Gündem Kürtsüz geçmiyor. Eskilerde Kürtler’e geçit yoktu.
Şimdilerde Kürtsüz geçit yok!
Berlin’deyim. “Öcalan’a Özgürlük Otobüsü” Berlin’deydi. Karşılamaya katılamadım.
Otobüs, Başkent Berlin’de, siyasetin gölgesinden geçti.
Alman Basını “Otobüs”ü haber yapmadı.
Neden mi?
Bu Kürdistan’daki mücadelenin her geçen gün yeni bir zeminde başarı elde etmesine de bağlı.
Almanya-Türkiye ilişkilerinin son yıllarda “parlak” bir tablo arzetmediği ise başka bir konu.
Karmaşık bir dönem.
Uluslararası söz sahibi ve Türkiye’nin komşusu güçler’in Kürdistan’daki “bilek güreşi”ne girdiği bir dönemden geçiyoruz.
Türkiye, Kürtler ile ilgili her eylemi engellemek için, herşeyi feda ettiği olağanüstü bir süreç.
Mannheim’daki Kürt Festivali, tüm girişimlere rağmen, Türkiye tarafından engellenemedi.
Başka bir gölge ABD’den yayılıyor ve Türkiye de bu gölgeden bir türlü kurtulamıyor.
ABD, süreklilik arzeden “olağanüstü hal”e kurban bir ülke durumunda.
ABD dünyada bir “hegemonya”ya sahip.
Ancak “iktidar” değil.
Siyasete hükmediyor ama, iktidar değil.
Sudan’da başlayan protestolar, sadece “Muhammed karikatürlerine karşı” yapılan protestolar olarak anlaşılmamalı.
Dünyanın yoksul ülkeleri, ABD hegemonyasına karşı hareketleniyorlar, çünkü o ülkelerde ABD iktidarda değil.
Sadece hegemonyaya sahip.
Halk da iktidarda değil.
Böylece yoksul ve gelişmekte olan ülkelerdeki iktidarlar, halkın ABD hegemonyasına karşı “itirazını” kendi çıkarları doğrultusunda sahneliyorlar.
İslam dünyasında ise, Martin Luther gibi tarihi bir sima doğmadı hala.
İslam, yeni bir doğuşun sancılarını çekiyor.
Batı Avrupa dünyasındaki kamuoyu Hz. İsa’yı “homoseksüel” olarak lanse eden mizaha karşı katı davranmazken, “İslam kamuoyu”nun karikatürlerle ilgili “histerik” çıkışının arkasında hangi toplumsal dürtü ve hangi reel güçlerin olduğuyla ilgili kafa yoranlar çoğalıyor. Ama nerede? Avrupa’da.
Çünkü bu gibi soruların İslam dünyasının birçok ülkelerinde sorulup cevap aranması tabudur.
ABD’ye dönelim: ABD ne içinde olduğu “olağanüstü hal”i sona erdirebilecek kudrete, ne de karşıtlarına “tarihi ders” verip onları durdurma gücüne ulaşmış bulunuyor.
Türkiye’de öyle:
Ne Kürdistan’dan feragat edecek kadar “akıllı”.
Ne de Kürtler’i (onlarca başarısız projeye rağmen) Türkleştirecek bir “patent”e sahip.
Eskiden Kürdistan’da “olağanüstü hal” vardı. Şimdi ise, Kürtler’in yaşam hakkı gaspediliyor. Her yerde ve her şartta.
Ancak tarih tersine döndü.
Şimdi Türkiye “sürekli bir olağanüstü hal’e endekslendi.
Türkiye’yi bir “haydut”a benzetiyorum.
Talandan dönen bir haydutun, ele geçirdiği mücevharatı kaptırmamak için geceler boyu uyumamak için direndiğini düşünün.
Günün birinde uyumak mecburiyetinde kalacağının bilincine sahip olmasının mümkün olmayacağını düşünüyorum.
Çünkü “mücevherler”den kamaşan gözleri, düşünmesini engellemektedir.
Türkiye’de öyle.
Kürdistan’ın işgal ettikten sonra, 40’lı yıllara kadar katliam vardı.
Artık o ülkenin zenginliğini ele geçirmiş gibi duruyordu.
Sonra, o zenginliğin elden çıkacağı histerisi başladı. Ve onlarca yıl Türkiye, tetikte kaldı. Silah zoruyla “zenginlik”den feragat etmemekte direndi.
Son yıllarda, uykusu kaçan o hayduta benzedi.
Uyumuyor. Olağanüstü hal şimdi Türkiye’de.
Ama bir gün uyuyacak.
Bunun bile farkında değil.
Vay haline.
Karmaşada cevap aramak