Türkiye, üç önemli seçimin arifesinde bulunuyor. Ama daha ilk seçimi yapamadan art arda patlayan kasetlerle siyasi krize girmiş bulunuyor. Darbe suçlamaları ve tehditleri havada uçuşuyor. Öyle ki seçim çalışmaları başlarken, seçimlerin yapılıp yapılamayacağı bile tartışma konusu oluyor. HDP, krizden çıkış için erken genel seçim öneriyor. Sırada daha birçok kaset olduğu düşünülürse HDP’nin önerisini ciddiye almak gerekiyor.

Yayınlanan kasetler gerçek mi, montaj mı sorusunun bile anlamı kalmıyor. Kaldı ki bunu açığa çıkaracak bir kurum da bulunmuyor. Böyle olunca kamuoyundaki algı AKP’yi sıkıştırıyor. AKP’nin panik halindeki çırpınışları, acilen yasa değişiklikleri, toplu tayinler vb. şüpheleri daha da arttırıyor. AKP Hükümeti içte ve dışta güvenilirliğini yitiriyor. AKP kendi kurduğu sistemin pençesinde kıvranıyor. Düşünün ki, bu iktidar devrinde aynı yöntemlerle binlerce Kürt siyasetçi belediye başkanı, milletvekili denilmeden KCK üyesi diye tutsak alınmıştır, yıllardır zindandadır. Ergenekon-Balyoz vb. davalarda da dinleme kayıtlarından başka delil yoktur. Başbakan bile bazı sanıkların masum olduğunu söylemiştir. Bazı sanıklar ise halka karşı işledikleri suçlardan ötürü hiç yargılanmamıştır bile. Operasyon AKP muhaliflerini her yöntemle tasfiye etmekten ibarettir.
Son kasetler ve bu arada yayınlanacak yeni kasetlerin sahteliği-gerçekliği daha çok tartışılır. Ama kimse iddiasını ispat edemeyebilir. Bu durumda AKP’nin tepkisi, halkın algısı ve niye bu kasetlere inandığı önem kazanıyor. Örneğin Demirtaş, Kışanak, Kürkçü, Sabahat Tuncel, İdris Baluken ve diğer BDP-HDP liderleri hakkında böyle milyonlarca dolarlık-euroluk yolsuzluk kasetleri yapılsa kimse ciddiye almaz. Kendileri de gülüp geçer. Ama AKP liderleri hakkındaki kasetler, hem kendilerini çılgına çevirmiş, hem de halkın tepkisine neden olmuştur. Bu durumda AKP’nin meşruiyeti tartışma konusu olmaktadır.
Esas sorun, AKP siyaseten miadını doldurmuş görünüyor. 12 sene önce AKP’yi birinci parti yapıp iktidara taşıyan siyasi şartlar değişmiştir. Düşünün ki 2002 seçimlerinde yüzde 36,5 oy alan AKP itirazsız olarak iktidara oturmuştur. Hatta hukuken başbakan olamayan Recep Erdoğan’ın pürüzleri Deniz Baykal ve CHP desteğiyle çözülmüştür. O günden sonra şartlar hep lehte gelişmiş ve AKP oyları yüzde 50’ye gelip dayanmıştır. Ama AKP “yüzde 50 oy desteğimiz var” diye övünürken, Erdoğan “Ustalık dönemine geçtik” derken en büyük krizin içine yuvarlanmıştır. Demokrasiden söz edilecekse, yüzde 99 oy alsanız bile, sadece size oy verenler değil vermeyenler de meşruiyetinizi kabul etmelidir. Oysa AKP büyük bir meşruiyet krizine girmiş bulunuyor.
AKP’nin krize girmesindeki en büyük neden Kürt sorunundaki çıkmazıdır. Kürdistan Özgürlük Hareketini tasfiye etmek iddiasıyla iktidara gelen ve her türlü destek verilen AKP iktidarı bunu gerçekleştiremedi. Sınır ötesi imha operasyonlarına, KCK tutuklamalarına ve her türlü zulmüne rağmen Kürdistan halkı direndi ve yenilmedi. Bundan sonra gündeme getirilen Oslo ve İmralı süreçleri, hem AKP hem de Türkiye için bir şanstı. Ne var ki AKP her iki sürecin de özüne uygun ciddiyet-kararlılık göstermedi. Bu süreçleri uzatıp zamana yayıp Kürtleri oyalama ve faka bastırıp tasfiye etme süreci olarak gördü. Hem süreci hem de kendisini riske soktu. Cemaat ve AKP arasındaki sürtüşmede Kürt sorunu ve çözüm yolunun temel konu olduğu unutulmamalıdır. Cemaat ve AKP arasındaki kavganın, devlete tümden egemen olma ve büyük rantlar gibi birçok nedeni olsa da, bu kavgalar da bugün Kürt sorunu üzerinden yürütülmektedir. Gezi direnişiyle AKP’nin karizması çizilmiştir. Ama AKP bunu anlamak yerine ezmeye kalkışmış, elini bir daha masumların kanına bulamıştır. Kaset savaşlarıyla da AKP’nin alnına yolsuzluk-hırsızlık damgası vurulmuştur.
Ok yaydan çıkmış ve savaş daha da kızışacak gibi görünüyor.
Hükümet, meclis, yargı, emniyet birbirine girmiş durumda. Kimsenin kimseye güveni yok. Uyuyan çeteler uyandırılıp HDP ve BDP üzerine sürülüyor. Bu şartlarda demokratik bir seçim olması da beklenemez. AKP elindeki tüm olanakları zorlayıp bir seçim zaferi daha kazanmaya çalışıyor. Böylece bütün yolsuzlukların, hukuksuzlukların üstüne bir şal örteceğini sanıyor. AKP liderleri geçmişte aldıkları ve gelecekte alacaklarını hayal ettikleri oy oranlarıyla avunuyor. Ama onlar demokrasinin sadece oy olmadığını, hele hele şaibeli seçimlerde alınan oy olmadığını unutuyor. Böylece hem kendilerini hem de halklarımızı ateşe atıyor. MGK’nin cemaati bitirme kararı da bu krize bir çözüm olamaz.
Bu şartlarda HDP’nin demokratik bir seçim yasasıyla erken genel seçim önerisi bir çıkış yolu olabilir. Yoksa kaos daha da artacaktır. AKP de bu kaosun altında kalacaktır.