Katar-AKP patentli Kaşıkçı olayı
Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürüldüğü iddiası, Katar-AKP patentli bir tez olarak dolaşıma konuldu. Bu olaydan yola çıkan Katar, AKP ve Müslüman Kardeşler’in bir cephe olarak farklı hesaplar peşinde olduğu daha gerçekçi bir düşünce.
TARIQ HEMO
HABER/YORUM
Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim’de Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğu’na gittiği, bir daha çıkmadığı ve o zamandan beri de kendisinden haber alınmaması üzerine “kayboldu” açıklaması yapıldı.
Konuya ilişkin iki iddia ortalıkta dolaşıyor. Birincisi Konsolosluk yetkililerinin iddiası. Yetkililer, bürokratik işlemleri için Kaşıkçı’nın konsolosluğa gittiğini doğruluyor ancak işlerini bitirdikten sonra da çıktığını savunuyor.
İkinci iddia ise AKP hükümetine yakın kaynaklar tarafından gündeme getirildi. Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan Konsolosluğu’nun binasına girdiği ve burada öldürüldüğü şeklinde haberler ortaya atıldı. Araştırma yapılmadan AKP’ye yakın basın tarafından teyit edilmiş bir bilgi gibi Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında öldürüldüğü bilgilerinin paylaşımı da olayı ilginç hale getiren diğer bir boyut.
AKP basınının yanısıra Qatar ve Müslüman Kardeşler’e yakın basın da bu olayı olabildiğince işledi ve işi adeta Riyad yönetimi, özellikle de geleceğin kralı Suudi Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ı karalama kampanyasına dönüştürdü. Servis edilen yanlış haberler ve gerçekle uyuşmayan analizlerin AKP’ye yakın basında yayınlanması ile söz konusu karalama kampanyasının bir ayağının da AKP olduğu tümüyle ortaya çıktı. Katar basını Arap tarihinde öldürülen, suikaste uğrayan gazeteci ve siyasilerin öykülerini uzun uzadıya verdi.
Cemal Kaşıkçı olayının Katar, Müslüman Kardeşler ve AKP’nin kendi siyasi çıkarları için kullandıkları bir argümana dönüştüğü apaçık bir şekilde görülüyor. Suudi Arabistan’ı hedefleyen bu güçler, kendilerini “Demokrat” ve “Düşünce ve ifade özgürlüğüne saygılı” göstermeye çalıştı.
AKP araştırmadan hüküm verdi!
AKP hükümetinin kaynakları eliyle basına servis edilen fotoğraflarla, İstanbul’a giden bir grubun Kaşıkçı’nın öldürülmesinde rol aldıkları ileri sürüldü. Ancak sonradan bu grubun turist olduğu ve Suudi Arabistan Konsolosluğu’na gitmedikleri ortaya çıktı. AKP ve Katar medyası olay gündeme gelir gelmez Kaşıkçı’nın Bin Selman’a bağlı güçlerce ortadan kaldırıldığını savundu. Araştırma yapılmadan ya da konsolosluk binasına girilmeden medya üzerinden Kaşıkçı’nın öldürüldüğü hükmünün verilmesi, medya boyutunda olayla ilgili kriz masaları oluşturulduğunu gözler önüne serdi.
El-Hemed: Katar ve AKP’nin planı!
30 yıldır reformları savunan Suudi Arabistanlı yazar Turki El-Hemed yıllarca cezaevinde kalmış birisi. El-Hemed yaşananın sıradan bir olay olmadığı, AKP’nin iktidar olduğu Türkiye’de böyle bir olayın yaşanmasının olayın derin ve karanlık bir yüzü olduğunu göstermeye yettiğini söyledi.
El-Hemed, özetle, “Eğer Suudi Arabistan Kaşıkçı’yı tasfiye etmek isteseydi neden bunu konsolosluğunda yapsın ve eğer Kaşıkçı öldürülmekten korksaydı neden kendi iradesiyle konsolosluğa gitsin?” tarzı soruyla olayın farklı boyutları olduğunu izah etmeye çalışıyor. El-Hemed; “Bu karanlık olay AKP ve Katar’ın planı!” diyerek son noktayı koyuyor.
AKP isterse 72 saate aydınlatır
Dubai Güvenlik Sorumlusu Dahi El-Xeftan ise AKP’nin istemesi durumunda 72 saat içinde Kaşıkçı’nın yerini ve olayını aydınlatabileceğini vurguluyor. Olayda siyasi hesap olduğu ve hedefin de ‘Reformist Muhammed Bin Salman’ olduğunu savunan El-Xeftan, 2010 yılında İsrail istihbaratı tarafından Dubai’de bir HAMAS liderinin öldürülmesi olayının 72 saat içinde aydınlatıldığını hatırlattı.
Arap dünyasında AKP, Katar ve Müslüman Kardeşler’in bir cephede, diğer cephede de Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri olduğu ve büyük bir kutuplaşma ve düşmanlık olduğu biliniyor. Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Katar’a yönelik ambargosu ve Türkiye’nin Katar’a asker yerleştirmesinden sonra bu kutuplaşma ve mücadele daha da keskinleşti.
Bin Salman’ı marjinalleştirme planı
Katar, Veliaht Prens Muhammed Bin Salman’ı diktatör, eleştirileri kabul etmeyen ve karşıtlarını tasfiye eden Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ya da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi göstermeye çalışıyor.
Bu kampanya ile de ABD ve batı dünyasının reformcu olarak gördüğü Bin Salman ile ilişkilerini koparmaları ve tecrit edilmesini sağlamaya çalışıyorlar.
Şerk El-Ewsa yazarı Ebdullrehman El-Reşad da Kaşıkçı olayının siyasi İslam ve Katar’ın Bin Salman’a ve onun üzerinden sürdürülen ‘reform’ projesine karşı verdikleri savaşın aracı haline geldiğine dikkat çekiyor. El-Reşad bu şekilde reformların engelleneceğini ve İslam aleminde reform umudunu yitiren ABD ve batılı ülkelerin tekrar ‘ılımlı’ olarak ifade edilen siyasi İslamcıları muhatap ve ortak görmeyi hedeflediklerini vurguluyor.
Erdoğan karşıtı cephe harekete geçecek
Neden Kaşıkçı ve neden Türkiye? Bunlar önemli sorular. Kaşıkçı öldürülmüşse ya da yaşıyorsa bile bu olay iki cephe arasındaki savaşın yeni bir boyut kazanmasına hizmet etti. Herhalükarda Suudi Arabistan AKP’ye ve AKP etrafından kümelenen islami gruplara karşı yeni bir tavır ve politika belirlemek zorunda kalacak.
Arap coğrafyasına el atan Erdoğan, tarihteki Osmanlı sultanı gibi Arap dünyasına hakim olmak gibi bir role soyunmuş durumda. Ancak Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ona şiddetle karşı duruyor. Son olaydan sonra da Erdoğan’a karşı olan Arap cephesinin, yeni bir aşamaya geçeceğini söylemek en gerçekçi tespit olacak.