hakları bile yoktu. Kürtler Arap Kuşağı çerçevesinde topraklarından çıkarıldı ya da topraklarına başkaları yerleştirildi. Topraklarından göç etmeyi reddedenler zulüm ve insanlık dışı uygulamalara maruz kaldı. Etnik ve dini azınlıklar susturuldu. Birlikte yaşamalarını engellemek için de rejim eliyle komplolar kuruldu. 


Yeni toplumun temeli demokratikleşme 

Bilinç dönüşüm ve değişim süreçleri yoluyla da değiştirilebilir ve Suriye'deki Kürtler bu momentumdan faydalandılar. Değişim ve bilinç yükselişi sürecinin kişisel ve kollektif seviyede dahice değişikliklere temel olarak algılandığı PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’nde, önceden deneyimleri vardı. Bu süreçler eğitim, demokratikleşme, kadının özgürleşmesi ve cinsiyet eşitliği için hayatiydi. Dönüşüm ancak kim olduğunu ve nereden geldiğini öğrendiğinde gerçekleşir. Suriye’deki Kürtler ezildikleri için, zaman içinde bu süreçler yeni toplum yaratmada çok önemli hale geldi. Bu süreçleri hayata geçirme, değişim için dönüşüm Rojava Devrimi'nin ulaşmaya çalıştıklarıdır. Demokratikleşme yeni toplumun temelidir. Rojava halkları bunu elde etme ve kalıcılaştırmanın uzun bir zamanı aldığını öngörmeli. 

PYD, yeni modeli Suriye’yi ayrımcılık ve baskılardan kurtaracak, halklar arasındaki anlaşmazlıkları sona erdirecek son şans olarak görüyor. Halkların kardeşliği ve birliğine düşman olan kesimler ve güçlerce bu modelin endişe yarattığının farkında olan PYD, Rojava'daki demokratik modele yönelik son saldırıların da bu kesimlerce gerçekleştirdiğini belirtiyor. Haklılar. Rojava kapitalist, yeni liberal politikalardan çok farklı bir toplum modeli seçti. Rojava'da kooperatifler, kolektif yapılanma ve komünleri kuranlar kapitalist moderniteye meydan okuyor. Rojava’nın antikapitalist modelini destekleyen Amerikalı bilim adamı David Harvey "Bu vahşi sisteme karşı çıkmak ve alternatif sistemi oluşturmak için mücadeleye devam etmek gerekir. Suriye'de özgür bir sistem oluşturmak çok zor, bu yüzden kapitalizme alternatif geliştirmek için özerk sistemi oluşturmak en iyi yoldur“ der. Rojava'da yeni modeli uygulamada karşılaşılan ciddi problemlere rağmen, süreç işliyor.


Erdoğan'ın IŞİD taraftarlığı 

Rojava devrimi kesintisiz saldırılar altında inşa ediliyor. Bu makaleyi yazmadan kısa bir süre önce 25 Haziran’da IŞİD Kobanê’ye ikinci kez saldırdı. Bu bir şok saldırı olsa da Suriye ve Rojava'daki gelişmeleri izleyen hiç kimse Türkiye’nin IŞİD çetelerinin sınırı geçmesine izin vererek bu saldırıya dahil olmasına şaşırmadı. Haziran ayında Girê Sipî'nin (Tel Abyad) IŞİD çetelerinden temizlenmesiyle Rojava'nın Kobanê ve Cizîrê kantonları birbirine bağlandı. YPG-YPJ ve Burkan El Firat güçlerinin direnişiyle Girê Sipî'de 2 yıl süren IŞİD işgali sona erdi. Kobanê'ye yönelik saldırının Girê Sipî başarısı ardından gerçekleşmesi, Türkiye'nin IŞİD taraftarlığını daha görünür kıldı. Sözün kısası; Erdoğan ve AKP hükümeti son iki yılda Rojava'yı ve genel olarak geçmişte Kürtler’i sarıp sarmalayan terörün büyük oranda suçlusu, sorumlusudur. Öncelikle Türkiye Al-Nusra'yı besledi, ardından IŞİD’i. Saldırmak, öldürmek ve sınırlarında büyüyen demokrasiyi yok etmek için bir araç, tetikçi güç olarak kullandı. Yalnız Türkiye'nin bu tavrı tahammül sınırlarını zorluyor. 

 

Demokratik Özerklik tehlikelerle karşı karşıya 

Politik ve silahlı mücadele gözönüne alındığında, Demokratik Özerkliği oluşturmada Rojava haklarının ağır yaşam koşulları karşısında gösterdikleri motivasyon, coşku ve kararlılığa rağmen önlerinde halen ciddi tehlikeler var. Bunları bertaraf etmek için Suriye'deki farklı kesimlerin PYD'nin politikalarıyla örtüşen bir rota izlemesi önem taşıyor. Rojava Devrimi'nin devam edeceğinden emin olsam da bütün gruplar ve Kürt bölgelerinin devrime verdiği destek Demokratik Özerklik projesini güçlendirip, kalıcılaştıracak. 

Rojava dışında da tehlikeler var; IŞİD en büyük tehlike olsa da her şeyin ötesinde Kürtlerin verdiği mücadeleden rahatsız olan ve politik, diplomatik çabalarını bozarak sabote eden Türkiye de var. Hepimiz biliyoruz ki, Türkler sınırının hemen karşısındaki Rojava’daki Kürtlerin özerkliğini kabul ederse, kendi Kürtler’iyle de barışmak ve kendi Kürt bölgelerinde de özerklik için fırsat sunması gerekecek. Yani PKK ve lideriyle ciddi, kalıcı barış anlaşması imzalamak zorunda kalacak. 


Dünya Rojava devrimini nasıl yorumluyor? 

Ortadoğu’yu kasıp kavuran korku, kaos ve belirsizlik gözönüne alındığında, Rojava Devrimi yeni bir toplumun ve kendi kendine yönetilen ve demokratik anti-kapitalist bir oluşuma olağanüstü örnek olan bir deniz feneri gibi duruyor. Düşünülebilecek en kötü şartların ortasında yayılıyor. Türkiye ve Güney Kürdistan yönetimi kapılarını Rojava’ya kapatsa da Avrupa’nın ve uluslararası toplumun kapıları aralık ve Rojava artık yalnız değil. 

Özellikle 1 Kasım 2014'te gerçekleşen Kobanê destek eylemleri bu izolasyonu kırdı. Dünya halkları Kobanê için gerçekleştirdikler küresel mitinglerle muhteşem bir başarı gösterdi ve beklentileri aştı. Kobanê ve Kürtler’e destek için gösterilere katılmak için dünya çapında binlerce insanin sokaklara çıktığını gören küresel dayanışmanın en büyük örneği oldu. Beş kıtada, 40 ülkenin 206 şehrinde barışçıl mitingler ve gösteriler düzenlendi. İlk defa Kürtleri desteklemek için dünyada doğal kitlesel gösteriler yapıldı. Kobanê için sergilenen bu duruş, dünyanın her yerinde IŞİD’e ve onunla ortak tüm karanlık güçlere karşı savaşılması, insan onurunu ve özgürlüğünü desteklemek gerektiğini belirten güçlü mesajlar verdi. 

Kürtler’in cesur direnişi dünyadaki politik kuruluşları ve hükümetlerinin gözünü açtı. Amerika ve Avrupa’nın gerçekleri görmemesi hayal bile edilemez. Bugün Kürtler, HPG, YPG, YPJ güçleri, IŞİD ölüm çetelerinin ağır makinalarına karşı savaşan kahramanlar. Kobanê için gerçekleşen küresel mitinglerle uluslararası toplumlar uyandı; diplomasi ve politikada yeni kapılar açıldı. O günden itibaren tüm dünyada gazetecilerden akademisyenlere, politikacılardan, sanatçılara, hukukçulara, sivil toplum kuruluşlarına kadar herkesin gözü Kobanê ve Rojava'nın üzerinde. 

Milyonlarca insan cesur YPJ kadınlarını televizyonlardan izliyor, aynı zamanda Rojava'daki inşaya ilgi gösteriyor. Birçok ülkede diplomatik lobi çalismalari yürüten PYD Eşbaşkanı Salih Muslim, üst düzeyde toplantılara davet edildi. Fransız Başkan Holland, 8 Şubat’ta PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah ve YPJ Komutanı Nesrin Abdullah'ı resmi olarak Elissa Saray’ina davet ederek beklenmedik diplomatik hamlede bulundu. Bu davet ile Holland YPG/YPJ ve PKK'yi terör örgütü olarak gören Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a meydan okudu. 

Bu davetin ardından, İtalya Parlamentosu PYD temsilcilerini, Kobanê kantonu ve YPJ'yi resmi olarak davet etti. En son Kanada Savunma Bakanı ve Dış İşleri Bakanı PYD temsilcilerini davet etti. Bütün bunlar Rojava’nın Demokratik Özerklik kurma çabalarında dünyanin dikkatini çekmeye başladığını gösteriyor.  


Kürtlerle Ortadoğu'da demokrasi yapılandırılabilir 

1 Temmuz'da Avrupa Parlamentosu’nda uluslararası çerçevede düzenlenen Kobanê konferansı da Rojava'ya yönelik ilginin sonucu ve oldukça önemli. Kobanê konferansında Kobanêlilerin geri dönebilmesi için koşulların sağlanması, sağlık hizmeti, eğitim, ulaşım, altyapı hizmetlerine yönelik projelerde uluslararası finansman desteğin sağlanmasını da hedefliyordu. Bu konferansa çok sayıda sivil toplum örgütü ve kurumunun katılması umut verici. Konferans, Rojava ve Kobanê için insani, politik ve diplomatik desteği kolaylaştırmak ve Avrupa Birliği ile bu konuda sağlam bir ilişki geliştirmek için de önemli bir adım.  

Avupa Birliği ve Amerika’nın Rojava’ya yönelik tutumları olumlu olsa da tabii ki bu konuda ciddi olup olmadıklarını PKK'ye yönelik tutumları belirleyecek. PKK'yi terör örgütleri listesinden çıkarmaları ve PKK ile gerçek bir aktör olarak ilişki kurmaya başlamaları bu samimiyetlerini ölçmek için bir turnusol kağıdı. 

PKK, AB ve ABD'nin de fayda göreceği Ortadoğu ve Türkiye'nin demokratik yapılanmasında pozitif ve yapıcı rol oynayabilir. 

AP’nin ve ABD’nin fayda göreceği Ortadoğu'da olduğu gibi yeni ve demokratik Türkiye’yi oluşturmada PKK pozitif ve yapıcı bir rol oynayabilir. 

Çeviri: Hilal ŞAN