
Almanya ile Türkiye arasında yaşanan istihbari kriz bitmiyor. Aslında kriz olarak nitelendirilen gelişmelerin detayları ortaya çıktıkça, gelişmelerin kriz kategorisinde değil de karşılıklı yardımlaşma sürecinde yaşanan bir pürüz olarak değerlendirmenin daha doğru olduğunu görüyoruz. Nitekim Türkiye’de tutuklanan avukat Yılmaz S.’nin meselesi de böyle bir durum.
Alman yetkililer geçtiğimiz günlerde, Türkiye tarafından tutuklanan, Alman makamları için Almanya’ya iltica edenlere yönelik dosyalar hazırlayan avukat Yılmaz S. ile görüştü. Görüşmeden yansıyan detaylara göre, Türk yetkililerin eline geçen dosya sayısı kamuoyuna açıklananlardan çok daha fazla. Bu hassas konu hatırlayacağımız üzere kamuoyundan bir süre gizlenmiş, herhangi bir açıklama yapılmamıştı. Nitekim bir buçuk ay sonra paylaşılan bilgilerde durumun vahameti de ortaya çıkmıştı. Gözaltı sırasında 47 dosya, büro aramaları sırasında 283 dosya ele geçirildiği, yine Avrupa ülkelerinde siyasi sığınma talebinde bulunan 2 bin 500 Türkiye vatandaşına ait dosyanın ele geçirildiği iddia ediliyor. Rakamlar konusunda net bilgi olmasa da ele geçen dosyaların çok daha fazla olduğu ortaya çıkmış durumda.
Kamuoyuna yansıdığı üzere bu dosyalardan biri de HDP Şırnak eski milletvekili Leyla Birlik’e aitti. Aslında Birlik’in anlattıklarından yola çıkarsak durumun akışı daha net ortaya çıkıyor. Öyle ki, Alman polisi Birlik’i bizzat arayarak kişisel bilgilerin MİT’in eline geçtiğini belirtti, Birlik’in dikkatli olması gerektiği konusunda uyardı.
Bu dosyaların hazırlanması, hala avukatın bürosunda yer alması, bilgiler hassas olduğu halde özensiz davranılması tekil bir hata, tekil bir sorumsuzluk olarak ele alınamaz elbet.
Başka kimlerin, hangi bilgilerinin ele geçtiği de hala belirsizliğini koruyor.
Almanya’nın özellikle böylesi durumlarda birçok beceriyi (!) aynı anda sergilediğini görüyoruz. Bir taraftan uyarı yaparken diğer taraftan kişiye özel, hassas bilgileri resmen sunmuş oluyor, ki zaten Yılmaz S. gözaltına alınmasının ardından çıkan detaylar, Almanya’nın bir bütün yaklaşımını da zaten ortaya koyuyor.
Almanya söz konusu avukata ilticaya başvuranların hakkında bilgi toplaması için görevlendiriliyor, Almanya’dan iltica talebinde bulunan kişiler, tutuklanan avukata Almanya’ya geliş yollarını, görüştükleri kişileri, kaldıkları evlerin bilgisini veriyor.
Dolayısıyla dosyalar sadece bir kişinin etkileneceği bir mesele değil, bir çok kişinin etkileneceği bir meseleye dönüyor.
Yine hatırlatalım; Ozan Cane’nin kızı Gönül Örs de Almanya’nın Türkiye’ye sağladığı bilgiler çerçevesinde tutuklanmıştı. Böylelikle Alman polisinin Türkiyeli muhalifler hakkında MİT’e resmi olarak bilgi gönderdiğini de bir kez daha netleştirmiş olduk.
Konu buraya gelmişken son bilgileri de paylaşmakta fayda var.
Almanya’dan Türkiye’ye giriş yapan birçok kişinin, sağlanan istihbari bilgiler çerçevesinde tutuklandıkları biliniyor. Nitekim son verilere göre 2019 itibarıyla 74 Alman vatandaşının Türkiye’den çıkış yasağı bulunuyor. 2017’de bu rakam 216 olarak belirtiliyor. Bu sayıların cezaevindekileri mi, yoksa sadece çıkış yasağı konulanlar olduğu mu açıklanmadı.
Başta da söyledik, tekrar edelim. Ortada bir kriz durumu yok, iki ülkenin karşılıklı olarak gerektiğinde özellikle muhaliflere yönelik bir bilgi paylaşımı durumu var. Yılmaz S.’nin tutuklanması da bu atmosferde bir pürüz sadece.