Herkes, “Tabii canım birilerinin çıkması gerekiyor, bu böyle devam etmez, sokaktakini anlıyorum” durumunda. Hiçkimse bankalara karşı yapılan protestoyu olumsuz bulmuyor!
İnsanın “Maşallah maşallah Allah nazardan saklasın” diyesi, ‘Yeni Demokrasi Hareketi’nin’ bir yerlerine nazar boncuğu takası geliyor.
Bir buçuk yıl önce Almanya Başbakanı Angela Merkel patlak veren finans krizine Yunanlıların tembelliğini gerekçe göstermiş, Almanların milliyetçi duygularını okşamış, bankalara toz kondurmamış, yetinmemiş krizin gerçek sorumlularını krize çözüm için danışman olarak almıştı. Eleştirenleri, bankaların devletleştirilmesi ya da en azından güçlerinin sınırlandırılmasını teklif ve talep edenleri ise bu işlerden anlamamakla suçlamıştı.
Olayı Yunan tembelliği ile açıklamaları İtalya, İspanya, Portekiz, İrlanda ve daha başka ülkelerde de patlak veren mali krizi açıklamaya yeterli gelmiyor artık. Riskli olduğu kadar da inandırıcı değil artık.
Bankalar yeniden krizdeler ve 2008’de olduğu gibi yeniden kurtarılmayı bekliyor. Fakat bu 2008’deki gibi kolay olmayacak. Şimdi krizde olan, iflas eden bu bankalara borçlanmış olan devletlerin kendisi. Bu borçlar, krediler geri ödenmezse birçok banka iflas edecek. ‘Yunanistan’ı Kurtarma’ diye adlandırılan program aslında bankaları kurtarma programı. Avrupa Merkez Bankası’nın düşük faiz ile verdiği kredileri Yunanistan’a ve başka ülkelere oldukça yüksek faizle veren özel bankalar bu kredileri alamazlarsa ard arda iflas edecekler. Bu nedenle Yunanistan’a verilen paralar daha Yunanistan’a gitmeden bu bankaların kasalarına akmakta, paralar bir kontodan diğerine aktarılmakta yani.
Karlar kasaya, zararlar topluma mantığı ile 2008’de bankalara milyarlar akıtan, kararlar alan hükümetlere ve politikaya olan güvensizlik hızla yayılırken, 2008’de bankalar devletleştirilsin diyen ve kitleleri protestolara çağıran Die Linke partisine saldıranlar bugün kendileri bu noktaya gelmiş bulunmaktalar.
Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble “2008 gibi bir bankalar iflasını kaldıramayız” diye uyarırken bankaların para hacimlerini gerekirse devlet zoruyla yükselmelerini savunurken, aynı zamanda banka sektörünün daha kontrol edilebilinir hale getirilmesi gerektiğini de belirtiyor. Bakan Schäuble, bankaların Yunanistan’ın borçlarının bir kısmını silmeleri gerektiğini, aksi taktirde krizden istikrarlı bir çıkış yolu bulunmadığını da açıkladı. Geçen hafta sonu yapılan protesto gösterilerini olumlu bulduğunu ve ciddiye alınması gerektiğinide belirtti.
SPD-Chef Sigmar Gabriel daha ileri giderek, radikal düzenlemeler gerektiğini belirtti. Banka sektöründe yapısal değişiklikler gerektiğini belirten Gabriel, “yatırım bankalarının (İnvestmenbank) kapısına burada devlet güvencesi yoktur” diye yazılmasını talep etti ve “birilerinin kendi parasıyla kumar oynamasına karşı değilim fakat işler ters gittiğinde bu dolandırıcıların zararlarının vergilerden ödenmesini doğru bulmuyorum” dedi. Aynı zamanda kitlelerin protestolarını desteklemeye davet ediyor Gabriel.
Yeşiller Partisi şefi Cem Özdemir “bankalar zarar ettiklerinde zararlarını kendileri ödemeli” derken banka sisteminde yapısal değişikliklerin zorunlu olduğunu açıkladı
Hepsi bir şekilde bankalar sermayesinin dağıtılması olmasada en azından daha kontrol edilebilir hale gelmesini istemekte, devletin, hükümetin bir şekilde müdahale etmesini savunmaktalar. İnsanın “sizi tutan mı var” diyesi geliyor. Fakat onlarda biliyor bizde biliyoruz ki onların topunun buna gücü yetmez. Sıkıysa yapsınlar. O kadar kolay mı? Bu işlerin kestirmesi yok. Olsaydı SPD bunu Bernstein’dan beri onlarca kez yapardı.
Sahi 2008’de neredeydiniz allahaşkına! Üç yıl önce ‘Gazino kapatılsın’, ‘Bankalara devlet el koysun’ diyenlere karşı açılan kirli kampanyalar daha ortada.
1999’da maliye bakanı olan Oskar Lafontaine, Avrupa Merkez Bankası politikalarını seçilmişlerin belirlemesi gerektiğini, aksinin demokrasi ile uzlaşmayacağını savunmuştu. Uluslararası bir saldırı kampanyası sonucu bakanlık dahil, milletvekilliğini, SPD’deki tüm görevlerini bırakıp özel bir birey olarak yaşamayı tercih etmişti. Ta ki 2005 Die Linke partisi kurulana dek. O dönemin SPD şefleri Oskar’ı ‘ihanet’le suçlamışlar, basın ise kaçkın, deli muamelesi çekmişti Oskar’a. Şimdi ne olduysa hepsi Oskar’ın 1999’larda dediklerine geldi, hem de pişkince. Bu ne şiddet ne celal!
Maliye bakanı Schäuble durumu en iyi anlayanlardan biri gibi. Politika ile para sermayesinin iç içe geçmiş olmasına, politikanın para sermayesinin hizmetinde olduğu inancının toplumda giderek yaygınlaşması huzur kaçırmakta, korkutmakta. “Politikaya karşı gelişen güvensizlik krizi demokrasi krizine dönüşebilir” uyarısında bulunan Schäuble, bankaların gücüne karşı dünya çapında ortaya çıkmış olan hareketi çok ciddiye aldığını ve politikanın bu protestolara net ve ikna edici cevap vermek zorunda olduğunu “bunu başaramazsak piyasa ekonomisi ve finans krizi demokratik sistem krizine dönüşür” uyarısında bulunuyor.
Birbuçuk yıl önceki Merkel’in krize ilişkin açıklamalarını bugün rahatlıkla “üfürükçü açıklama” hanesine yazabiliriz. Yani hiçbir doğruluğu ve inandırıcılığı yok, kimse de bu tür fikirlere meraklı değil artık. Birçok liberal, konservatif politikacı, yazar-çizerin son haftalarda “sol teorilere hak verebileceğim hiç aklıma gelmezdi” demesi kimseyi şaşırtmıyor artık, oldukça sık duyulur oldu bu cümle.
Evet, kriz karşısında herhangi bir çözümü olmayan, çözüm diye eski reçeteleri de kullanamayacaklarını anlayanlar belliki gelişmekte olan hareketin altında kalmaktansa laftada olsa hareketi olumlamalarını görmekteyiz, maçın ilk raundunda.
Kriz Ackermann’ı imana mı getirdi dersiniz? En büyük bankalardan Deutsche Bank’ın ve aynı zamanda Uluslararası Bankalar Birliği (IIF) şefi olan Ackermann ise daha somut konuşarak Yunanistan’ın borçlarının yüzde ellisinin silinmesi gerektiğini açıkladı. Bankaların buna katılması gönüllülük temelinde olması gerektiğini de belirtti. Ackermann gerçekci aslında ve işinin uzmanı. Yüzde yüzünü kaybetmektense yarısını alalım, diyor. Yani gene alacaklı durumunda. Bugüne kadar aldıkları yetmemiş. Kriz falan fark etmiyor hep alacaklılar hanesinde adam. Ama genede 2008’de önerseydi bunu, adı komüniste çıkardı belki. Aradaki fark oldukça büyük.
musko@gmx.de