Kürt halkı ve Kürt kadını üç değerli evladını, Kürdistan özgürlük mücadelesi üç yiğit militanını kaybetti. PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez 9 Ocak günü öğleden sonra Paris’teki KNK(Kürdistan Ulusal Kongresi) Bürosunda ateşli silahlarla vurularak vahşice katledildi. Şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyor, amaçlarını başarma sözümüzü yineliyoruz. Kürt halkının acı ve öfkesi büyük. Tüm Kürtlerin ve dostlarının acılarını paylaşıyor, öfkelerini daha büyük bir mücadeleye dönüştüreceklerine inanıyoruz.

Olayın duyulması her alanda ve herkeste tam bir şok etkisi yaratmış durumda. Kürtlerin, Türkiye ortamının ve her alandaki demokratik güçlerin yaşadığı bu derin şok her şeyiyle belli oluyor. İnsanlar şaşkınlığından konuşamıyor, ne söyleyeceğini bilemiyor. Beklenmedik bir biçimde karşılaşılan bu acı olay herkesi şaşkına çevirmiş bulunuyor. Çünkü otuzbeş yıllık Kürt özgürlük mücadelesinde Avrupa’da bu tarzda yaşanan ilk olay oluyor.
Şimdiye kadar Avrupa’da sert-yumuşak çok çeşitli kitle eylemleri geliştirdilerse de, Kürtler hiçbir zaman silahlı eyleme başvurmadılar. Kürdistan’da yaşanan vahşi savaşı Avrupa’ya, Kürdistan dışındaki herhangi bir alana taşırmadılar. Savaşı Kürdistan’da tutma konusunda son derece ilkeli davrandılar. Kürtlere dönük de Avrupa’da böyle bir silahlı saldırı hiç olmadı. Onlarca Kürt siyasetçi değişik Avrupa ülkelerinde tutuklanıp yıllarca hapse kondu. Kürtlerin evleri, dernekleri basıldı. Kürt televizyonları ve dernekleri kapatıldı. Fakat hiçbir zaman böyle bir silahlı saldırı yaşanmadı.
Avrupa’da Kürtlere yönelik baskılara bütün devletler katıldılar. ABD yönetimleri, Kürt kurumlarına yönelik baskıları kendilerinin organize ettiğini kamuoyundan bile gizlemediler. TC hükümetleri ve elçileri, Kürtlere yönelik baskı uygulaması için her şeyi yaptılar, her tür imkan sundular, birçok komploya ve provokasyona başvurdular. Fakat bu biçimde alçakça bir saldırı hiç yaşanmadı.
Dolayısıyla kendilerini halklarının sevgilisi haline getirmeyi başarmış üç Kürt kadınına yönelik vahşi saldırı ilk oluyor. Güpegündüz Paris’in göbeğinde Avrupa’da tanınmış Kürt Kurumu olan KNK’nin bürosu basılıyor! Susturuculu olduğu söylenen silah veya silahlarla üç insan vahşice infaz ediliyor! Bunu da ne duyan, ne de gören oluyor! İşte insanları şoke eden ve şaşkın kılan, bir şey söyleyemez hale getiren durum budur.
Herkes şoke olup söz söyleyemez hale geliyor, ama bu duruma düşmeyen bazıları da var. 10 Ocak sabahından itibaren öne çıkıp olaya ilişkin bir şeyler söylüyorlar. Üstelik en son konuşan olmaları gerekirken, herkesten önce konuşmaya çalışıyorlar. Olay Kürt basınına bile yansımamışken, Türkiye’nin Zaman ve Yeni Şafak isimli gazeteleri olaydan söz ediyorlar. Tabi görüş ortak: “PKK’de iç hesaplaşma!”
Basında bu gazeteler öne çıkarken, siyaset dünyasında da Başbakan Tayyip Erdoğan ile AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik öne çıkıyor. Tayyip Erdoğan, Türkiye’de bile değilken, dünyanın bir başka ucundayken herkesten önce söze karışıyor. “Olayın bir provokasyon veya örgüt içi hesaplaşma olabileceğini” söylüyor. Yardımcısı Hüseyin Çelik ise bu kadar ihtiyatlı da değil, hemen “Olay örgüt içi hesaplaşmadır” diyerek kestirip atıyor. Dahası bunun üzerine uygun bir anti-PKK propagandası kuruyor.
Merdî kıptî şecaat arzederken sîrkatin söylermiş. Yani (hırsız)kişi yiğitliğini anlatırken hırsızlığını ele verirmiş! Bu iki gazete ve iki kişi de, PKK’yi suçlamak ve PKK aleyhine propaganda yapmak isterken, aslında kendi katilliklerini ya da katilin suç ortağı olma durumlarını ortaya koyuyorlar. Bunlar sıradan kişi ve gazete de değiller. Biri AKP Genel Başkanı, diğeri yardımcısı, gazeteler de fiilen AKP’nin yayın organları. Yani Paris’te işlenen alçakça bir cinayete ilk tepki AKP’nin en üst katından geliyor. Acaba neden? Bu cinayet AKP’yi neden bu kadar ilgilendiriyor? Nasıl oluyor da herkesten önce cinayeti AKP öğreniyor? Herkesten önce açıklama yapmaları bunu gösteriyor.
Bir de hepsi ortak ağızdan PKK’yi suçluyorlar. Olaya “Örgüt içi hesaplaşma” diyorlar. Peki nerden biliyorlar bunu? Eğer ispatlayamazlarsa, o zaman “Katil sizsiniz” demek gerekmez mi? Tayyip Erdoğan biraz muğlaklaştırsa da, Hüseyin Çelik ile söz konusu gazeteler son derece net konuşuyorlar. Herkesten önce konuşup “PKK içi hesaplaşma” diyerek ortamı yönlendirmeye ve PKK’yi suçlamaya çalışıyorlar. Burada açıkça gerçeği kapatma çabası var. Adeta ağır bir suçluluk psikolojisi ile olayın yönünü tersine çevirme çabası söz konusu.
Tabi olay siyasal gündeme bomba gibi düştü. Şimdi herkes Paris katliamını tartışıyor. Katiller henüz yakalanamamış olduğu için, herkes kendine göre bir şey söylüyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirmeye çalıştığı yeni sürece karşı bir provokasyon olduğu görüşü ağırlıkta. Bu konuda endişe belirten, uyarı yapan, akıl veren çok. Ağırlıklı yaklaşım olayın gerçekleştiği süreçle bağı yönünde.
Elbette bunlar birer görüş ve anlamları var. Fakat süreçle bağını iyi kurmak lazım. İmralı görüşmeleri daha on gündür kamuoyuna yansıdı. Yani bunu öğrendikten sonra böyle bir olayı planlayıp gerçekleştirmek imkânsız. Bu olayın en az birkaç aydır planlanıp hazırlanmış olması gerekir. O halde eğer İmralı’da geliştirilen yeni sürece karşı bir provokasyonsa, o zaman bu olayı yapanlar aylardır İmralı’da görüşme yapıldığını biliyorlardır. Peki bunlar kimlerdir? En başta MGK ve AKP çevreleri. Devletin derinliklerine gizlenmiş bazı güç odakları. İmralı sistemine ortak olan çeşitli dış çevreler.
Burada öne sürülen önemli bir görüş şu: AKP’nin Kürt sorununu çözmesini istemeyen bazı iç ve dış güçler bunu engellemeye çalışıyorlar, Paris katliamı da bu temelde gerçekleşen bir provokasyon! Bu görüş kendi içinde ve siyaseten mantıklı. Biz de böyle bir görüşün doğru olmasını isterdik. Fakat Tayyip Erdoğan, Hüseyin Çelik, Zaman ve Yeni Şafak’ın çabaları niye? Hiç kimse kendilerine bir şey demeden, kendileri ortaya çıktılar. Cinayete ilişkin açıklamalar yaparak olayı saptırmaya çalıştılar. Demekki olayın arkasında AKP var, AKP’ye bağlı bazı güçler var. Hüseyin Çelik bir ajan telaşıyla öne çıkıp net konuştuğuna göre, olayın arkasında o ve onun gibiler var.
Öyle anlaşılıyor ki, koordinatör bakan Beşir Atalay’ın “Teröre karşı entegre strateji” dediği bu oluyor. Bir yandan İmralı’da veya şurada-burada sözde görüşme yapacaksın, diğer yandan da BDP’lileri tutuklayıp Paris’te, Lice’de, Çukurca’da, Kandil’de de katliamlar yapacaksın! Yönetici kadrolarını vurarak PKK’yi, yönetici kadrolarını tutuklayarak da BDP’yi tasfiye etmeye çalışacaksın! AKP planı ve stratejisi işte bu! Bu nedenle Hüseyin Çelik’e sormak gerekiyor: Daha kaç tane cinayet timini PKK yöneticilerinin peşine taktın? Kaç katil grubunu nerelere gönderdin? Ne tür katliamlar peşindesin?
Kuşkusuz cinayetin Paris’te işlenmesinin ve gerçekleştiği zamanın anlamı var. Fakat daha anlamlı olan Sakine Cansız’ın hedeflenmiş olmasıdır. Sakine Cansız kişiliği Kürt, kadın, Alevi, Dersimli, PKK kurucularından olması itibariyle birçok önemi ve hassasiyeti birlikte taşıyor. Daha çok genç yaşta olmasına rağmen, 1970’lerin ortalarında küçük bir grup olan PKK’ye katılıyor. Dersim’in özgürlük arayan asi kızı olarak isyana kalkıyor. PKK kuruluş kongresinde yer alan iki kadından biri oluyor. 12 Eylül faşist-askeri darbesine karşı Elazığ ve Diyarbakır zindan direnişlerinin baş eğmez yiğit militanı olarak öne çıkıyor.
Zindan direnişçiliğini 1990’lı yıllarda dağa gerillaya taşıyor. Yıllarca çok değişik alanlarda gerillacılık yapıyor. Kürt halkının, kadınların ve ezilenlerin özgürlüğü için her türlü zorluğa katlanıyor. Kürdistan’da olduğu gibi, Ortadoğu’da, Avrupa’da, Asya’da her yerde çalışma yürütüyor. PKK yöneticiliği, KCK Yürütme Konseyi üyeliği, Kongra Gel Başkanlık Divanı üyeliği, PAJK ve KJB yöneticiliği yapıyor. Kısaca her zaman dik durmayı bilen baş eğmez bir kişilik, mücadele ile dolu bir yaşam, özgürlüğe adanmış bir ömür oluyor.
AKP’nin hedeflediği işte bu değerlerdir. PKK yöneticilerini katlederek PKK’yi parçalayıp yok edeceğini sanmaktadır. Ama Kürt kadınının ve Kürt halkının tüm dostlarıyla birlikte verdiği tepki, AKP’nin yanıldığını açıkça göstermektedir. Kürtler, kadınlar ve insanlık, özgürlük çiçeği bu üç güzel insana sahip çıkıp özgürlük mücadelesini daha da yükselterek AKP’ye ve onun şahsında tüm kan emicilere gereken dersi verecektir!..