Şöyle yağmur yağdığında kömürden kara olur bazen hava ve anında içimiz benzer havaya ya... Tam o sırada, yağmurun ilk damlasıyla renkleniverse her şey, açılsak çiçek gibi, rahatlasa hayat ve elbet biz! Hayatımıza tam da bu türden bir renk lazım. Anlık duygu durumlarımıza güzel bir yanıt. Ancak bir yaratıcı akla gereksinmesi varmış o kadar.

Yapmışlar işte. Bu dediğimden, Güney Kore’de hem de. Kasvetli Muson yağmurları için hazır bekliyor. Seneye artık...

Malumunuz Güney Kore ve iklimdaş memleketler, muson sezonu diye bizim pazartesi sendromumuzdan hallice ve daha can yakıcı, ağaç sökücü, ev yıkıcı bir sezon yaşarlar. Yerin altı üstüne gelir. Bu yoğun yağışlı dönem insan bünyesinde (eğer kapılıp gitmiyorsa sel suyuna ya da yağmurdan sonra bir ağacın tepesinde değilse hala) epey sarsıcı etkiye sahip: Karamsarlık, sönüklük, bıkkınlık... Tüm bu hallere iyi gelecek bir projeyi geliştiren yaratıcı zekalar, sanatçılar, yağmurdan önce ve yağmurdan sonrayı yapmışlar. Görselleri harika. Muson projesi denen bu çalışmada yağmur yağmaya başladıktan bir süre sonra yalnızca ıslandığında gözükebilen özel bir boya kullanılmış. Şemsiyeler hem de rengarenk, çiçekler, balıklar, kuşlar, bahar dalları... Aklınıza içinizi ısıtacak ne kadar renk geliyorsa işte... Yağmur ki sıradan bir yağmur değil burada bahsettiğimiz, başımızı eğmişken yere, birden her damla ile birlikte hayatın tüm cıvıl cıvıllığını bir elbise gibi bürünüveriyor kaldırımlar, yollar... Bu yıl yağacak Muson Güney Kore’nin en azından bazı sokaklarında neşe dağıtacak sanki...

Ne güzel...

Kıskanıyor insan tabi. Yağmur yağdığında üzerindeki tüm bedbinliğin akıp gittiği bir çalışma da ruhumuza lazım elbet. Bizim sanatçılar bizden beter. Baka baka karardığımız üzümüz evet, ama bizden yalnızca kaliteli sirke oluyor kanımca. Birbirimizin sözünde demlenen acıları biriktirmekten başka iyi niyetli bir çabamız yok. Ölüyoruz, doğuyoruz, doğar doğmaz yine ölüyoruz, batıyoruz, çıkıyoruz, paçayı kurtarıyoruz, kurtaramazsak kaptırıyoruz bir yanımızı... Muson buralarda yok ama bir akrabası olsa gerek, üzerimize daim kıldığı bir yıkım boşaltıyor ha bire. 

Kanlı Pazartesi değilse de kırmızı Pazartesi işte günlerden. Oysa rengahenk bir umut dilemişiz de falımızda başka bir siyah çıkmış. Yalana dolanmış bir ömrün sokakları nek adar Muson yağsa o kadar dibe batmış. Orada bir yerde canımızı acıtıyor hayat. Orada bir yerde "bir başka hayat mümkün" çığlıkları siyahı gündüze akıtmış. Orada bir yerde... Kalmışız özcesi, kıpırdayamıyoruz da. Nerede o Güneşli Pazartesi’ler? Mesela bu Güneşli Pazartesiler, hırpalayan bir filmin adıdır. Gül gibi geçinip giderken birden bire işsiz kalan bir grup tersane işçisinin "yahu bu akşam ne götüreceğiz eve" deyişinin çaresizliğine bulaşan bir güneşin, insanı yoldan çıkarma girişimidir film. Hiçbir şey olamıyorsak güneş olalım deyu, bir gemiyi kaçırıp hem de, ilk kez sırf kendileri için maviliklere açılmalarıdır kahramanların. Sonrası gemiye binmeden birkaç saat önceki bedbinlik, ama olsun. O gün hava güneşlidir ve işe gitme derdi yüklenmeyen sefil bir pazartesidir, işte o kadar.

Seul sokaklarının gelecek seneki dikkat çekici kopyasıdır. Seul’ün caddelerine Musonu kıskandıracak güzellikler çizenler, fareye kapan kurmuş kedi gibidirler şu an. Muson yağsa da enselesek onu renklerimizle ve üstelik ne kadar yağarsa yağsın boya akmayacak, kokmayacak aksine daha bir canlanacaktır neticede...

Ezcümle, güneşli bir Pazartesi özlemiyle...